Site Logosu

Gün Zileli

Aşk ve Devrim

Hukuk !!!

Adalet, Çin, Doğu Perinçek, Gün Zileli, Hukuk, ifade özgürlüğü, Jan Valtin Karanlığın Ötesinde, Nazi, Rejimler, Sovyetler Birliği, Stalinizm, Totalitarizm

 

 

Dün gece (26.2.26) Ahmet Dönmez’in programında “Fetullahçılıktan suçlanmış insanların yeniden topluma kazandırılması” konusunda Ahmet Dönmez’in sorularına yanıt veren Doğu Perinçek’i izledim.

Burada konuşmanın bütünü üzerinde duracak değilim. Belki bu ayrı bir yazı konusu olabilir. Bu yazıda sadece Perinçek’in konuşmasının sonlarına doğru ileri sürdüğü “hukuk siyasetin köpeğidir” deyişi üzerinde duracak ve buradan hareketle hukukun ne olduğuna ve çeşitli ülkelerdeki uygulamalara değineceğim.

Sanırım Perinçek, yukardaki deyişi ileri sürerken yasa ile hukuku karıştırıyor. Yasanın “siyasetin”, daha doğrusu devletin “av” ya da “çoban” “köpeği” (köpeklerden özür dileyerek) olduğu kanısı genelde doğru olmakla birlikte bunu “hukukla” karıştırmak büyük bir yanılgı ya da çarpıtmadır. Çünkü hukuk, esasen yasa tekelini elinde tutan devlete karşı toplumun, muhalif görüşlerin ve bireyin korunmasını ifade eder; bu amaçla getirilmiş ve kabul edilmiş yasa ya da kurallar bütünüdür. Elektrik akımını ileten telleri kablo ile kaplamazsanız çarpar. İşte hukuk, devlete ve yasalara karşı böyle bir koruma kablosu işlevi görür. Dolayısıyla hukuk, “siyasetin köpeği” yasalara karşı bireyin korunması işlevini yerine getirir. (Not: D. Perinçek, “hukuk demedim, yargı dedim” diye bir açıklama yapmış. Ben de bu notu koyarak düzeltmiş olayım. GZ)

 

Hukukun gerçekten var olduğu ülkelerde öyle bazı hukuk kuralları vardır ki, bunların ihlal edilmesi ya da ortadan kaldırılması tasavvur bile edilemez. İlk elde aklıma gelen birkaçını belirteyim: “Hiç kimse kendi aleyhinde ifade vermeye zorlanamaz. Bu tür ifadelerin yasal olarak geçerliliği yoktur”; ya da “suçlanan kişi polis ya da savcılıkta ifade verirken yanında avukatını bulundurma hakkına sahiptir.”; veya “her karar verici devlet kurumu, onun kararlarını iptal etme (Anayasa Mahkemesi) hakkına sahip kurumlarca denetlenmelidir” gibi…

Buradan Sovyetler Birliği, Türkiye ve en nihayet bugünkü Çin’de hukukun durumuna geçebiliriz.

Artık tarihe gömülmüş Stalin’in Sovyetler Birliği’nde (aslında süreç Lenin zamanında başlamıştı) hukuk fiilen ortadan kaldırılmıştı. Mahkemeler tek kişi diktatörlüğünün emir kullarıydı. Tek kişinin emirlerini yerine getirmeyecek olan mahkeme üyeleri (böyle bir örnek bile hatırlamıyorum ya!) kendilerini anında bir başka mahkemenin ya da doğrudan idam mangasının önünde bulurlardı. Bu ülkelerde bireyi devlet karşısında koruyan hukuk kuralları tamamen iptal edilmişti. Sanıklar, polisin uydurduğu ifadelerle kendilerini suçlayarak kendi mahkûmiyetlerini, çoğunlukla da ölümlerini talep ediyorlardı. Bunu yapmayı reddedenler mahkemeye çıkarılmadan NKVD bodrumlarında infaz ediliyordu. Dolayısıyla savcı ya da mahkemelerin somut kanıta ihtiyacı yoktu. Birer devlet memuru haline getirilmiş “avukat”lar müvekkillerinin ölümle cezalandırılmasını talep etmekle görevli devlet memurlarıydı.

Sovyetler Birliği’nde yargılama, sadece ve sadece tek kişi diktatörlüğünün ne kadar “haklı” olduğunu esasen dünya kamuoyuna göstermeyi amaçlayan bir gösteriden (Show trial denir) ibaretti. Devletin ve partinin bireylerin tepesine bütün ağırlığı ile çöktüğü böyle bir ülkede hukukun kırıntısından bile söz edilemez.

Hitler Almanya’sında bile tarihe gömülmüş eski Almanya’dan kalmış bazı hukuk kuralları hâlâ varlığını sürdürebilmekteydi. Örneğin, benim çevirdiğim Jan Valtin’in Karanlığın Ötesinde (Kibele, 2011) kitabında anlattığı gibi, Valtin, diğer yoldaşları gibi başının baltayla kesilmesinden, eski şefinin tanıklığıyla ve başı kesilen denizci arkadaşlarının polis ifadelerini mahkemede geri almalarıyla kurtulabilmiştir.

Ya da G. Dimitrov, Nazi Almanya’sında Reichtag binasını yakmaktan yargılanmış ama buradan mahkûm olmadan çıkabilmiştir. Elbette bunda Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanya’sına baskı yapmasının da rolü vardır ama o zamanın Sovyetler Birliği’nde böyle bir şey tasavvur bile edilemezdi.

 

Türkiye’de 1970-80 döneminde kâğıt üzerinde de olsa bir miktar “hukuk”tan söz edilebilir, en azından formel olarak. Fakat şu işe bakın ki bu formel hukuk sanıkların lehine bir ağırlık yaratmamış, tam tersine poliste ağır işkencelere yol açmıştır. Şöyle ki, sanığın mahkemeye çıkarılıp mahkûm edilebilmesi için savcıların ellerinde “somut deliller” olması gerekiyordu. Formel yargılama buna ihtiyaç duyuyordu. O zaman polis sanıklardan kendilerini suçlayan “delil”ler elde etmek için basıyordu işkenceyi. Bu dönemde emniyette işkencenin bu kadar yaygın ve şiddetli olmasının nedeni buydu. İnsanın, keşke mahkemeler böyle “delil”lere ihtiyaç duymadan mahkûmiyet kararı verebilselerdi diyesi geliyor. Hiç değilse o zaman insanlar böylesi bir yoğun işkenceden kurtulurlardı.

Nitekim 2000’ler Türkiye’sinde bu da gerçekleşmiştir. Artık mahkemeler mahkûmiyet hükümlerini “somut delillere” dayanmadan da verebilmektedir. İşte 2000’ler Türkiye’sinde siyasi sanıklara işkencenin oldukça azalmasının, hatta gereksiz hale gelmesinin nedeni budur. Artık mahkemeler, hiçbir “somut delile” ihtiyaç duymadan basıyorlar cezayı. Bu, Türkiye’de hukuk kurallarının artık hiçbir şekilde geçerli olmadığının göstergesidir.

 

Bugünkü Çin’in tek parti diktatörlüğünde bireylerin siyaset yapma hakkı fiilen ve tamamen ortadan kaldırıldığından siyasi suç diye bir şey de yoktur artık. Çin’de mahkemeler yoğun devlet kapitalisti uygulamaları nedeniyle tamamen bireysel yolsuzluk suçlarına yoğunlaşmışlardır. Çin, yoğun sansürle, ağır dijital denetimle ve her yerde hazır ve nazır gizli polis takibiyle “siyasi suçları” daha işlenmeye bile fırsat bırakmadan ortadan kaldırmaktadır. İroniktir ama Çin devleti “suç işleme özgürlüğünü” bile ortadan kaldırmıştır. Sadece kararlı birkaç muhalif aydın eğer “suç işlemekte” inat eder ve görüşlerini bireysel olarak “açıklamakta” ısrar ederse (bunun kanalları tamamen kapalıdır aslında) doğrudan ağır ev hapsine alınırlar ve böylece seslerinin duyulması önlenmiş olur. Bu koşullarda hukuk kuralları bile hiçbir işe yaramaz. Ortada “suçlu” yoktur ki, hukuk onları koruyabilsin!

Bugünün dünyasında hukuk sadece batı ülkelerinde hâlâ varlığını sürdürebilmektedir ama “burjuva demokrasisi” denen ülkelerde bu da siyaset nedeniyle (“Bosna kasabı” Radovan Karadžić’i mahkûm eden Avrupa mahkemeleri günümüzün “kasabı” Netanyahu’yu suçlamayı aklından bile geçirmez) epeyce körelmiştir.

Biraz karamsar bir yargı olacak ama hukuk artık yeraltı kazılarında gün yüzüne çıkarılan tarihi bir kalıntıdan farksız gibidir.

 

Gün Zileli

27 Şubat 2026

www.gunzileli.net

gunzileli@hotmail.com

 

2 Comments

  1. Anonim

    Matrix’e doğru tam gaz gidiyoruz abi.

  2. anonim

    Sayın Zileli,
    Hukuk tanımı üzerinde hukukçular uzlaşmış değiller. Siz de “Çünkü hukuk, esasen yasa tekelini elinde tutan devlete karşı toplumun, muhalif görüşlerin ve bireyin korunmasını ifade eder; bu amaçla getirilmiş ve kabul edilmiş yasa ya da kurallar bütünüdür.” demişsiniz. Başka tanıma dayanarak itiraz edenler de olabilir. Ancak anayasacılık hareketlerinin belirttiğiniz amaçla gerçekleştirildiği, anayasaların en başta temel hak ve özgürlüklere yer vererek güçsüz durumda bulunanlara hukuki bir dayanak sağladığı açıktır. Esasen bizim anayasamız bu gereksinimi karşılamaktadır. Konumuzla ilgili örneğin:
    “A. Mahkemelerin bağımsızlığı
    Madde 138 – Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.
    Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”
    Ne güzel değil mi? “Hukukun gerçekten var olduğu ülkelerde öyle bazı hukuk kuralları vardır ki, bunların ihlal edilmesi ya da ortadan kaldırılması tasavvur bile edilemez.” demişsiniz. Dediğiniz kurallar bizde var aslında. Sorun ihlal edilmesi ve ortadan kaldırılması meselesi. Örneğin değindiğiniz işkence konusu TCK’de şöyle düzenlenmiş:
    İşkence
    Madde 94- (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
    Bu hüküm, esasen uluslararası andlaşmalarda yasaklanan koşullardan bile ileri bir düzenlemedir. Ancak, istenildiği zaman düzenlemeler aşılabilmektedir. Özellikle iktidarın tek adamcı, keyfi politikası ve gücü buna meydan vermektedir. Belirttiğiniz gibi dünyada da, abd (ki trump dönemi) ve tam desteğindeki israil gibi ülkeler, hukuk kurallarından tabiri caiz ise azade kalabilmektedirler. Ara sıra dillendirilen “Hukuk, örümcek ağına benzer. Büyük avlar ağı delip geçerken küçük avlar ağa takılır.” sözünü biraz amiyane bulurdum. Şimdi daha çok hak veriyorum. Hukuk olsun isteniyor, ama başkaları için. Aksi halde, kaos içinde herkesle uğraşmak zor olurdu. Tümünü de bu kategoriye sokmayalım. Kırmızı ışıkta geçersen cezayı yersin. Komşun gürültü yapıyor diye kapısına dayanıp hastanelik edersen, sonucuna katlanırsın. Bu bölümü küçümsememeli, olmaması düşünülemez.
    Düzenlemelerimizi övmüş iken, gerektiğinde bunlar da aşılabiliyor aslında. 15 Temmuz sonrasında 668 sayılı OHAL Kararnamesi’nin 37 nci maddesi aşağıdaki gibi:
    “Sorumluluk
    MADDE 37-(1) 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”
    Yani aslında devlet, güvenlik görevlilerine; “Kafanız rahat olsun, gereği neyse yapın.” demiş oluyor. Bir hukuk var, son derece gerekli ve onsuz olmaz (Anayasa, İdare, Ceza, Borçlar, Eşya, Medeni Hukuk vs.); ama “olması gereken”den ciddi sapmalar var. Bu bence gücü elde tutanların kafa yapıları, hukuk anlayışları, hukuka saygıları ile alakalı bir şey. Niyetleri bozuk ise, sistem de bozulabiliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2026 Gün Zileli

Theme by Anders NorenUp ↑