Site Logosu

Gün Zileli

Aşk ve Devrim

Yanılgılar!

Değerlendirmeler, Gün Zileli, İdeolojik Biçimlenme, Tartışmalar

Aktüel siyasi gelişmeler üzerine ahkâm kesmekten hoşlanmam. Toplum öylesine kaotik bir yapı, siyasi güçler öylesine çapraşık oluşumların ürünüdür ki, ahkâmların yanlışlanması neredeyse kaçınılmazdır. Siyasi yapılar ya da siyasi yorumcular, buna rağmen her adımda yaptıkları tahlillerin yanlışlandığını görmezden gelip ortaya yeni tahliller atmaktan geri kalmazlar. Bunu, kendi varlıklarının bir vazgeçilmezi olarak görürler.

Oysa yakın gelecekte olacaklar hakkında “bilmiyorum” demek en doğrusudur. Çünkü karmaşık toplumsal ve siyasal aktüel gelişmelerin nereye varacağını bilebilmek için müneccim olmak gerekir.

Ben, bunun yerine, ortalıkta cirit atan yanlış bakış açılarıyla uğraşmanın daha yararlı olduğunu düşünürüm. Benim de hatalı görüşlerim vardır muhakkak. Biri bu yanlışlarımı gösterdiği zaman savunmaya geçmek yerine üzerinde düşünmeyi ve görüşümü düzeltmeyi tercih ederim.

Bu yazımda, son günlerde gördüğüm iki yanılgı üzerinde duracağım. Bunlardan biri, Kılıçdaroğlu’nun “birilerinin adamı olduğu” için böyle davrandığıdır.

Diğeri ise, Abdullah Öcalan’ın, “partilerin kapılarını balyozla kırarak demokrasi olmaz” diyerek iktidarın uygulamalarına karşı yıllardır ilk kez tavır alması karşısında, bunun Öcalan’ın bir manevrası olduğunu belirtip, onun geçmişteki özgürlük düşmanı uygulamalarına vurgu yapmaktır.

Kılıçdaroğlu’nun “birilerinin adamı” olduğu için böyle davrandığıyla başlayalım. Kılıçdaroğlu’nun gerçekten akıl sır almaz tutumunu ve fütursuzluğunu izah etmek için insan aklı hemen kolay izahatlara başvuruyor. Kafa böyle çalışınca da hemen buna ilişkin “kanıtlar” ortaya dökülüyor. Ben bu kanıtların fuzuli işgal olduğunu düşündüğümden neler olduklarını bile buraya taşımayacağım.

Oysa bunların hiçbiri geçerli değil. Ya da şöyle diyelim: Bu “ayan beyan kanıtlar” yıllardır biliniyordu da neden şimdi ortaya döküldü. CHP’nin lideriyken bu tür laflar yine vardı belki ama kimseye inandırıcı gelmiyordu. Ne zaman Kılıçdaroğlu, gerçekten iktidarın ya da devletin aparatı gibi davranmaya başladı, o zaman bunlar da “inandırıcı kanıtlar” olarak ortaya döküldü.

Kimse, Kılıçdaroğlu’nun davranışının ardındaki iktidar hırsının üzerinde bir saniye bile düşünmüyor. Oysa basit gerçek budur. Kılıçdaroğlu, CHP’de iktidarını kaybedince onu yeniden ele geçirmek için her türlü aracı kullanmaktan çekinmedi ve böyle bir yola girince de artık geri dönüşü mümkün olmadı.

Ben daha da ileri gidip, geçmişteki bütün siyasi olaylarda iktidar hırsının ve güdüsünün belirleyici olduğunu söyleyeceğim. İktidar hırsı ve güdüsü iktidar sahiplerinin ya da adaylarının elinde tehlikeli bir patlayıcıya dönüşür. Kılıçdaroğlu’nun akıl almaz tutumunun bundan başka bir izahı yoktur.

Gelelim Öcalan’a. Öcalan’ın daha başından, özellikle de örgüte Bekaa’da fiilen önderlik yaptığı dönemdeki kötülüklerini, insanlara uyguladığı zulmü ben de biliyorum. Ayrıca Öcalan, yakalandığı dönemden beri, yani 25 yılı aşkın zamandır her dönemeçte AKP iktidarına destek vermiştir.

İyi ya, böyle birinin yukarda sözünü ettiğim beyanı, bırakın bu beyanı küçümsemeyi ya da buruşturup bir kenara atmayı, çok büyük önem taşımaz mı? Her şey bir yana bu, iktidar cephesinin çatır çatır çökmekte olduğunun bir iktidar virtüözü olan Öcalan’ın ağzından ilanı değil midir? Öcalan’ın geçmişteki suçları, onun bugün söylediği hakkaniyetli sözlerini elimizin tersiyle bir kenara itmemize neden yol açsın?

Gün Zileli

26 Mayıs 2026

www.gunzileli.net

gunzileli@hotmail.com

zileligun1@gmail.com

46 Comments

  1. Anonim

    CHP’nin bu mücadeleyi sürdürme kapasitesi yoktur

    Erdoğan’ın bu saldırısını Marksist analizden bağımsız, sanki salt bir hukuk meselesi veya “demokrasi-otoriterlik” ikiliğiymiş gibi ele almak, yanıltıcı bir resim ortaya koyar. Çünkü CHP, “demokrasinin kalesi” olarak sunulamaz:

    Birincisi, CHP yapısal olarak emperyalizmle iç içedir. CHP lideri Özgür Özel, Mart 2025 protestoları sırasında CNN’e verdiği röportajda “NATO ile güçlü bir ittifakı ve Batı ile entegrasyonu destekliyoruz,” demekten çekinmemiştir. Gazze’deki soykırımın ve Ukrayna savaşının arkasındaki güç olan NATO emperyalizmini savunan bir partinin demokratik hak savunucusu rolüne soyunması derin bir çelişkidir.

    İkincisi, CHP kitlesel hareketi frenlemektedir. WSWS’nin Mart 2025 analizinde belgelendiği üzere, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından patlak veren kitlesel protestolar CHP liderliğini korkuttu. Özel, yüz binlerce kişiyi adliyeye yürütmeyi vaat edip bu vaadinden vazgeçti; çünkü kitlelerin devletle doğrudan yüzleşmesini istemiyor, hareketi seçim kanalına yönlendirmeye çalışıyordu. Bir siyasi liderin, kurultayına yapılan saldırıdan çok, saldırıya karşı bağımsız harekete geçebilecek olan işçi sınıfından korkması oldukça açıklayıcıdır.

    Üçüncüsü, CHP de belediyelerinde “sınıfa karşı sınıf” tutumu sergilemektedir. WSWS’nin analizi şunu saptamaktadır: CHP, yönettiği belediyelerde işçi grevlerine şiddetle karşı çıkmakta, kemer sıkma politikalarını uygulamakta ve özünde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile aynı sınıfın çıkarlarını temsil etmektedir.

    https://www.wsws.org/tr/articles/2026/05/21/zfut-m21.html

  2. Hür Hususi

    Görünüşte Kılıçdaroğlu/Özel kavgası,
    Özünde ise sistem içi bir hesaplaşma;
    Türk-İslam-Kemalizm üçgeninin yansımasıdır.
    Ortak noktaları T.C.’nin bekasıdır;
    T.C.’nin bekası ise Kürdistan düşmanlığıdır.
    Hangisinden yana olursanız olun,
    Sonuçta devlete hizmet etmiş olursunuz.

  3. İttihat ve Terakkiperver Cumhuriyet Halk Fırkası

    Aynı oyun, farklı aktörler:
    Dün A. Hamid – İttihat,
    Bugün Tayyip – CHP.
    Kürdler bu kıskaçtan kurtulup kendi bağımsız ulusal çizgisini kurmalıdır.

  4. Anonim

    “İşçiler, emekçiler, emekliler, çiftçiler, kadınlar, gençler bu iktidardan uzaklaşıyor. Ne var ki karşılarında ezilenlerin çıkarlarını savunan güçlü bir siyasi yapı görememeleri ve böyle bir yapı tarafından tutarlı bir politik çizgide harekete geçirilmemeleri onları büyük ölçüde pasif bir konuma hapsediyor. “Demokrasi için seferberlik”ten dem vuran Özgür Özel, halkın üzerine düşeni yaptığını söylüyor. Bu aslında faşizme karşı mücadelede üzerine düşeni yapmayanın bizzat CHP yönetimi olduğunun Özel’in ağzından itirafıdır. Burjuva muhalefetin kendine biçtiği misyon, CHP’nin haftada iki kez düzenlediği mitinglerde birkaç bin kişinin boy göstermesinden ve sandıklar kurulduğunda halkın gidip “yurttaşlık görevini” yerine getirmesinden ibarettir. Ancak bu şekilde faşizm asla yıkılamayacağı gibi hileli seçimleri bir meşruiyet aracı olarak göstermeye ve muhalefet alanını daha da daraltmaya devam edecektir. Emekçi kitleler önayak olunduğunda gerçekten de cesaretle mücadele alanlarına akmaktadırlar. Polis gazına, copuna rağmen sürdürülen işçi direnişleri, 1 Mayıslar, çiftçilerin, kadınların, öğrencilerin eylemleri bunun somut göstergesidir. Fakat CHP de, sendika yönetimleri de, ön almak bir yana mücadeleyi dizginlemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. İşin özü, faşist rejim karşısında işçi sınıfı ve tüm ezilenler açısından iş başa düşmektedir: kendi gücüne güvenerek bağımsız sınıf çıkarları temelinde örgütlenmek ve kenetlenmiş bir şekilde mücadele etmek! Bunun için kuşkusuz sınıf devrimcilerinin yol göstericiliği yakıcı ihtiyaçtır.”
    https://marksist.net/ilkay-meric/kan-kaybeden-rejimden-pes-pese-kilic-darbeleri

  5. İmran Adsay

    Cesaretli insanların dedikodusunu yapmak yerine insanlığa Evren’e faydalı yaratıcı diye bileceğimiz bir yazı yazsaydın.

  6. Şopi Homo

    İktidar hırsı dışında siyasal analiz için elimizde başka kavram yok gibi yazmışsınız, ilk bölümüne dair diyeceğim bu. Bu haliyle, kaba Marksistlerin her şeyi ekonomiyle açıklamaları gibi olmuş, illa her şeyi açıklayacak kocaman bir kavrama ihtiyaç duymak niye? Kılıçtar elbette iktidar hırsına sahip ama bütün olup biteni bununla açıklamak çocuksu ölçüde nahif..

    Öcalan konusundaysa: Bugün paylaştığınız saptaması, CHP’ya dair durumun geldiği nokta itibariyle çoktan aşılmış ve elbette “hayır haksız” denmesi de olanaklı olmayan basit bir saptamadan ibaret. Yani açıklamasına dair mesele, Öcalan’ın siyasal sicili değil, ortalamanın üzerine çıkmayacak bir açıklamayla ortalamanın üzerine kısa bir sürede çıkmış bir siyasal durumu açıklamaya/geçiştirmeye çalışması.. Elbette şu an fazlasını ondan beklemek de saftiriklik olurdu ama diğer taraftan DEM heyetinin bayramda Özel ile görüşecek olması dahi başlı başına ve şaşırtıcı ölçüde olumlu.. (zira DEM ve Öcalan bir süredir iktidar -dairesi içinde bir iletişim- partneri konumundalar)

  7. 17 Eylül

    Merhaba Gün Hocam…
    “Yakın gelecekte olacaklar hakkında..” Söz söylemek gerçekten de zor ve söylediğiniz gibi neredeyse yanlışlanması kesin “nafile” bir çaba gibi duruyor… Fakat buna rağmen sağlam bir ideolojik temel, geniş bir siyasal ufuk ve bunlara dayanan sezgisel yeteneklerle (kimleri tarif ediyorum ben…? 🙂 ) yine de öngörülü bir dizi yorum yapabilmek mümkündür diye düşünüyorum…
    İçinden geçtiğimiz süreçte bence esas belirleyici olacak şey “görevden el çektirilen” CHP yönetiminin göstereceği reaksiyona bağlı olacaktır…
    Yani bu “uygulamalar” kitlelere ve kamuoyuna parti içi klikler arası çekişmenin “mahkemede” “karara bağlanması” olarak kabul edilip yansıtılarak geçmiş davaya konu olay (?) olmaksızın yeni bir kongre süreciyle herşeyin düzeleceği tutumu takınmak esası itibariyle “parti içi iktidar” sorununu çözer…
    Oysa sorun genel iktidarın değiştirilmesi sorunudur… Yaşanan olaylar geniş toplum kesimlerinde bir rahatsızlık, öfke ve mücadele azmi yaratıyor… Bu öfke ve tepki sistemin görev ve yetki alanları açıkça belirtilmiş kurumlarının işlevsizleştiğini görmeyi daha da kolaylaştıracak sorgulamalara kapı aralıyor…
    CHP’nin “çıkmazı” da burada başlıyor… Kendisi müesses nizamın bir unsuru olarak sistemin ikiyüzlü bir varoluşa muhtaç olduğunu, bugün yaşananların da buna bir örnek oluşturduğunu propaganda edemiyor…
    Öcalan’a gelince… “bir iktidar virtüözü” olarak söyledikleri pekala da “CHP içindeki kliklerin uyguladığı yönteme ilişkin bir değerlendirmedir..” denilip geçilebilecek şeyler değil midir….?
    Sonuç olarak… Toplumsal olarak hareketli günlerden geçiyoruz… Kitlelerin birçok nedenle haklı öfke ve tepkilerini dışa vurdukları, yer yer sokağa çıktıkları bir dönem ve ne yazık ki böyle bir dönem Türkiye’deki Devrimci Marksistlerin yeterince kitleleri kucaklayamadığı toplumsal tepki dinamiklerinin CHP ile düzen sınırlarında tutulacağı bir dönem olacak gibi görünüyor….

  8. Gün Zileli

    “İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından patlak veren kitlesel protestolar CHP liderliğini korkuttu.” Çok doğru bir saptama. CHP mitingleri gelişen kitlesel hareketi çember içine almaya yönelikti ve yaptılar da.

  9. Anonim

    Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan ve DEM Parti Özgür Özel’in CHP’sinden yana

    Bahçeli’nin kankası Öcalan her zamanki gibi Kürtlere “Kürtlük ve milliyetçilik” yapmayın, Türkçü devlete hizmet edin demiş. CHP meselesinde de Özgür Özel tarafını seçerek “demokrasi havarisi” kesilmiş.

    Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan:
    “Orta Doğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Orta Doğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz. … Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur.”

  10. Gün Zileli

    İinsanların kökenlerine vurgu yapmak tipik ırkçılıktır…

  11. Siyonistlerin kökenleri

    Herkesi “Anti-Semitizm”le suçlayan Siyonist İsraillilerin çoğunun aslen “Ortadoğulu Semitik”ler olmadığını söylemek, yani onların “sarışın mavi gözlü Avrupalı” kökenlerine vurgu yaparak yalanlarını teşhir etmek de ırkçılık mıdır o zaman?

  12. Tür(k)lerin Kökeni

    “Haiti halkı günümüzde Fransızca kökenli bir dil konuşur; ancak bundan, ezici çoğunluğu zenci olan bu halkın ırkça Fransız olduğu sonucunu çıkarmak kimsenin aklına gelmez.” (Yanlış Cumhuriyet, S. Nişanyan)

    Türkiye halkı günümüzde Orta Asya kökenli bir dil konuşur; ancak bundan, ezici çoğunluğu Anadolu-Balkan-Kafkas kökenli olan bu halkın ırkça Orta Asyalı (çekik gözlü) olduğu sonucunu çıkarmak – aklı başında olan – kimsenin aklına gelmez.

  13. Trumpların göçmen kökenleri

    Göçmen düşmanı Trump’ın kendisi göçmen torunu, muhterem zevcesi de Slovenya göçmeni. Ama bunu sakın dillendirmeyin yoksa ya “ırkçı” olur, ya da ICEtapo tarafından sınırdışı edilirsiniz!

  14. Gün Zileli

    Irklara ve kökenlere kafayı takmak ırkçı bir eğilime işaret eder.

  15. pipsqueak'e 'mutlak butlan' mı geldi?

    pipsqueak’in sesi-soluğu epey zamandır çıkmıyor.

    Acaba Recep Tayyip Erdoğan, ona da mı ‘mutlak butlan’ kararı getirdi?

    İlkellerin hayatında ‘mutlak butlan’ diye bir konsept yok.

  16. Anonim

    Pipsqueak kendini şehir hastanesi doktorlarına emanet etmiş olabilir. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Şifalar dileğiyle. Lütfen çelenk göndermeyelim. Dualarınız yeterlidir.

  17. Pipsqueak

    Bu site kimyasal virüsleri engelledi ama biyolojik virüsler de az değil:
    – Örneğin televizyon-okul evliliğinden doğan İnternet dışkılarıyla beslenen “pipsqueak’e ‘mutlak butlan’ mı geldi?” ve “Anonim 29 Mayıs 2026”
    – Örneğin “insanlığa Evren’e faydalı yaratıcı” enayiler sayesinde dünyanın rezillikleri ve doğa-insan harabelerini görmeyen “İmran Adsay 27 Mayıs 2026” daha da fazlasını istiyor.
    – Örneğin Devlet’e karşı Kürtler Devlet kurmak istiyorlar. Hala enayi ile dolandırıcıyı kardeş yapan Baş belası NASYONALİZM avcılığında kullanılıyor!
    – Örneğin binlerce yıl önce “aynı ırmağa iki defa ayak koyulmaz”, ” istesek de istemesek de dünya sürekli değişmekte”, laflarını duymamış “daima değişen dünyayı anlamaktansa değiştirmek isteyen” devrimci enayi Marksistler, “meslekleri enayi avcılığı olan basın-haber dedikodu yorumcularının kırıntılarını benzerleriyle paylaşan yorum yorumcuları.
    – Örneğin “Şopi Homo 27 Mayıs 2026”. “Kaba Marksistler” (Baş belası MARKSİZM hala enayi avcılığında kullanılıyor!) Ben ekonomiden bile çok daha kabayım. Otlar ve bitkiler gibi güneş enerjisini gıdaya çevirebilseydik Ne Ticaret/Tüccarlar, Ne Banka/Bankerler, Ne Tüccarlarla bankacıları koruyan Jandarma Devlet ve politikacı yaltakçıları, Ne savaş, Ne Yasa, Ne Şekerleme/lokum dağıtan sağ/sol Devrimciler!
    Bu bir fantezi değil. Biyolojik virüsleri Amerikalara yaymaya giden ruhani misyonerlerin raporlarında yazılı.
    1. Buradakilerde “Ni Foi, Ni Loi, Ni Roi (ne inanç, ne yasa, ne kral” var.
    2. Buradakiler biz mermerler gibi sert değiller, ot/bitkiye benziyorlar. Ne desen “sen de haklısın” diyorlar ama değişmiyorlar.
    3. Biz inançlarımız için SAVAŞ yaparız, bunların tek inancı SAVAŞ!
    Kısacası biyolojik virüslerin elinde hasta olmuşlar dert yanıp durmaktalar!

  18. Eğer

    Eğer Özgür Özel; FETÖ’nün CHP’ye sızmasına göz yumduysa ne yapacaksınız Gün bey?

    Eğer Kemal Kılıçdaroğlu; FETÖ’yü CHP’den tamamen temizlemek için geldiyse?

  19. Gün Zileli

    Bir başka Kılıçdarcı uydurma…

  20. Anonim

    LOL. Asıl Kılıçdaroğlu FETÖ’nün has adamıydı. FETÖ’nün kaset operasyonuyla CHP’nin tepesine oturtulduktan sonra, partiye bir sürü FETÖ’cüyü ve liberali doldurdu. 15 Temmuz olayından sonra FETÖ’cüler devlet katından tasfiye edilince bu sefer Kılıçdaroğlu’nun sahibi (şey pardon, patronu) değişti.

  21. Gılışdar'ın yeni cemaat daddy'si

    https://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/nursuz-butlan-knin-isiki-410072

  22. Gün Zileli

    Tarih yazımında geriye doğru yazım genelde hayal ürünüdür.

  23. Anonim

    Merhaba Gün Hocam,
    “Tarih yazımında geriye doğru yazım genelde hayal ürünüdür” savınızı anlamakta zorluk çekiyorum.
    Okulda tarihin geriye doğru yazım olduğu öğretilir. Sizce hayal ile tarih arasında fark nedir?

  24. Anonim

    Gün Zileli haklı; “Tarih yazımında geriye doğru yazım genelde hayal ürünüdür.”

    Hem siyasî saldırı yapmak, hem kuru gürültü laf atmak için; hiç yaşanmamış tarihler uydurmak, tamamen saçma hikâyeler uydurmak moda oldu.

    “At izi, it izi”ne karıştı.

    Kılıçdaroğlu bile bunu artık tamamen anlamış olmalı ki; şu meşhur “FETÖ” kartını hemencecik öne sürüverdi…

  25. Küçükist öngörüler

    Geriye doğru yazım değil bu. Yalçın Küçük daha 2010’dan bu yana Kılıçdaroğlu’nun büyük sermayeyle, FETÖ’yle ve liberallerle olan ilişkilerini ifşa ediyordu ve Kılıçdaroğlu’nun oraya CHP’deki direngen kadroları tasfiye etmek ve tabanını pasifize etmek için oturtulduğunu bağıra bağıra söylüyordu. Bununla ilgili onlarca video, yazı ve röportaj bulabilirsiniz. O dönemde sadece birkaç sosyalist örgüt ve CHP’deki bazı muhalif kanatlar Yalçın Hoca’nın bu tezlerini ciddiye alıyordu. Şimdi ise Kılıçdaroğlu’nun misyonu iyice ayyuka çıktıktan sonra herkes bu noktaya gelmeye başladı.

  26. Anonim

    Genç bir okurunuz olarak bir gözlemimi sizle paylaşmak istiyorum. Eğer yanılıyorsam veya yanılmıyorsam, sizin cevabınız nedir? (Çünkü siz daha tecrübelisiniz.)

    “Sosyal meseleler”in hiçbir zaman “çözülemeyeceği”ni, “çözüme ulaşamayacağı”nı gözlemliyorum.

    İnsanlık tarih boyunca problemler yaşadı, problemler hiç bitmedi, 2026 yılına geldik hâlâ problemler var…

    Şunu zannediyorum, emin değilim:

    İnsan hangi çağın içinde yaşıyorsa, genellikle o çağa özgü problemleri birbirlerine anlata anlata (yani genellikle kendi çağdaşlarıyla dertleşe dertleşe) ömrünü tamamlıyor, ve bu hayattan gidiyor. Problemlerin çözüme ulaşması asla olmuyor.

    M.Ö. bilmem kaç yılı içinde de (o çağa özgü) problemler vardı, o çağın insanları birbirleriyle dertleşti, ve ömürlerini tamamladılar.

    M.S. 2026 yılında siz ve ben (bu çağa özgü) problemler ile cebelleşiyoruz, birbirimizle dertleşiyoruz, ve ömrümüzü tamamlayacağız.

    Peki; problemlerin “çözüm”ü?

    Yok!

    Sadece birbirimizle dertleştiğimizle kalıyoruz gibi hissediyorum.

    Bu konu hakkında birkaç cümle yazarsanız memnun olurum. Belki siz yaşça benden büyük olduğunuz için, tecrübenize istinaden benim henüz anlamadığım şeyler yazarsınız.

  27. Gün Zileli

    Sosyal problemler kaçıılmazsa çözümleri de kaçınılmaz. Ardından yenilerinin gelmesi ya da eskilerinin yeni biçimlerde sürmesi de kaçınılmaz. Bu böylece süüp gider.

  28. Gün Zileli

    Yalçın hocanın bir yanı da komplo teorileriydi.

  29. Gün Zileli

    Şunu kastettim: Bugün ortaya çıkan bir takım olguları hemen geçmişe doğru götürmek genellikle yanlış iz sürmeye yol açar.

  30. Anonim

    Gün Zileli hiç istemese de, gönülsüz olsa bile; Özgür Özel ile (ve Ekrem İmamoğlu ile) yanyana durduğunu, CHP içinde pıtırcıklanmaya, oluşmaya başlayan klikleşme sürecinde “Özel ve İmamoğlu” tarafını desteklediğine dair hissiyatım var.

    Dediğim gibi; bu bir “his”. Gün Zileli adına net konuşamam.

    “Atatürkçü taraf” nereye tekabül ediyor:

    • “Kılıçdaroğlu” kliği mi Atatürkçü?

    • “Özel & İmamoğlu” kliği mi Atatürkçü?

    Kılıçdaroğlu, RTE’nin çizdiği istikâmette yürüdüğüne göre; onun Atatürkçü olması gerçekçi değil. (Sözde, söylemde, “sahte” Atatürkçü olabilir.)

    Geriye sadece “Özel & İmamoğlu” kliği kaldığına göre; hakiki (1919 & 1923) Atatürkçülüğün yeni taşıyıcıları bu ikisi gözüküyor.

    Son kertede:

    “Gün Zileli ömrünün son yıllarını yaşarken; Atatürkçülüğe omuz vermek zorunda kalan bir anarşist midir?”

    sorusunu sorabilir miyiz?

  31. Rus usulû 'uysal' muhalefet

    CHP’ye Kemal Kılıçdaroğlu’nu tekrar getirerek partiyi “Erdoğan’ın plânları”na göre yeniden dizayn etmek,

    DEM’in Erdoğan’ın yörüngesiden ayrılmadan, Özgür Özel’e gösterdiği kısık sesli destek;

    Rusya’daki muhalefet sistemini akıllara getiriyor.

    Putin’in bütün Rusya’da muhalefeti dizayn etmesi gibi,

    Erdoğan’ın da bütün Türkiye’de muhalefeti dizayn etmek gibi bir niyeti var:

    https://www.youtube.com/live/U-PD-Fyf6ug

    Gazeteci “Hakan Aksay”ın yorumu.

  32. Küçük, muhteriz, muttarid darbeler

    Komplo teorisi falan değil. Yalçın Küçük’ün kitaplarını okursanız, onun diyalektik materyalist metodu kullandığını görebilirsiniz. Tabii, diyalektik felsefeyi Mao’nun kitapçıklarından öğrenmiş olanlar bunu anlayabilir mi, ondan şüphem var 🙂

  33. Fuat Avni

    Gün Zileli, FETÖ’ye hiç toz kondurmuyor.

    Acaba Zileli de mi “FETÖ”cü?

    😄 😄 😄 😄 😄

  34. Gün Zileli'nin zihniyeti

    Adnan Menderes’i siz asmadınız, ama sizin “zihniyetiniz” astı Gün bey.

    Eğer sizin “zihniyetiniz” Adnan Menderes’i asmamış olsaydı; bugün başınıza bunlar gelmezdi.

    Hani siz diyorsunuz ya: “Kabahati önce kendimizde arayalım, sonra başkalarının ne yapıp ne yapmadığına bakarız.”

    Önce siz kendi “zihniyetiniz”i eleştirin, Adnan Menderes’i asmış olmanızın cezasını ödeyin, sonra başka konulara bakarsınız.

    Hayatta her şey “hukuk” değil.

    Unutmayın:

    Adnan Menderes de “hukukî bahaneler” ile idam edildi!

  35. Anonim

    Sayın Zileli,

    Şu (ABD’nin Türkiye büyükelçisi) “Tom Barrack” isimli şahsın epey zamandır söylediklerini siz de duymuşsunuzdur.

    Kısaca şunu diyor: 21. yüzyılın koşullarına göre güncellenmiş, modern bir “Osmanlı İmparatorluğu” en makûl yol gözüküyor. Adı elbette “Osmanlı” olmak zorunda değil; ama Osmanlı dönemindeki yönetim modeli günümüz koşullarına göre güncellenmeli, ortadoğunun (middle east) geleceği bu yönde ilerlemelidir.

    “RTE & Bahçeli” ittifakının, “Abdullah Öcalan”ı da kendi kanatları altına almasından sonra:

    • Ülke genelinde mızmızlık yapacak tek odağın “Kemalizmin (Atatürk) bütün veçheleri” olduğu,

    • Bu Kemalist mızmızlık kaynağının (temelinin) hâlihazırda “CHP” olduğu,

    • Eğer “CHP” içinde “karışıklık” ve “savrulma (yalpalama)” yaratabilirlerse, sokaktaki sıradan vatandaşın siyasete olan güveninin büsbütün sarsılacağı,

    • “Kılıçdaroğlu”nun “CHP”nin başına yeniden getirilmesi ile, bahsettikleri bu “savrulma (yalpalama)”yı başlattıkları,

    • En nihayetinde “Kemalist muhaliflerin çıkardığı ses”in zamanla cılızlaşacağı, zamanla erozyona uğrayacağı,

    • Böylelikle “Tom Barrack”ın da işaret ettiği üzere; “Osmanlı benzeri” (güncellenmiş) bir yönetim modelinin getirilmesi için elverişli ortamın yaratılacağı “iddia” ediliyor.

    Bu “iddia” ile ilgili sizin görüşleriniz nedir?

  36. Gün Zileli

    Saçmalıklarla iştigal edilmese daha iyi olur.

  37. Gün Zileli

    Her türlü idamcı zihniyete, dolayısıyla Menderes ve arkadaşlarının idamına, ayrıca her türlü siyasi yargılamaya karşı olduğumu defalarca belirtmiştim. Ya siz?

  38. Gün Zileli

    İktidar kliğinin her türlü tertibine karşıyım elbette. Kılıçdaroğlu ve çevresi de bu tertibe alet olduğu için karşılarındayım. Buun “kemalistliukle” alakası yok.

  39. İki soru

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban” romanı ile ilgili görüşleriniz nedir?

    Özellikle “Ahmet Celâl” karakteri ile ilgili sizin yorumunuz nedir Gün bey?

  40. Gün Zileli 'Atatürkçü'dür

    Gün Zileli, “Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu”nu desteklediğine göre; “Atatürkçü”dür.

    Lâfı evirip-çevirmeye hiç gerek yok.

    Eğer “Atatürkçülüğe” karşı olduğunuzu iddia ediyorsanız; Ekrem İmamoğlu’na da, Özgür Özel’e de karşı olmak zorundasınız.

  41. Pipsqueak

    “Anonim 01 Haziran 2026″ / ” Genç bir okurunuz olarak…”
    Size göre “İnsanlık tarih boyunca problemler yaşadı, problemler hiç bitmedi, 2026 yılına geldik hâlâ problemler var…”
    Ne var ki insanlık tarihi, sadece modern insanı insan sayanlar için bile, en az 300 bin yıl (benim için 2 milyon veya 6 milyon). Bu tarihçiler modern insana homo sapien sapien (harfi harfine örneğin bu siteyi dolduranlar gibi “akıllı akıllı insan” demek) ve size verilen cevap böyle bir akıllı akıllının cevabı, yani daha ÖNCEKİ 290 BİN YIL YAŞAYAN İNSANLAR İNSAN DEĞİL! YA DA KENDİSİ GİBİ AKILLI AKILLI DEĞİL! Bu en azından bir hüsnükuruntu ya da kendini beğenmişlik.
    Eğer Trump’a benzer kendini dev aynasında gören, ha sağ ha sol hiç fark etmez, politikacıları bir yana bırakır da çok daha bilgili ve çok daha akıllı akıllı bilimcileri dinlersek, akıllı akıllılar son 300 bin yıl biyolojik olarak değişmediler, sadece kültürel olarak değiştiler. Kültür olarak bu hüsnükuruntu günümüz milletleri arasında da çok yaygın: IRKÇILIK!
    Son söz: Lütfen bunu size bir saldırı olarak ya da yazdıklarımı harfi harfine algılamayınız.
    Örneğin benim şakamsı olarak yabancı arkadaşlara aktardığım bire espri var: Dünyanın en ırkçı insanı daha önce kendi dilini bilmeyen bir yabancıya hiç rastlamamışsa, “bu, bizim dilimizi bilmiyor diyeceğine”, “bu, konuşmasını bilmiyor der!”
    Yine de bu 290 bin yıllık insan tarihini insan tarihi saymayanları atfetmek çok zor.

  42. Gün Zileli

    Düz mantık!

  43. Gün Zileli

    okuyalı çok zaman oldu. Yapay Zeikâya sorun. 🙂

  44. Pipsqueak

    “Anonim 31 Mayıs 2026″: Gün Zileli haklı; “Tarih yazımında geriye doğru yazım genelde hayal ürünüdür.””
    Haklısınız ama sözüm ona gerçekleri aktaran tarihçilerin tarihleri, sözüm ona eğitim görmüşler de dahil, insanın insanı tanımasına hiç de yardımcı olamadı. Zaten artık çok kısıtlı bir kesim dışındakiler televizyonda doğuyor ve televizyonda büyüyor. Şimdi de diğer bir eğlence kaynağı, İnternet, çıktı. 68cilerden biri bunları kitaba çevirdi: “Seyirci Toplumu”. Ben bunlara “Dikizciler Toplumu” derdim: Başkaları beceriyor seyirciler heyecanlanıyor.
    Okullar insan yetiştireceğine insanı bir mesleğe hazırlamaktalar. Bazıları sokakları temizler bazıları ticaret-politika dünyasını ele geçirip kendine bir oyuncak ederler. Bu iki kutup arası milyonlarca meslek-köleleri var.
    Dünyayı oyuncak edenler emir verirler ve sonsuz az bir kesim hariç tüm dünya, sonsuz sayıda çok tarihçiler de dahil, el pençe divan dururlar.
    Üstelik tarihin kazananlar tarihi olduğunu kabul eden sayısız düşünürler ve hatta Marksist tarihçiler bile var. Bu açıdan bakınca, at izi ile it izi arasındaki fark düşündüğünüz kadar önemli değil. Tarihin kazananlar tarihi olduğunu gören bazı tarihçiler “alttan tarih” okulunu başlattılar.
    Bence kazanmayanların tarihi bile olmaz ama konu çok uzar.
    Çok kısaca belirtirsem: Kazananlar ortada cirit atmaya başlamadan önce ne zaman vardı ne de cirit atanların hünerlerini yazıya döken dalkavuklar tarihçiler. İNSANIN YAŞAM ÖYKÜSÜ OLUR.

  45. Pipsqueak

    “Anonim 01 Haziran 2026″ ve ” Genç bir okurunuz olarak…” İkinci cevap.
    En başta sonu gelmez dert: Daima sidik yarışı yapan TikTakTokçular dünyasının kapısını açmışsınız, siz de dert yanmışsınız. Ben de bari kurtlarımı dökeyim.
    Sanırım okumuşsunuzdur, “Bütün Giritliler daima yalan söyler, Ben Giritliyim, O halde ben de yalan söylüyorum!”
    Daha sonra, hiç değilse mantık ve matematiğin güvenilir olduğuna inanıldı, onlar da çürük çıktı. Son ve ağızlarda en fazla ve hala çiğnenen 17’nci yüzyılda doğan MODERN BİLİMİN su götürmez gerçekliğine inanç başladı.
    Bence siz de, benim gibi, Atatürk, Karl Marks ve solcu devrimcilerin taptıkları ve Batı’dan* ithal edilen, doğa ve insan harabeleri yaratan TEK GÜVENİLİR MODERN BİLİMİN eşsiz nimetlerinden yararlanarak büyüdünüz. Dünya çarkını çeviren Ticaretin sayısız becerilerinden bazı örnekler: İnternet, uçak, tren, otomobil,…, nükleer silahlar ve binlerce diğer öldürme aletleri…, okullar, hastaneler, robotlar, uzay turizmi ve gezegen kolonileri kurma ağız sulandırmaları. Sonsuz sayıda İŞ VE İŞÇİ BULMA çarklarını biz insanlar bunlardan yararlanarak çevirmekteyiz. Batı* bunu “eğer problem varsa, çözüm var ” amentüsü ile ifade eder.
    *NOT: Ben “Batı” kelimesini baş belası bir toplum biçiminin son örneği olarak kullanıyorum. Daha önce sayısız imparatorluklar ve krallıklar sürüleri peşine takıp dertten derde sürüklediler. Gerçi dertler Teknolojik-Endüstriyel devrimle (17’nci yüzyıl) çok daha hızlandı, barizleşti ve vahimleşti. Daha önceki uzun yıllarda tarımcılarla silahşorlar arasındaki anlaşmalı evlilik, mantık evliliğiydi ve ahtapotun kollarının (dokunaçlarının) her yere yetişmesi daha zordu.
    Her neyse, kısa cevap istediğiniz için kısaltacağım, bazı kısaltmalar için lütfen beni affedin.
    Modern insan 300 bin yıl önce Afrika’dan dünyaya yayıldı ve bu sürede insan biyolojisi değişmedi. Olanlar KÜLTÜREL değişmelerdi. En önemli ve en göz ve beyin kamaştıran sizin lafınızı ettiğiniz sonsuz dert yanmalarla dolu son 10 bin yıl kültürü.
    Bu konuyu işleyenler, çok az da olsa, var. Tarihçiler, şairler, sanatçılar, edebiyat yazarları, düşünürler ve en yakından inceleyen, adı üstünde, insan bilimi antropoloji çalışmaları yapanlar.
    Bu antropologlardan biri, Marshall Sahlins (1930-2021), ölmeden önce bu konuyu aşağıdaki son kitabında işledi:
    “The New Science of the Enchanted Universe: An Anthropology of Most of Humanity.”
    “Most of humanity” ilk 290 bin yıl. Geri kalan10 bin yıl kültürünün yarattığı din, Allah, bilim, para-servet, iyi meslek, iyi eğitim, ölümsüz/hastalıksız yaşam isteyen insan harabeleri. Bu harabelerden kurtulma çabaları da el ele gelişti: Örneğin rahatlık ve huzura erişmek macunları satan kurtarıcı peygamberler, bilimciler, sağ/sol devrimciler (yani laik din “XYZizmciler”).
    Türkçe: “Büyülü Evrenin Yeni Bilimi: İnsanlığın Çoğunluğunun Antropolojisi”
    290 bin yılla ilgili çok örnek var. Benim sevdiğim kurtarıcı ağına yakalanmış bir Hıristiyan misyonerle bir Eskimo arasında olmuş bir olay.
    Eskimo misyoneri dinler ve “bizim sorunumuz inanç değil, biz korkuyoruz” der. Yani beyaz ayı var, kurt var, donmuş gibi görünüp kırılan buz var…
    Araya giren muhabbet tellalları sayesinde her türlü dertten kurtulan misyonerin derdi bitmez. Yedikçe daha fazla yemek, obezlik, o kadar yeni değil.
    Amazonlarda benzeri kurtuluş peri masallarını duyanlar zehirsiz yılan, dişsiz kaplan hayal ederler.
    Sağ ve sol devrimcilerin dertlere çare vaatleri bile çok hafif ve hatta tuhaf.
    Koloniler sayesinde zenginleşen Batı coştu. İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimleri arasında en radikal (kökten) vaat Fransa’dan yükseldi: ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, KARDEŞLİK! Bundan daha cömert, derinlere inen, kapsamı geniş bir vaadi, benim bildiğim kadar, şimdiye kadar kimse yapmadı.
    Sonucu siz daha apaçıkça dile getirmişsiniz:
    “Peki; problemlerin “çözüm”ü?
    Yok!
    Sadece birbirimizle dertleştiğimizle kalıyoruz gibi hissediyorum.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2026 Gün Zileli

Theme by Anders NorenUp ↑