Öyle sanıyorum ki bu yazım hayatımın ilk ve son spor yazısı olacak. Dünya kupası hummasına ben de kapıldım sonunda. Gece yarıları uyanıp maç seyrediyorum.
Gençlik dönemimde “hasta” Vefa taraftarı olarak gittiğim maçlarla kıyasladığımda her şey gibi futbol de çok çok gelişmiş. Favori takımları bir yana bırakalım, futbol Afrika’da da büyük gelişme göstermiş. Bu dünya kupası bunu açıkça ortaya koydu. Zaten futbolcuların neredeyse yüzde sekseni Afrika kökenli.
Gerçi, Mısır-Arjantin maçında Mısır 2-0 öndeyken son on dakikada 3 gol yiyerek sahadan mağlup ayrılınca FİFA hakemlerini suçlayan “üçüncü dünyacı” ya da “ulusalcı” bir dalga da yükseldi. Bunda haklı yanlar olabilir. Benim aklım işin finansal yanlarına pek ermez ama ben yine de dışa değil (hakemi suçlamak) içe (kendini eleştirmek) bakmanın yeni yükselen Afrika futbolüne daha fazla yararlı olacağını düşünüyorum. Güzel iki gol atıp maçın bitmesine neredeyse 10 dakika kalmışken Mısır nasıl oldu da 3 gol birden yiyerek elendi. Böyle bir sonucun hakem kararlarıyla ortaya çıktığını ileri sürmek içe dönük eleştiriyi önler ve sonuç olarak size zarar verir. Bu, siyasette de böyledir, sporda da böyle.
Öte yandan, dünya kupasının bir ünlüler ya da yıldızlar şovuna dönüştürülmesi, neredeyse şampiyonlukla eşdeğer bir gol krallığı yarışının cereyan etmesi benim açımdan en rahatsız edici nokta.
Hakem Arjantin lehine penaltı kararı mı verdi, bu penaltıyı tartışmasız Messi kullanacaktır ya da Fransa penaltı mı kazandı, penaltı noktasına derhal Mbappe koşacaktır. Neredeyse onların gol krallığı skoru maçın kendisinden önemli hale gelmiştir.
Messi 4 penaltı kaçırdı, Mbappe ise bildiğim kadarıyla 2. Hele Messi ve Mbappe’nin kaçırdıkları son penaltılar görülmeye değerdi. İkisi de topa vurmadan önce felç olmuş gibiydi. Sonuçta gol krallığı yarışının kurbanı oldular. Tabii kendileri de böyle bir yarışa koştukları için sorumlu.
Oysa hareketli toplara vurmakta usta olan bu oyuncuların duran toplara vurmakta aynı ölçüde acemi olduklarını görmemek için aptal olmak gerekir. Bu sözüm takımların koçlarına. Tabii gerçekten otoritelerinin var olduğunu düşünerek söylüyorum bunu. Hareketli toplarda çok başarılı olan bir oyuncu duran toplarda aynı başarıyı gösteremez.
Ben olsam, penaltıları kaleciye attırırım. Çünkü kalecinin zaaf noktalarını en iyi kaleciler bilir. Bunu deneyen tek bir kişi çıkmaz elbette. Her şeyde olduğu gibi futbolde de ufuklar kapalıdır.
Gün Zileli
10 Temmuz 2026
Güzel bir yazı. Umarım dediğiniz gibi sonuncusu olmaz.
SORU: Türkiye’nin en büyük, en önde gelen, milyonlarca insanın tuttuğu ve sevdiği iki ünlü takım futbol oynuyor… Stat lebâlep dolu, milyonlarca vatandaş televizyon önünde… Birden oyun kızışıyor, beklenmedik bir şey oluyor, top kaleye giriyor, taraftarlar çılgınca alkışlıyor, gol yiyen takımı tutanlar haykırarak ağlıyor, bazıları kendilerini yerden yere atıyor… Goool goool gool!.. Yer gök inliyor… TV’ler haberi anında veriyor, ertesi günü gazeteler yaza yaza bitiremiyor… Bu haberin ilim, irfan, din, iman, ahlak, fazilet, bilgelik, insanlık bakımından (100 üzerinden) notu nedir?
CEVAP: (1) bile değildir, sıfırdır. Yüzde yüz önemsiz fâni bir olaydan ibarettir.
SORU: Büyük şehirlerimizi timsahlar, çıngıraklı yılanlar, kobralar, sırtlanlar, yaban domuzları ve benzeri vahşi ve muzır hayvanlar istila ettiler deseler inanır mısınız?
CEVAP: Başkalarına karışmam ama bendeniz inanırım. Şehirlerimiz bunlarla doludur. Gerçek timsahlar ve kobralar değil, mecazî mânada, insana benzeyen timsahlar ve kobralar. Bunları insanlardan ayırt edebilmek için özel, müstesnâ gözler lazımdır.
SORU: Bazı timsahlar polisle çatışırken vurulup ölen gençlere çok ağlıyor. Bunun sebebi nedir?
CEVAP: Timsahlar da elbette ağlar. Lakin onların ağlaması timsah ağlamasıdır. Timsahlar genç ölülerden çok hoşlanır.
SORU: Japonya’daki Nara şehrinde olduğu gibi bizde de bazı şehirlerin bazı yerlerinde geyikler serbestçe dolaşsa, halk onları sevse, yiyecek verse, ne iyi olur değil mi?
CEVAP: Maalesef bizdeki bir kısım hayvanların ahlakı, vicdanı buna el vermez. Bazı haydutlar geyikleri geceleyin boğazlar, sabahleyin dana eti diye satar. Yakalansalar bile tutuksuz yargılanıp, sonunda ya beraat ederler, yahut lâ şey bir ceza ile paçayı kurtarırlar.
Sorular cevaplar
Mehmed Şevket Eygi
https://www.istiklal.com.tr/yazarlar/sorular-cevaplar-948682h
“mağlup ayrılınca FİFA hakemlerini suçlayan “üçüncü dünyacı” ya da “ulusalcı” bir dalga da yükseldi.”
Böyle hemen kategorileştirmek de yanlış. Maçı seyrettim. Hakemin Arjantin’i sonuca doğru bir ittirmesi oldu bence. Mısır veya başkası, buna maruz kalan öncelikle kendine, hatalarına bakabilir. Bunla ilgim yok. Sempati ile baktığım Arjantin idi. Duruma tepki verince, hemencecik “üçüncü dünyacı” ya da “ulusalcı” bir dalga diye nitelenince, konu başka bir yere kaymış oluyor. Maç, hakem, somut haksızlık kayboluyor. Hakem bilinçli veya o gün gününde değildi. Arjantin’in seyirci potansiyelinden kaynaklanan bir çıkar hamlesi mi idi? Su molası benzeri miydi? Bunlardan emin değilim. Sonuçta, somut durumda bir haksızlık ortaya çıkmış oldu, o kadar.
Siz “eski kuşak”tan günümüzde numune olarak kalan birisiniz. Lenin’le ilgili hem kendi yazılarınız var, hem birkaç gün önce bile yayınlamaya hâlâ devam ettiğiniz “Yusuf Zamir”in yazıları var.
Simdi size çok mühim bir hatırlatma yapıyorum, dikkate alınız:
“Yeni kuşak”tan olan “Can Soyer”in, Lenin’le ilgili söyledikleri burada:
https://www.youtube.com/watch?v=HMzIJsSXyx0
Sizin gibi “eski kuşak”tan birinin yıllardır Lenin’le ilgili söyledikleri ile, “yeni kuşak”tan birinin Lenin’le ilgili söyledikleri arasında ne farklılıklar, ne benzerlikler varmış; bizzat kendiniz gözlemleyiniz.
• Çin’in 150 yılı (1876 – 1976)
https://www.youtube.com/watch?v=-UcQ-RC6WTo
Konuşmacı:
Ahmet Meriç Şenyüz
(Çevirmen ve çeviri editörü)
_____________________________________________
• Çin’in 50 yılı (1976 – 2026)
https://www.youtube.com/watch?v=H_dfdiAbUxE
Konuşmacı:
Erkin Öncan
(İstanbul Üniversitesi: Klasik Filoloji bölümü mezunu, ve gazeteci & çevirmen)
“MDD”cilere karşı “Behice Boran”ın “Sosyalist Devrim” tezi ne idi?
https://www.youtube.com/watch?v=dqqh09VHoNE
Konuşmacı:
Prof. Gökhan Atılgan
https://marksist.net/mahir-atilgan/dunya-kupasi-sermaye-ve-bayraklarin-golgesinde-futbol
Eğer zahmet olmazsa:
Bir anarşist olarak; “hukuk”la ilgili görüşünüz nedir?
“Hukuk” olumlu (pozitif) anlamda bir adalet fonksiyonu olmaktan öte; “salt cezalandırma aparatı” olarak da kullanılabilir mi? (Örnek: Türkiye)
Türkiye’de olan hukukun katlidir. Hukuk, mazlumu koruyorsa hukuktur.
çok uzunumuş. müsait bir zamanda izleyeceğim. Size e yazarım buradan.
İzlemeye çalıştım ama belki benim bilgisayarın köhneliği nedeniiyle izleyemedim. Buraya özet olarak ne dediğini yazarsanız ben de karşılığında bir şeyler yazarım.
Evet haklısınız; size izlemeniz ve kendinizce notlar çıkarmanız için ilettiğim videoların süreleri epey uzun. Bunun temel sebebi; konuyu mümkün olduğunca tümleşik hâlde anlatmak, tarih akışıyla yaşanan olayların arasındaki örüntüleri, sebep-sonuç ilişkilerini sağlıklı (manipülasyona mahâl vermeden) kurup izleyiciye arşivlik yayınlar sunmak.
Eğer size “özet geçersem”; tarih akışındaki örüntüleri, olayların kırılım noktalarını farkında olmadan ıskalayabilirim, böylelikle siz kendi geçmiş tecrübeniz ile bu yeni yayınları sağlıklı bir şekilde analiz edememiş olursunuz.
Lütfen izlerken sabırlı olunuz. Eğer tek seferde (tek oturuşta) izlemek sizin için zorlayıcı oluyorsa; yayınlarda “timestamp” denen uzun bir çizgi var, o çizgide istediğiniz yerde yayını duraklatıp (“pause” yapıp), biraz dinlenip, sonra kaldığınız yerden izlemeye devam edebilirsiniz.
Bir tavsiyem daha var:
Siz artık 80 yaşına geldiniz, “insanların konuşma hızları”nı dikkatiniz dağılmadan takip edebiliyor musunuz / edemiyor musunuz; bunu bilemem.
Eğer “hızlı konuşan insanlar”ı dinlerken dikkatiniz dağılMIyorsa; bilgisayardan izlemeyi tercih ediyorsanız, YouTube ekranının “sağ alt köşesi”ndeki “çark sembolü”ne bir kez tıkladığınızda, size “izleme/konuşma hızı”nı (speed) yükseltmeniz veya düşürmeniz için birkaç ölçüt (birim) sunacak.
(Not: Eğer “cep telefonu”ndan izlemeyi tercih ediyorsanız; bahsettiğim “çark sembolü”, genellikle YouTube ekranının “sağ üst köşesi”ndedir.)
Eğer “yavaşlatmak için hız birimleri”ni (mesela “0,5x” ve altındakileri) seçerseniz; konuşmalar epey yavaş olur, ama yayının süresi daha da uzar.
Eğer “hızlandırmak için hız birimleri”ni (mesela “1x” ve üstündekileri) seçerseniz; konuşmalar epey hızlı olur, böylelikle hızlı konuştukları için yayının genel süresini de kendinizce kısaltmış olursunuz. Burada asıl mesele; onlar hızlı konuşurken, sizin dikkatinizin dağılıp / dağılmayacağıdır. Buna ancak kendinizi test ederek karar verebilirsiniz, “hız tercihiniz”i ona göre yaparsınız.
Tekrar ediyorum:
Sabırlı olmanızı, ve bütün bu yayınları dikkatle izlemenizi öneriyorum.
Sizin gibi “eski kuşak”tan birinin yıllardır Lenin’le ilgili söyledikleri ile, “yeni kuşak”tan birinin Lenin’le ilgili söyledikleri arasında ne farklılıklar, ne benzerlikler varmış; bizzat kendiniz gözlemleyiniz.
“Çin” ile ilgili olan, ve “Behice Boran” ile ilgili olan yayınları da izlemeyi ihmâl etmeyiniz.
Teşekkürler. Tavsiyelerinizi yerine getirmeye çalışacağım. Fakat şimdiden şunu söylemeden de geçemeyeceğim: Bu genç arkadaşlar bilgi satmaya pek meraklı. Üstelik herkesin bildiği, genel geçer şeyleri sanki büyük bir keşif gibi belirtmeye önem veriyorlar ve bu da programları gereksiz yere uzatıyor. Lenin bahsinde (Rusya tarihi demiyorum) Narodniklerin ya da Lenin’in asılan kardeşinin hiç yere yok bence. Yani Lenin’in izlediği yolda kardeşienin asılmasının bindebir rolü yok. Neden şişiriyorsunuz ki. Bilakis bu hız çağında yazılı metinleri olsun, videoları olsun en öz halinde sunmakta fayda var. Burada bilgi yarışması yapmıyoruz. Bu genç arkadaşlar, bu yolla kendilerini izleyenler üzerinde daha baştan bir bilgi iktidarı kurmaya çalışıyorlar ama bizim gibi iihtiyar kurtlar yemez bunu!!!
Eleştirinizi anlıyorum, haklı bir eleştiri. Dikkat ederseniz “eski kuşak” ile “yeni kuşak” kıyaslaması derken; buna benzer eleştiriler getireceğinizi de tahmin etmiştim.
Şu “bilgi iktidarı olup / olmamak” hususunda, konuyu biraz daha açımlayayım size:
Bu yeni kuşak “genç” anlatıcıların (konuşmacıların), konuyu mümkün olan en geniş çapta (sizin gereksiz olduğunu düşündüğünüz olayları ve kişileri bile dahil ederek) anlatmasının temel sebebi; izleyici kitlesinin konu hakkında hiç ama hiç bilgisi olMAması, konuyla daha önce hiç ama hiç teması olMAyan çoğunlukla yaşça genç kitleden oluşmasıdır, ve bu genç kitlenin vaktinin çoğunu internette geçirmesidir. Yani “yeni nesil” eğer tesadüfen de olsa Lenin’le ilgili birşeyler öğrenmek istiyorsa; bunun için ilk önce Lenin’le ilgili yazılmış kitapları okumaya koşMUyorlar, veya sizin gibi metin hâlinde (“tefrika”) Lenin’le ilgili yazı dizilerini tek tek okumak için websitelerini arayıp-bulmak gibi herhangi bir çaba göstermiyorlar. İstediğimiz kadar “eleştirelim”; gençlerin bu davranışı değişmiyor! O-k-u-m-u-y-o-r-l-a-r !
Bu sebeple, konu hakkında hiç teması olmayan bu “yeni nesle”; Lenin’in tarihini anlatmak, Çin’in (Mao’nun ve Çin Devrimi’nin) tarihini anlatmak, Behice Boran’ın tarihini anlatmak pozisyonunda kendini yetkin gören konuşmacılar, mümkün olan en kapsayıcı, en geniş şekilde olayları (ve kişileri) anlatmayı bir tür misyon olarak kabul ediyorlar. Böyle bir misyonu kendilerine layık gören konuşmacıların (anlatıcıların); “bilgi otoritesi gibi davranması”nı biraz tolere edilebilir buluyorum, ama büsbütün onaylamıyorum.
Bizzat siz de yazdınız; “eski kurtsunuz”. Zaten ben sizi yıllardır okuyan bir okurunuz olarak “eski kurt” olduğunuzu bildiğim için; bu “yeni neslin” YouTube linklerini size getirdim. Konu hakkında tecrübeli olan sizin gibi birinin;
• Hem videolarda anlatılanlarla ilgili eleştirilerinizi paylaşmanız için,
• Hem de “yeni nesil bilgi aktarma platformları”na aşinalık kazanmanız, mümkünse (sabrınız varsa) bu platformlara konuşmacı olarak katılarak eleştirilerinizi direkt “o platformda izlemeye gelen genç nesle” iletmeniz için Gün bey.
YouTube’daki kanalın sahibi “The Çatay” mahlaslı biri; yüzünü, karakterini saklayan biri değil (eleştirilere de gayet açık).
Arzu ederseniz kendisi ile iletişime geçip; kendi perspektifinizi onunla bir yayın yaparak aktarabilirsiniz:
Twitter (veya “X”):
https://x.com/Cataydost
Instagram:
instagram.com/thecatay
Lütfen dikkat ediniz:
• Burada mühim olan kısım; “The Çatay” mahlaslı kişi ile temas kurma imkânınızın olması değil.
• Mühim olan şudur: Onun platformuna izleyici olarak gelen (konu hakkında tamamen bilgisiz) yeni nesille; sizin gibi bir “eski kurdun” temas kurabilmesidir.
Yaşınız epey ilerledi, lütfen bu tür platformlara hiç olmazsa konuşmacı olarak katılın lütfen…
Not: “The Çatay” mahlaslı kişi sizi tanıyor. Eğer kendisiyle (“twitter & X” veya “instagram” aracılığı ile) iletişime geçip bir yayın talebinde bulunursanız; uygun olduğunuz bir takvimde ve saatte bir yayın programı muhakkak ayarlayacaktır.
1.54’e kadar telefondan izledim. O dakikada telefonun şarjı bitti. Şarj dolunca devam edeceğim. Dinlediğim bölüm Kurucu Meclis’in feshedilmesiydi. Can Soyer arkadaş, bu noktada Stalin’in yazdırdığı SBKP (B) yalanlar kitabının yalanını tekrarlamış ne yazık ki. O da şu: Meğer Kurucu Meclis’in seçim listeleri Ekim’den önce hazırlanmış listelermiş, Bolşevikler seçimi bu yüzden kaybetmiş. Birincisi, bu doğru değil. İkincisi, doğru olsa bile, her şey artık Sovnarkom’un elinde olduğuna göre bu seçmen listesini reddedip yeni seçmen listelerinin düzenlenmesini sağlayabilirdi. Bunu yapmayıp neden eski listelerle seçime gidilmesini kabul etti? Üçüncüsü, madem öyle olmuş, o zaman Kurucu Meclis’i kapatmak yerine seçim listelerini yeniden düzenleyip seçimi yenileyebilirlerdi, bunu neden yapmadılar. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmaz!
Ben kimseye yayın için başvurmam. Eğer merak ediyorlarsa onlar benimle bağ kursun arkadaşım.
Öte yandan, o kadar ayrıntılı program yapıp, iktidarın Lenin’in ne tür hileleriiyle ele geçirildiğinin üstünden atlamak da olacak şey değil. Lenin, iktidarın Sovyet kongresi toplanmadan bir gün önce alınmasında (Troçki bile bu konuda ayak sürümüştür) ısrar etmiştir. Çünkü bunu gören Sovyetlerdeki diğer partilerin (Sol SR’ler hariç) Sovyet kongresini terk edeceklerini ve böylece Sovyet partieriyle koalisyona gitmeyip Sovyetin tek egemeni olarak bir sovnarkom kuracağını hesap etmişti. Nitekim öyle oldu. Lenin dahi bir hilabazdır. Can Soyer bunun üzerinden neden atladı acaba?
Nihayet bitirebildim. Lafı çok uzattıklarını söyleyeyim. Programın en büyük gaflarından biri de Çar’ın ve ailesinin vahşice katledilmesinin bir askerin “inisiyatifi” ile olduğunun ileri sürülmesidir. Utanç veriici bir yalan. Çar ve ailesi, köpeklerine varıncaya kadar Lenin’in emriyle ve Sverdlov’un denetiminde gerçekleşmiştir. UKTH konusundaki zırvalamalara hiç değinmesem daha iyi olacak. Son söz: bu gençler beyin olarak çok yaşlı!
“Ben kimseye yayın için başvurmam. Eğer merak ediyorlarsa onlar benimle bağ kursun arkadaşım.”
Keşke bu kadar katı olmasaydınız..
Normalde yumruklarınızı sıkarak saldırmak için bekleyen biri değilsiniz, sakin bir mizacınız var.
Ama şu internetteki yayınlara konuşmacı olarak katılıp / katılmama konusunda çok katısınız…
Keşke kimsenin sizi davet etmesini beklemeseniz, ve bizzat kendiniz “The Çatay” mahlaslı kişinin sizle yayın yapması için ısrarcı olsanız… Çünkü siz ısrarcı olMAyınca; Can Soyer ve onun gibi diğer kişilerin anlattıklarıyla biliniyor sadece olanbiten her şey!
Eğer bu “genç” konuşmacı/anlatıcı akradaşların “bilgi otoritesi gibi” davranmasını eleştiriyorsanız; bizzat siz de kımıldamalısınız, kimseden davet beklemeden, bir yayına konuşmacı olarak katılarak eleştirilerinizi net bir şekilde iletmelisiniz diye düşünüyorum.
Websitenizde yazdığınız eleştiri metinlerine; “yeni (genç) nesil” neredeyse hiç uğramıyor, çünkü hiç haberleri yok sizin websitenizin varlığından, “havanda su dövüyor gibi” oluyorsunuz neticede. Acı gerçek bu; ister umursayın, ister umursamayın!
Tekrar edeyim:
• Mesele; “The Çatay” mahlaslı kişi değil.
• Mesele: Onun platformuna izleyici olarak gelen “bilgisiz, tecrübesiz” genç nesillerle; sizin bir yayında konuşmacı olarak temas kuruyor olabilmeniz. Bu temas kurma imkânı hâlâ varken, siz de hâlâ hayattayken; konuşmacı olarak yayınlara bağlanmayı ciddi ciddi düşünmenizi öneririm, kimseden davet beklemeyin lütfen, bizzat kendiniz bir yayında konuşmak için ısrar ediniz.
Keşke bu kadar katı olmasaydınız..
13 Temmuz 2026 at 17:44
Artık yaşlandığımı iyice anlamaya başladım. Gün Bey kadar olmasa da yaşlı denebilecek bir emekliyim. Gün Beyi -biraz da vakit bolluğundan- büyük oranda takip ediyorum. Siyasetle yakından ilgili değilim. Yaşlılığımdan dem vurmam bir yorumla ilgili oldu: Herhalde genç olan bir arkadaşımız “konuşmacı olarak yayınlara bağlanmayı ciddi ciddi düşünmenizi öneririm, kimseden davet beklemeyin lütfen, bizzat kendiniz bir yayında konuşmak için ısrar ediniz.” demiş. Şoke oldum desem biraz abartmış olurum ama afalladım. Demek ki bizim zamanımızdaki normal insan ilişkileri bayağı değişmiş; anormaller normal olmuş. Seksen yaşına gelmiş, bana göre, Türk solunun tarihine, – çok ve de çok nadir olarak/benim ilk defa gördüğüm bir değer olarak – kendini aşıp maskesiz ortaya koyarak, bir şey satmaya çalışmayarak yazdığı anıları ile en büyük katkıyı yapmış birisi (diğer kitap ve yazılarını saymıyorum), bir yayına konuşmacı olabilmek için yalvaracak (ısrar ediniz demiş ama, aynı anlama gelir bence). Yahu arkadaşım, madem adamın ismini adresini biliyorsun, bir mesaj atıver de, adam Gün Bey’in muazzam birikim ve yaşanmışlıklarından istifade etme fırsatını kaçırmasın. Sonra Gün Bey’e yorum gönderebilirsin: “Sizi programa çağıracaklar Gün Bey, lütfen kabul ediniz, birikim ve değerlendirmelerinizden bizi mahrum etmeyiniz.” diyebilirsin. Eskiden normal olan buydu. Fesübhanallah!..
• YouTube’da “The Çatay” mahlası ile yayın yapan yayıncı “sonbaharda (2026)” sizle yayın yapabileceğini, sizle o vakit iletişime geçeceğini bildirdi: “Sonbahar gelsin ben ulaşırım kendisine. Sağolun”
https://www.youtube.com/@TheCatay/videos
___________________________________________
• Anonim’e (15 Temmuz 2026 at 14:20) cevap:
“Yahu arkadaşım, madem adamın ismini adresini biliyorsun, bir mesaj atıver de, adam Gün Bey’in muazzam birikim ve yaşanmışlıklarından istifade etme fırsatını kaçırmasın.”
Gün bey’e ısrarcı olmasını telkin etmemin temel sebebi; artık ömrünün sonuna yaklaşmış olmasıdır: “Konuşmacı olarak yayınlara bağlanmayı ciddi ciddi düşünmenizi öneririm, kimseden davet beklemeyin lütfen, bizzat kendiniz bir yayında konuşmak için ısrar ediniz.”
Mesele; “saygı”, “itibar”, “üslup”, “densizlik” ve benzeri kavramlar ile ilgili değil.
Mesele; Gün bey’in ömrünün sonuna yavaş yavaş yaklaşması!
Gün bey, internet üzerinde yayın yapan çeşitli kanallara (yayınlara) katılmak için ısrarcı olMAdığı müddetçe; (Lenin hakkında, Mao hakkında) “bilgi otoritesi gibi davranıyorlar” diye itham ettiği diğer anlatıcılar her tarafı kaplamaya devam ediyor. Bu tehlikeyi asla unutmayınız!
Gün bey’in kişisel websitesinde yazdığı yazıları ve yorumları “yeni (genç) nesil” okumuyor! Bu sebeple; video çeken, yayın yapan programcıların (yayıncıların) mecralarına akan “yeni (genç) nesille” temas kurabilmek, onların kafalarında iktidar kurmaya çalışan “Stalinist zihniyetli anlatıcılara karşı” mücadele etmek; yine Gün bey gibi “eski kurtlara” düşüyor. Bari ömrünün sonuna yaklaşmışken; yaşını bahane etmeyi bıraksın, ve bu yayınlara konuşmacı/anlatıcı olarak iştirak etsin. Tavsiyem budur.
Gün bey için eğer itibar kelimesinin bir anlamı varsa; bunun anlamı muhtemelen gerçeği haykırmaktır. Gerçeği haykırmak için (“yaş”ı bahane edip!) herhangi bir yerden davet beklemeye gerek yok; hele günümüzde sahtekârlık, şarlatanlık, dezenformasyon azgınlaşmışken!
Sonbahar 2026
16 Temmuz 2026 at 05:41
• Anonim’e (15 Temmuz 2026 at 14:20) cevap:
Hocam, sitenin yayın amacı dışındaki bir konuya girip de sütunlarında tartışmayı uzatmak istemem. Benim gibi eski adamlar farklı düşünebiliyor. Doğru bulmadığım şeyin gerçekte de doğru olmadığını ispat edecek durumum yok. Değer yargıları farklı olabiliyor. Şimdiki yazında belirttiklerin için de ben benzerlerini yine söyleyebilirim:
“Mesele; “saygı”, “itibar”, “üslup”, “densizlik” ve benzeri kavramlar ile ilgili değil” demişsin. Bu senin değer yargın. Genç nesillere katkı vermenin bu “kavram”lardan önde olduğunu düşünmüşsün anladığım kadarı ile. Olabilir. Şimdi var mı yok mu bilmiyorum; eskiden, usul mü önemli esas mı? diye bir tartışma vardı hukukta. Sanırım usul diyenler baskındı. Sanat sanat için midir toplum için midir? diye sorarlardı. Cevaplarda birlik olmazdı. Tartışır durulurdu.
“Gün bey için eğer itibar kelimesinin bir anlamı varsa; bunun anlamı muhtemelen gerçeği haykırmaktır.” demişsin. Yazını buna göre devam ettirmişsin. Hâlbuki Gün Bey “Ben kimseye yayın için başvurmam. Eğer merak ediyorlarsa onlar benimle bağ kursun arkadaşım.” diye yazdı. Gerçi yazının tamamından çıkardığım “haykırmak olmalıdır” demek istediğindir. Böyle olabilir, tamamdır.
Başka hususlar da var. Yaşlılar daha hassas olur. İnsanın psikolojisi önemsiz değildir. Onu çok etkiliyor; motivasyon, güven, rahatlık vs. Ben -hele bu yaşımda-, beni konuşmacı yapın diye “ısrar” etsem, kendi içimde epeyce ezilirim, küçülürüm. Israr edersem, karşıdakinin hemen amirane ve küstah bir tavır alacağından korkarım (hiç de az bir ihtimal değildir bence). Böyle olursa zaten bütün şevkim kaçar. Farklı karakterler olabilir. İnsanların bir kısmı böyledir. Mantıksal düşünerek de bunları aşamayabilir.
Bilmediğim başka konular da var; genç nesil ile temasın tek yolu bu mudur? Genç nesil bu yayınlara akmakta mıdır? Fakat çaba göstermeyi küçümsemek istemem. Zaten senin için yazdığım, “alıntıladığın” husus; konunun kırıp dökmeden halledilmesine ilişkindi. Çabanın uygun biçimde, uygun kişi tarafından gösterilmesi idi. Yanlış anlamadı isem, ilgili şahıs müdahil olup konuyu çözmüş/gündeme getirerek sen de katkı sağlamış oldun tabii ki.
Kal sağlıcakla. Benim gibi anca emekliliğin sağladığı vakti doldurmaya çalışanlar gibi değilsin anladığım kadarı ile. Çok güzel (sen diye hitap ettim, benim gibi yaşlı kategorisinde olmadığını varsaydım).
Anonim’e (16 Temmuz 2026 at 14:24) cevap:
Sizin yazdıklarınızı hiç yanlış anlamadım, müsterih olunuz.
Yazdıklarınızın tamamına yakınında haklısınız da.
“Usûl”, “üslup” meselelerinde sizden pek farklı düşünmüyorum. İnce bir ayrım var sadece:
(Önceki yazımda da belirttiğim üzere; “16 Temmuz 2026 at 05:41”) günümüzde sahtekârlık, şarlatanlık, dezenformasyon azgınlaşmışken, “Stalinist zihniyetli anlatıcılar/konuşmacılar” başka hiç kimsenin konuşmasına fırsat verMEmek için bütün iletişim kanallarını kendi ellerinde tutmak isterken, Gün bey gibi kişilerin “bir nebze hoyrat (çok değil, bir nebze hoyrat)” olabilmesi gerektiğini düşünüyorum, “ifade özgürlüğünün yok edildiği” boğucu zihniyet ikliminde “usûl”e de, “üslub”a da, “yaştan dolayı saygınlık beklentisi içinde olmaya” da o kadar fazla takılmam.
Galiba bu yazdıklarım; mizaçla ilgili.
Yumruk atmaya hevesli, kavgacı biri hiçbir zaman olMAdım. İtiraz ettiğim en mühim nokta şu; “ifade özgürlüklerinin kısıtlanması” meselesi. Bunu görünce; sigortalarım atıveriyor!
Gençlerin ekseriyeti “okumuyor”! Ve yazık ki Gün Zileli’nin kişisel websitesinden haberdar da değiller!
Gençlerin ekseriyeti; “visual encirclement (visual siege)” denen, (özetle) görselliklerle kuşatılmış bir evrenin içine doğuyor artık, bütün bu görsel kuşatmayı beyinlerine iyice zerketmek amacıyla bebekliklerinden itibaren her anlarında internete erişimleri de var (kendi bebek dimağları henüz tam anlamasa bile, gözlerini açtıklarında her türlü görselliğe maruz kalmaları; o masum bebeklerin beyinlerini daha küçücük yaşta programlamak/formatlamak için yeterli!)
Gençlerin ekseriyeti; harflerin, kelimelerin, cümlelerin, kısacası “okumak” eyleminin en basit öğelerinden soğuyor, uzaklaşıyor, bıkıyor. Bu tehlikeli gidişatı durdurup, tekrar sağlıklı bir istikâmete sokacak bir motivasyon anı, bir dönüşüm anı (önümüzdeki birkaç on yıl boyunca) gelecek gibi gözükmüyor…
Bütün bu gençleri; tek hamlede, tek çırpıda, çabucak, topyekûn “okumaya” sevk edemeyiz, bu mümkün değil. Ama bu gençlerin şu an içinde yaşadıkları mecralar nereler ise (mesela: “YouTube mecraları/kanalları”) o mecralarla temas kurmayı deneyebiliriz. Yani, Gün bey gibi “eskiyi bilen, tecrübeli, görmüş-geçirmiş, hayatın cenderelerini iyi bilen kıdemli insanlar”; gençlerle temas kurmak için onların YouTube’daki mecralarına yaklaşmayı deneyebilir.
Gün bey’in; internetteki bütün YouTube kanallarını tek tek dolaşıp, hepsinde konuşmacı olmak için yalvarmasından bahsetMİyorum.
Dediğim şudur:
Bana göre, Gün bey; “yaşı” ne olursa-olsun, şunu haykıracak dirayete sahip biridir:
“Genç arkadaşlar, sizler; Lenin hakkında, Mao hakkında, hep iktidar ağzıyla konuşuyorsunuz, hep manipüle edilmiş veriler ile konuşuyorsunuz. Hem bizzat kendiniz yanılgı içindesiniz, hem sizi dinleyen genç izleyicilerinizi yanılgıya sürüklüyorsunuz. Size bazı konularda itirazlarım var, eleştirilerim var. Eğer sağlıklı bir bilgi ortamına ulaşmak istiyorsak, eğer manipülasyonu az olan bir zihniyet iklimine ulaşmak istiyorsak; ben de konuşmak istiyorum, benim de söyleceklerim var.”
Bu; “yalvarmak” değildir!
Gerçeği açığa çıkarmak için direnmektir! 80 yaşında bile olsanız bu böyledir (hele 80 yaşına gelmiş bir “anarşist”seniz; direnmek için sorumluluğunuz daha da fazladır! Kendi köşenize çekilip, birilerinden davet beklemek olmaz! 80 yaşına gelseniz bile “bir nebze hoyrat” olabilmek gerekir!)
Gün bey ömrünün sonuna yaklaştığı için, artık konuşma imkânı da, bedensel gücü de yavaş yavaş tükenecek; bunu fırsat bilen “Stalinist zihniyetli konuşmacılar/anlatıcılar” hegemonyalarını daha da yayacak, tehlikeli olan budur!