Bu sabah siteye gelen bir yorumda Yalçın Küçük hakkında bir şeyler yazıp yazmayacağım soruluyordu. Yazmayı düşünmüyorum yanıtını verdim. Herkesin konuştuğu konularda yazmaktan hoşlanmam. Fakat bundan birkaç saat sonra eski bir arkadaşım, Whatsapp’tan “Yalçın Küçük’le bir temasın olmuş muydu” diye sorunca, Yalçın Küçük hakkındaki düşüncelerimi birkaç cümleyle açıklamak gereğini duydum. Ona yazdıklarıma bakınca Yalçın Küçük’e fazla yoğunlaşmasam da temel bazı değerlendirmelerim olduğunu gördüm ve bari oturup bunları kısaca da olsa yazayım diye düşündüm. Bu yazı böyle oluştu.
Öncelikle şunu belirteyim: Bir insanın herhangi bir organının olağanüstü güçlü olması ve normalin üzerinde performans göstermesi genellikle o insanın aleyhine sonuçlar verir.
Spor alanında bunun çok örneği vardır. Olağanüstü kaslara sahip olduğu için haltere yönelen biri, sonunda çok ağır adale performansı yüzünden ileriki aşamalarda kas ve beden deformasyonuna uğrar. Büyük boksör Muhammed Ali Clay’ın ileri yaşlarında parkinson olduğu bilinir.
Aşırı cinsel gücün de insanların başına bela olduğunu ve fazla cinsel performansın, duygu yoğunlaşmasını gerektiren aşk hayatına zarar verdiğini söyleyebiliriz.
Yalçın Küçük de olağanüstü beyni ve belleği nedeniyle insicamlı ve tutarlı bir fikri gelişme gösteremedi. Her şeyi bilmek, her şeyden haberdar olmak, olmayacak fikri bağlantılar kurabilmek sonunda onda bir fikri kargaşaya yol açtı. Sanırım kendini, aynı onun gibi “büyük bir beyne” sahip Lenin’e benzetiyordu (Lenin’in beyni ölümünden sonra incelemeye alınmıştı) ama aslında Lenin’in tam tersiydi. Lenin’in, sanıldığı gibi olağanüstü bir beyni yoktu. Olmadığı içindir ki, kendini belli hedeflere (iktidarın ele geçirilmesi hedefine) yoğunlaştırabilmişti. Lenin’in beyninin sınırlılığı, onun belli birkaç alanda olağanüstü yoğunlaşmasını ve stratejiler geliştirmesini sağlamıştı. Paradoks gibi görünebilir ama, Lenin’in beyninin sınırlılığı onun iktidar stratejisti olarak “başarısı”nı getirmişti. Fizik kuralıdır, yüzey genişledikçe derinlik azalır.
Yalçın Küçük’ün beyin kapasitesi bence Lenin’in tam tersine olağanüstü genişti. Dolayısıyla her alanda, her konuda rahatlıkla fikir geliştirebiliyordu. Bu da onun belli bir alanda yoğunlaşmasını önlüyor, dahası, geliştirdiği fikirlerin iç bağlantılarını kuramıyor, dolayısıyla fikri insicamdan kopuyordu. Bugün Yalçın Küçük hakkında fikir ileri sürenlerin onu bir türlü bir yere oturtamamalarının nedeni budur. Kısacası, olağanüstü, her yana anında dal budak saran bir beyne sahip olması Yalçın Küçük’ün tutarlı bir düşünür olmasını engellemiştir.
Öte yandan, sanıldığının tersine, Yalçın Küçük çocuk karakterli bir insandı. Ömrü boyunca, birkaç ad vermek gerekirse, Doğu Perinçek ve Abdullah Öcalan gibi politika dâhileriyle dans etti ve çocuksu karakteri politik oyunlara dayanıklı olmadığı için her seferinde, yediği darbelerle “ringin” kenarına savruldu. Politik kurnazlıklara ayak uyduramayacak kadar yüksek fikrî meselelerin içinde kayboldu. Politikanın kurtları, böylelerini istedikleri gibi yönlendirir, yönlendiremedikleri ya da artık işlerine yaramadığını veya kendilerine ayak bağı olduğunu gördükleri an tekmeyi vuruverirler. Yalçın Küçük, politik arenada çok tekme yemiş biridir. Fikirleriyle politik dâhileri büyüleyeceğini sanması ise onun çocuksuluğunun bir yansımasıdır. Onlar, fikirlerin parlaklığına değil, işe yarar olup olmadığına bakarlar.
Yalçın Küçük’ün, bugün fazlasıyla sözü edilen fikri tutarsızlıkları, bence onun, bir yandan çocuksu karakterinden, bir yandan politika gemisinin yakıtının fikirler olduğunu sanmasından kaynaklanır. Oysa politik arena fikre değil, reel politikaya endekslidir. Reel politika gereği onun fikirlerine önem verir gibi gözükürler ama bu, sadece vitrinlerine böyle birini koyma yararcılığının bir ürünüdür.
Bağlayacak olursam, Yalçın Küçük’ün en olumlu yanı, politikada başarısız olmasıdır. Eğer başarılı olsaydı, o da belli bir sol partinin lideri olarak temayüz edecekti. Bakmayın cenazesinde sallanan bayraklara. Sol politikacılar onu asla sevmedi. Cenazesini bile örgütlerinin vitrinine koymak için kullandılar.
Gün Zileli
14 Nisan 2026
Adamı olacağım bir genelkurmay arıyorum demişti.
Hayatının özeti buydu.
Fikirlerini gerçekleştirmek için bir iktidar arayışı vardı.
Toprağı bol olsun
Bu kadar güzel bir tespit olur yani, kaleminize sağlık
Çok sağol…
Mukemm bir yorum, Eline saglik, onu hem sevenlerin hem kizanlarin bu tutumlarinin nedenini nasilini anlamalrina da yardimci olacak.
Eyvallah Zülfü.
Yalçın mide bulandırırdı, ama hiç de “küçük”senecek biri değildi.
Yalçın Küçük aydındı. Araştıran, düşünen, çekinmeden söyleyen, haykıran biriydi. Evet politikacı değildi, uygun ortamı bekleyen, hesaplayıp konuşan aydın karikatürlerinden hiç değildi. Nadirdi, yalnızdı. Ölümünden sonra arkasından “hakkındaki gerçekleri yazmak gereğini hisse”denlerden olmadı. Birçok insan ona katılmasa da (bence de birçok görüşü katılınacak gibi değildi) takdir hissi duydu, belki içten içe sevdi. Alkışlarla uğurlanacak biriydi. Dolu yaşadı.
Yalçın aslında ölmedi. Soner’de yaşamaya devam ediyor.
Gün, çok sevdim. Fukara bşr adamdı, yalnızdı… korkaktı, ama içi deli doluydu. Korkar ama yazar ve kendiyle gurur duyardı. Cezaevinde insanlar onu ziyarete geldiğinde, sorardı: “Haydracığım gelecek ol kim? Hangi örgütte?” Ve oturur beş on dakika bir şeyler not eder ve gelen ziyaretçiyi şaşırtırdı. Sol militan, ‘vaybe hoca bizi takip ediyor’ bir gurur bir gurur! Hocada ise coşku… tutarlıydı hem de çok tutarlı, kendini devletin sahibi görürdü! Hapiste bile, anti-Yahudi ve anti sabataistti. Irkçılık düzeyinde anti-Ermeniydi. Kürtleri sever ama Dersim I sevmezdi. Ve asla dini sevmezdi.
Onu ben Türkiye üzerine tezler kitabı ile tanıdım… Ölümü ile birlikte sabah linç edip akşam sever görünenlerin inanılmaz bir şekilde omurgasız duruşlarına tanık olduk…
Eleştirinin küfür ile eşdeğer olarak algılandığı bir noktaya savrulduk… Siyaset üretemeyen sol,siyasi magazine yöneldi… Kapitalizm böyle giderse bu anaforun içinde solu da eritip yok edecek… Yapıyor da zaten…
Şimdi sıra pipsqueak’de.
Herkes söyleyeceğini söyledi, yazacağını yazdı.
Bakalım pipsqueak neler söyleyecek Yalçın Küçük hakkında?
Gün abi
ChatGPT, Gemini, Grok gibi yapay zekalar varken; ülkemizde “okul sistemi”ne hâlâ gerek var mı?
Okulları komple kapatsak? Hem böylece katliam da olmaz…
Ne dersin abi?
Doksanlarda Toplumsal Kurtuluş dergisini almak için erkenden giderdim baiye ve dergi satışının diğer sol dergilerden bi hayli yüksek olduğuna tanığımdır…kırmızı atkılı üniversitelilerin sayısı her dağıtımdan sonra artarken kürt öğrencilerin sempatiyle söylelşi ve toplantılarınnın baş konuğydu
Gün zileli politik birikimi ve muhteşem tespitleri ile diyeceğini en kısa yolla Yalçın Küçük biyografisini direk ve kısaca
Söylemiş Sollsuz kalasıca bazılarımızda
bu eleştireden nasbimizi alsak ne iyi olur.
Ben, çok Yalçın Küçük kitabı okudum. Doksanların başından itibaren bilir, takip ederim. Benim için çok öğretici olmuştur. Bugüne kadar Yalçın Küçük’ü bu kadar tanıyan ve bu kadar doğru anlatan bir yazıya rastlamadım. Daha önemlisi, kimi okuduğumu anlamış oldum.. Teşekkürler.
Merhaba…
Yalçın Küçük “…Her şeyin küçüğü güzeldir…” gibi bir ifade kullanırdı…
Kendisi de güzel bir insandı…
Ondan çok şey öğrendim…
Tebrik ediyorum Gün, bu kadar sağlıklı ve doğru bir tespite şapka çıkarılır.
Sağol Ersencim.