Site Logosu

Gün Zileli

Aşk ve Devrim

İktidar Partisi, Muhalefet Partisi, Parazit Partisi…

Gün Zileli, Parti, siyasi yapı

 

105 Ankara Garı martisinin anısına…

 

Genelleştirmek ya da teorileştirmek doğru olur mu bilmiyorum ama Türkiye siyasal yapısında yukarıdaki başlıkta belirtilen üç parti türünü saptamak mümkündür.

Örneğin CHP, karakteristik bir muhalefet partisidir. Aslında bu partinin genlerinde, “kurucu parti” olarak tek parti iktidarı kodlarının oldukça güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Belki de sonraki müzmin “muhalefet partisi” sendromu buradan kaynaklanıyordur. Tek parti döneminin iktidar alışkanlıklarını edinen partiler, “çok partili” dönemin iktidar yapılarına uyum sağlayamaz ve “müzmin muhalif” konumunda kendilerini daha rahat var ederler. CHP, tek parti döneminden sonra iktidarda ancak koalisyonların ortağı olarak ve kısa aralıklarla tutunabilmiştir.

 

“Çok partili” dönemin iktidar partileri ise bunun tam tersidir. Onlar, sadece iktidarla can bulur, iktidarla nefes alıp verirler; iktidardan devrildikleri an hızla dağılıp giderler. Bu yüzdendir ki, iktidarı kaybetmemek onlar için hayat memat meselesidir. AP, ANAP gibi partilerin kaderi bu iktidar tutkunu sendromu çok iyi anlatır. Bugünkü AKP’in iktidarı kaybetmemek için elinden geleni ardına koymamasının ve her türlü tertibe girişmesinin nedeni budur.

 

Bir de iktidar olmamakla birlikte iktidarın kuyruğuna at sineği gibi sıkı sıkı tutunan ve kendini bu yolla var eden MHP gibi partiler vardır. Bunlara “parazit partiler” adı vermek en doğrusudur. “Gizli devlet kodlarına” sahip bu tür partiler iktidardaki partinin yanında “yancı” ve “denetçi” partiler olarak bu konumlarından güç alırlar. Gerçi bunu yapamadıkları ve muhalefete düştükleri kısa aralıkta da bir at sineği gibi güçlü yaşam genleri ve devlet organlarının el altından desteği sayesinde varlıklarını sürdürür ve iktidardan düşen diğer iktidar partileri gibi yok olup gitmezler.

 

Komünist partiler ise ayrı bir kategoridir ve ayrıca tahlil edilmeleri gerekir. Bu partiler, tek parti diktatörlüklerine göre şekillenmişlerdir. Çok özel tarihi anlarda (Rusya’da 1917 Ekim’i ya da 2. Dünya Savaşı sonrası Kızıl Ordu desteğiyle) iktidara geldiklerinde derhal tek parti iktidarı kurarlar. 1990’da olduğu gibi iktidardan düştükleri an ya dağılıp gider ya da başka partilere dönüşüp yeniden tek parti iktidarının pususuna yatarlar. Çoğunlukla, iktidardan düşseler de MHP gibi güçlü bir yaşam direnci gösterebilirler.

 

Gün Zileli

10 Ekim 2025

www.gunzileli.net

gunzileli@hotmail.com

 

23 Comments

  1. Anonim

    Abi benim kanaatim Avrupa’daki iki elin parmağını geçmeyecek ülkeler haricindeki ülkelerdeki iktidarlar aslında Oligarşiye bağlı. Eğer Oligarşinin işine geliyorsa aynı Japonya’daki LDP (ismi aldatmasın.) gibi ebediyen iktidarda tutulurlar veya işlerine gelecek yeni bir parti bulurlar. Britanya’daki Emek Partisi’nin 1940’lardan sonra kademe kademe ne hale geldiği buna güzel bir örnektir.

  2. Anonim

    • “Eğitim sistemi”; iş dünyasının taleplerine göre dizayn edilmelidir.

    • “12 yıllık zorunlu eğitim”, “6 yıl”a düşürülmeli; fakat “zorunlu” olmamalıdır. (Okumak isteyenler maksimum “6 yıl”lık eğitime dahil olabilmeli ve istedikleri an ayrılabilmelidir, okumak istemeyenler ise eğitim sistemine hiç girmeyebilmelidir.)

    • Şehrin dışına (çeperlerine) taşınacak ve şehir dışında yeni kurulacak fabrikalarda çalışan işçilere maaş ödenmemeli; bunun yerine, devlet “erzak” yardımı yapmalı, işçilerin bu şekilde yaşaması sağlanmalıdır.

    • Şehrin dışındaki (çeperlerindeki) fabrika alanlarının hemen yanına kurulacak “35 metrekarelik prefabrik (‘konteyner’ tipi) konutlar”da işçiler aileleriyle beraber ikâmet etmelidir; böylelikle, hem şehir içlerinde yaşayan insan sayısı azalacağı için ferahlık gelir, hem işçilerin “kirâlık daire” bulma derdi biter.

    • Eğer şehir içlerindeki konutlarda yapılması gereken ufak-tefek tadilat & tamirat işleri var ise; şehrin çeperlerinde tutulan işçiler servis araçları ile getirilip tadilatlar & tamiratlar tamamlanmalı, ve hemen ardından bu işçiler tekrar şehrin çeperlerine gönderilmelidir.

    • Eğer şehir içlerinde gezip-dolaşmak isteyen işçiler olursa; bu işçilerin ellerine cerrahî sondaj iğnesi (enjektörü) ile “mikroçip” yerleştirilmeli, şehre giriş kapılarını kontrol eden muhafızlar bu “mikroçip”leri bir kayıt-gözetim cihazına onaylattıktan sonra işçilere izin vermeli, işçilere sadece “ayda 1 (bir) gün” şehri gezip-dolaşma izni verilmeli ve en geç saat “17.00”da şehri terk edecekleri şekilde “mikroçip”ler programlanmalıdır. Eğer zorluk çıkaran işçiler olursa polisler tarafından yakalanıp şehrin çeperlerine götürülmeli, ve şehre tekrar onaysız bir şekilde giremesinler diye ellerine yerleştirilen mikroçip “6 ay ile 1 yıl” arasında bloklanmalıdır.

    • Eğer ellerine yerleştirilen “mikroçip”i herhangi bir yöntemle (bıçak ve benzeri kesici-delici aletler ile) çıkarıp atan işçiler olursa, bu işçilere hapis cezası verilmelidir.

    • Bu kurallara uyarak yaşayan ve hiç problem çıkarmayan işçiler; bir çift ayakkabı verilerek ödüllendirilmelidir (yılda sadece 1 “bir” kez olmak üzere).
    _____________________

    Bu çözüm önerileri ile ilgili görüşleriniz nedir Gün bey?

  3. Gün Zileli

    🙂

  4. Anonim

    “Türkiye’deki ekonomik kriz”, seçime kadar devam edecek!

    Piyasada nakit para dönmüyor! Çok büyük denecek üreticiler bile, en az 150-180 gün vadeyle “çek” yazmaya uğraşıyor!

    “Tekstil sektörü” bitti! Sadece nakliye masraflarını karşılayabilecek kadar gücü kalan şirketler ve bürokratik süreçleri geçebilen şirketler, fabrikalarını; Mısır’a, Tunus’a, Fas’a, Bangladeş’e ve Tayland’a taşıma derdinde! Çünkü bu ülkelerdeki üretim maliyeti daha ucuz! Türkiye’de üretim yapmak pahalı!

    “Arçelik”, “Vestel” %30 kapasite düşüşü açıkladı! En az “2000 (iki bin) kişi” işten çıkarıldı!

    Büyük balığın küçük balığı yediği, orta direk (orta segment & orta sınıf) diye bir şeyin kalmadığı bir simülasyondayız!

    “Türkiye”ye değil, “Sirkiye”ye hoş geldiniz!

  5. Anonim

    Şu an tam ortasında olduğumuz bu devasa “ekonomik kriz”den, Gün bey kendisinin hiç etkilenmeyeceğini zannetmesin!

    Hem eski kitaplarının, hem ileride yazmayı plânladığı kitapların yayınlanması için anlaşma imzaladığı “Lejand Yayınevi” gibi, “Edebi Şeyler Yayınevi” gibi yayıncılık şirketleri de ekonomik kriz içinde! Bu yayıncılık şirketleri de maliyetlerini karşılayamaz vaziyette! Hem personel çıkarmaya başladılar, hem daha önce anlaşma imzaladıkları yazarların çok büyük bir bölümü ile “fesih” yapmak için kara kara düşünüyorlar!

    Eğer bir yazar popülerse ve kitaplarının satış rakamlarının yüksek olma ihtimâli varsa; o yazarla anlaşmaya devam ediyorlar.

    Eğer bir yazar popüler değilse ve kitaplarının satış rakamları epey düşükse (yükselme ihtimâli de yoksa); o yazarla yollarını ayırıyorlar, ya da “fesih” yapıyorlar.

    Şu an “yayıncılık şirketleri”; kitap satış rakamları yüksek olan, popüler yazarlarla bile anlaşmaya (veya var olan anlaşmalarını devam ettirmeye) hiç hevesli değiller!

    “Ekonomik kriz”in getirdiği yıkım, tahmin edebileceğinizden daha feci!

    Eğer Gün bey; “Bana hiç bi’şey olmaz, benim keyfim yerinde.” diye düşünüyorsa, kendini kandırmasın lütfen!

  6. Anonim

    Gün abi, anarşistler devlete karşı olduğundan “partiler devleti ele geçirmek isterler” genelleştirmesi kaçınılmaz değil mi?

  7. İktidarlar, Muhalefetler, Parazitler

    İslamcılık ile Kemalizm
    Birbirlerine alternatif değiller;
    Çatışan ama aynı zamanda birbirini besleyen karşıtlardır;
    Biri biterse
    Diğeri de biter!
    Bu nedenle,
    Kritik zamanlarda (özellikle Kürdlerin ulusal hakları söz konusu olduğunda)
    Tereddütsüz güç birliği yaparlar:

    “Ümmet bütünlüğünü bozmada Kürt Milliyetçiliği bir araç olarak kullanılıyor”
    https://dogruhaber.com.tr/yazar-muhammed-sakir-kurt-milliyetciligi-bir-arac-olarak-kullaniliyor

  8. Anonim

    Sayın “Anonim 13 Ekim 2025 at 11:50”
    Türkiye’de ekonomik krizin seçime kadar devam edeceği, önemli üretim sektörlerin zengin ülkeler gibi işçiliğin ucuz olduğu yerlere taşınma olasılığı, emekçilerin işten çıkarılmaları, bu sitede sürekli yorum yapan orta sınıfların yok olmaya mahkum oluşu gibi endişeye düşürücü haberleri bir anarşist sitede duyurduğunuz için teşekkürler.
    İnşallah sadece simülasyondur ve simülasyon olmaya devam eder! İnşallah sirktir ve sirk kalır! Eğer gerçekleşirse, ya Sayın “Anonim 11 Ekim 2025 at 02:31” arkadaşın düzeni ya da anarşi.

  9. Gün Zileli

    evet.

  10. Anonim

    “Genelleştirmek ya da teorileştirmek doğru olur mu bilmiyorum ama Türkiye siyasal yapısında yukarıdaki başlıkta belirtilen üç parti türünü saptamak mümkündür.”
    Gün abi, genel olarak bir politika bilgini olduğunuz için genelleştirmede titizlik göstermeniz doğalsa da, partilerin hepsine ortak bir nitelik vardır: Devleti ele geçirmek amacı!
    Üstelik devleti ele geçirdikten sonra, hepsi canlılar ile canlıların yaşamlarını sürdürmek için gerekenleri elde etme arasına girer, hepsi bu amaca varmak isteyenlerin soyulmasına yardımcı olurlar, hepsi sürekli yalancılık ederler, hepsi sadece ve sadece aynısını düşünen yaltakçıları bünyesine mal eder, hepsi özgürlük düşmanıdır ve özgürlükten nefreti hepsine içseldir. En önemlisini en sona bıraktım: hepsi ölüdür onun için ölmezler.

  11. Organikçi

    Reçete organik tarımda. Teknoloji doğa ananın dinlenmesi için bir süre kısıtlanmalıdır.

  12. Anonim

    “Organik tarım”ı yapabilmek; ancak ve ancak parası bol olan sınıflar için geçerli! Yani, “zengin oyuncağı”!

    500 yıl önce üretilen “organik” domates ile, 2025’de (bugün) üretilen “organik” domates; aynı mahsûl değil!

    Bugünün (2025) fakirleri; toksik hammadeler kullanılarak üretilmiş, içinde binbir çeşit sentetik maddenin olduğu tarım ürünlerini tüketmek zorunda! Çünkü fakirlerin, “organik” domates alacak kadar parası yok!

    Bugünün (2025) zenginleri ise; hem “yoga” yaparak spiritüel olarak ruhlarını temiz tutabilirler, hem bahçelerinde “organik” domates yetiştirip bunları yiyerek vücutlarını temiz tutabilirler!

    Parası bol olanlar; “her şey”i yer ve içer!

    Parası olmayanlar; “hiçbir şey” yiyemez ve içemez! Zıkkım hariç!

    Bu çağ, “bolluk çağı”!

    Ahhhhh “Marcel Mauss” ahhhhh…

    “Potlaç (potlatch)”; müzelerde sergilenen bir hatıra olarak unutuldu gitti…

  13. Anonim

    Merhaba Gün bey,

    Tarihçiler “Onur İşçi” ve “Samuel J. Hirst”in beraber yazdığı:

    “Kızıl Yıldız: Sovyetler Birliği Tarihi”

    Kronik Kitap’tan yayınlandı.

    Eğer kitabı incelemek isterseniz:

    https://kronikkitap.com/kitap/kizil-yildiz/

    https://www.kitapyurdu.com/kitap/kizil-yildiz-sovyetler-birligi-tarihi/733932.html

  14. Natocu Muhalefet Partisi

    NATO’culuğun da bu kadarı! CHP’li Çakırözer NATO’yu İran’a saldırmaya teşvik ediyor!

    https://gercekgazetesi1.net/politika/v2_natoculugun-da-bu-kadari-chpli-cakirozer-natoyu-irana-saldirmaya-tesvik-ediyor

  15. Pip

    Tekrar Sayın “İktidarlar, Muhalefetler, Parazitler 15 Ekim 2025”
    Yazınız Pandora kutusu açtı. Çok soyut ifade edersem “karşıtlar aynıdır veya karşıtlar bir birlerinden ayrılamazlar veya kavram ancak karşıtı ile anlam kazanır”.
    Beni derdim: İYİ/KÖTÜ’YÜ birbirinden ayırma dünyanın en büyük dolandırıcıları olan SARAY MENSUPLARININ enayi avcılığında kullandıkları bir iddiadır! Bu doğuştan düzenbazların eski dayanağı DİN/MESİH, yeni dayanağı LAİKLİK/”-İZM” ideolojileri.
    Çok sevdiğim Cennet/Cehennem Evliliği şiirini yazan şair mürşidi için “cenneti çok iyi tanıyor ama cehennem bilgisi dedikodu ve kulak dolgunluğu” der.
    Bu ayırma üçkâğıtçılığına uzman bilim adam-kadınlar da katılır. Bilim gözlemle başlarmış ama güneş hem hayat sağlar hem öldürür, ölümsüz hayat olasılığı vb milyarlarca örnekler nedense paranın kapattığı gözlerden kaçar.
    En üstün Batı süper ırklarına göre 300 bin yıl önce akıllı akıllı insanlar sarışın mavi gözlü ve tabii bolluğa kavuşmak için Afrika’dan çıkarlarr. Ama 300 bin yıllık anarşi hemen unutulur ve yerini İYİYİ KÖTÜDEN ayırabilecek sarışın mavi gözlü SARAY mensupları ve yaltakçılarının son 10 bin yılı alır.
    Bu sitede akıllı telefonu ya da diğer medya aracı ile Yapay Zeka-Veri Tabanının cahilleştirdiği biri 300 bin yıllık anarşiyi dile getiren, “NE İNANÇ, NE YASA, NE DE KRAL var” yazımdan gocunur. Bu halis ne mutlu Türk olan “Ferman Padişahın, Dağlar Bizimdir” türküsünü bile duymamış. Sanırım sadece son moda olan TikTakTok-YouTube vb medya muhabbet tellallarının 60’larda “f*ck müzik” adını taktığımız müzik dinler. Enformasyonunu eski beyin yıkama fabrikaları televizyon-okul yerine artık cebinde gezdirdiği Yapay Zeka-Veri Tabanının pompaladığı Akıllı Telefonundan alan, ne insan tarihi ne de hayvan tarihini bilir, hatta ne de canlılar tarihini bilir. Cahilliği o kadar bariz ki, bir ANARŞİ SİTESİNDE olduğunun bile farkında değil. Daha da doğrusu, cahilliğin yarattığı karanlık dünyada yaşadığından her şey aynı olur. Fakat kendisi gibi kara cahil ilk anarşistler de kendilerine KAOS adı takıp sadece cahilliklerini sergilediler. Cahillik o kadar yaygın ki eklemek zorundayım: KAOS her şey aynı demektir.
    İşte cahillik cennettir uzun havaları:
    “Anonim 22 Eylül 2025 at 15:40
    “Amerikalara ilk varanlardan bir haber: Burada “NE İNANÇ, NE YASA, NE DE KRAL (“Ni foi, ni loi, ni roi”) var.”
    HAYVANLAR ÂLEMİNDE DE ÖYLE.
    So what? ”
    Dolandırıcıların ne kadar başarılı oldukları artık su götürmez oldu!
    En iyisi, bulutlar arasından yeryüzüne ineyim. Bugün gördüğüm iki yazı:
    1. Hamas, İsrail saldırılarının ardından enkaz altında kalan cesetleri aramak için yardım ve AĞIR İŞ MAKİNELERİ talep ediyor.
    Her deliklerinden para akan MÜSLÜMAN Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin’i harabeye çeviren Batı’nın cin gibi mühendislerine şükür, paralarıyla nihayet gerçekten Allah’a kavuşmak için Babil Kuleleri yaptırmaya, silah ve AĞIR İŞ MAKİNELERİ almaya harcıyorlar. Doğal ki kafirler Saray’ın becerdiği piramitlerden ilham alıp sahte tanrıya ulaşamadılar. Ama inşallah bu halis Müslümanlar BATI AĞIR İŞ MAKİNELERİ ile GERÇEK ALLAH’A erişirler. Amin!
    2. Müslüman mıyız, Müjrim miyiz?
    Nefret nasıl Hindistan’ın günlük eğlencesi haline geldi? MÜSLÜMANLARA yönelik şiddet kamuoyunun gözü önünde bir gösteriye dönüşürken, HINDISTAN’IN ÇOĞUNLUKÇU SİYASETİ nefreti eğlenceye, sessizliği ise suç ortaklığına dönüştürdü.
    Not: Urduca ve Arapça sözcük Mujrim suçlu demektir.
    Sanırım ya da umarım yukarıdaki iki haberde iyi ve kötüyü ancak üçkağıtçıların üçkağıtçısı politikacılar işlerine gelecek bir şekilde ayırabilirler.

  16. Gün Zileli

    henüz alamadım.

  17. Geveze Muhalefetler

    Bu geveze neden doğada taptığı ilkellerle birlikte değil de küfrettiği bu sitede, hala cevap veremiyor!

  18. Sözde İlkel Özde Medeni Muhalefetler

    İlkelcilik oynadığı halde ilkel bir hayat sürmeyen biri, namusçuluk oynayan bir genelev patronuna benzer.

    Ya da, bu örneği kaba bulduysanız, “hayırseverlik” yapan TÜSİAD üyesi bir işadamına.

  19. Zıtların Birliği

    İlkellik ile Medeniyet
    Birbirlerine alternatif değiller;
    Çatışan ama aynı zamanda birbirini besleyen karşıtlardır;
    Biri biterse
    Diğeri de biter!

  20. Anonim

    White Man’s brutal oppression and occupation ended my tribe’s lifestyle

    … of brutally oppressing other tribes and occupying their land:

    https://ifunny.co/picture/white-man-s-brutal-oppression-and-occupation-ended-my-tribe-hwY1TgvDC

  21. Yarı-Medeni ağalardan habersiz cahiller

    Sanki dünyada “katıksız ilkeller” ve “katıksız medeniler”den başka kimse yokmuş gibi düşünüyor bazı zavallılar.

    Örneğin, Ertuğrul Gazi’nin Söğüt’te kışlayıp Domaniç’te yaylayan Kayı aşireti öyle “medeni” falan değildir ama “ilkel” hiç değildir.

    Kışın Yemen’e, yazın Şam’a giden Ebu Talib gibi Kureyşli kervan tüccarları da öyle.

    O kadar geriye gitmeye de gerek yok.

    Kemalistler’in katlettiği Dersimliler, onlar kadar “medeni” olmasalar da, Amazon’daki ilkellerden fersah fersah ileridedirler.

    At gözlüklü ilkelcilerde böyle nüansları anlayacak birikim yok tabii.

    Onlara kalsa, “Kahrolsun Dersimli ağalara karşı eşitlikçi Amazonlar!” diye bağırmamız gerekir.

  22. Anonim

    Kızılderililer “ilerlemeci”ymiş:

    “Native Americans often hunted animals into extinction. Among those that disappeared due to Native American over-hunting are the woolly mammoth, saber-toothed tiger, giant sloth, giant beaver, camel, horse, two-toed horse and dire wolf, according to environmental writer Alston Chase.”

  23. Anonim

    Neden yayınlanmadı?
    “Genelleştirmek ya da teorileştirmek doğru olur mu bilmiyorum ama Türkiye siyasal yapısında yukarıdaki başlıkta belirtilen üç parti türünü saptamak mümkündür.”
    Gün abi, genel olarak bir politika bilgini olduğunuz için genelleştirmede titizlik göstermeniz doğalsa da, partilerin hepsine ortak bir nitelik vardır: Devleti ele geçirmek amacı!
    Üstelik devleti ele geçirdikten sonra, hepsi canlılar ile canlıların yaşamlarını sürdürmek için gerekenleri elde etme arasına girer, hepsi bu amaca varmak isteyenlerin soyulmasına yardımcı olurlar, hepsi sürekli yalancılık ederler, hepsi sadece ve sadece aynısını düşünen yaltakçıları bünyesine mal eder, hepsi özgürlük düşmanıdır ve özgürlükten nefreti hepsine içseldir. En önemlisini en sona bıraktım: hepsi ölüdür onun için ölmezler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2026 Gün Zileli

Theme by Anders NorenUp ↑