Giriş
Gün Zileli’nin, Youtube kanalı Flu TV’de İlker Canikligil ile birlikte sürdürdüğü söyleşi programının son bölümü “Konfüçyüs Solcu mu?” başlığı ile yayımlandı (Flu, 2026). Zileli programda, modern Çin tarihindeki devrimci hareketlerin anarşist köklerinden kopuşunu, Marksist devrimleri ve yakın dönemde sosyalizm adı altında kapitalist bir yapılanmaya yönelişini anlatmaktadır. Programda, başta Mao olmak üzere Çin devrimcilerinin anarşist köklerini, dünyanın önde gelen Çin tarihi ve siyaseti uzmanı Arif Dirlik’e (1940–2017) referansla açıkladı. Devamında ise, programın çarpıcı başlığının vaat ettiği konuyu, Çin tipi sosyalizm ile Konfüçyüsçülük arasında kurulan o garip – oksimoron – ittifakı eleştirel perspektiften ele aldı. Özellikle Kültür Devrimi (1966-1976) boyunca feodal gericilik olarak aşağılanan, hatta düşmanlaştırılan Konfüçyüsçülüğün nasıl olup da günümüz Çin’inde aynı devlet aygıtı tarafından, hem içeride yurttaş yetiştirme sürecinin (endoktrinasyon) hem de dışarıda Çin’in yeni hikâyesinin temeli hâline getirildiğine dikkat çekti. Ama, hiç kuşkusuz, en çarpıcı tespiti, Konfüçyüsçülüğün evde babaya, devlette imparatora mutlak itaat öğretisine dayanan katı hiyerarşik toplumsal yapı tasavvurunun, adına sosyalizm denilen bu yeni militarist ve otoriter devlet kapitalizmine dönüşümün meşrulaştırıcı ideolojisini teşkil ettiğiydi. Özellikle Tiananmen Olaylarından (1989) özgürlükler konusunda sarsıcı sonuçlar çıkaran Komünist Parti elitleri, artık siyasal aklı sorgulamadan itaat edecek, ama bunu yaparken de küresel piyasalara eklemlenebilecek, yani hem uluslararası rekabetin dayattığı aşırı emek sömürüsüne boyun eğecek hem de (siyasal düşünce hariç) yenilik üretebilecek tabakalı/hiyerarşik bir toplum yapısını inşa etmeyi hedeflemiştir. İşte özellikle Marksist modernleşme evresinde bir kenara atılan Konfüçyüsçülük, bu defa allanıp pullanarak Doğu Asya’nın en saygın toplum tasavvuru olarak yeniden-üretilmiş, baş tacı edilmiştir.
Peki Konfüçyüs ve Künfüçyüsçülüğün çağdaş bir devlet/toplum yapısına, tarihsel bağlamından koparılmadan zihniyet temeli oluşturması mümkün müdür? Yani programın başlığında sorulduğu gibi, Konfüçyüsçülük solcu, sağcı, liberal, milliyetçi, sosyal demokrat, anarşist, anarko-sendikalist vb. modern ideolojilere entelektüel destek sağlamak için istihdam edilebilir mi? Yukarıda da belirttiğim gibi, tarihsel bağlamı dikkate alınmazsa Çin deneyimi pratikte bunun mümkün olduğunu zaten kanıtlamış oluyor; ama tarihsel bağlam dikkate almazsa, yani tutarlılık aranmıyorsa. Peki Çin bu pragmatist yorumu üretip dolaşıma sokan biricik devlet midir? Yoksa aslında küresel kapitalizmin işleyişine bir biçimde katılan başka benzer aktörler de var mıdır? Bu yazıda, yine Zileli’nin referans verdiği Arif Dirlik’ten yola çıkarak konuya çeşitli kavramlar ve örnekler üzerinden kısaca değinmek istiyorum.
Arif Dirlik ve Özoryantalizm
İlk önce Dirlik’in “Öz-Oryantalizm” (Self-Orientalism) kavramını açıklamakta fayda var. Edward Said’in “Oryantalizm” (Şarkiyatçılık) kavramına yönelttiği eleştiri, söz konusu literatürün Avro-Amerikan sömürgeciliğini meşrulaştırmaya yönelik söylem ürettiğiydi. Said (2012), oryantalist literatürü, irrasyonel ve geri kalmış bir “öteki” olarak “Doğu” temsilinin söylem düzeyinde inşası üzerinden rasyonel ve ilerlemeci “Batı”nın da üretilmesi olarak değerlendirmektedir. Buna göre “Batılı” oryantalist yazarın (seyyah, filolog, arkeolog vb.) ürettiği bilgi, Foucaultcu anlamda iktidar ilişkilerinden azade değildir; bilakis tam da “Doğulu” üzerinde tahakküm kurmanın meşruiyetini sağlamaya yönelik bir söylemle kuşatılmıştır. Bu temsil ilişkisinde geri kalmış olan “Doğulu”, “Batılıların” çağdaş ve üstün medeniyetini kendi başına idrak edemeyecek ve buna erişemeyecek olan, kolonize edilerek yönetilmeye muhtaç, pasif, her zaman egzotik bir nesne konumundadır.
Said’in eseri ve katkısı, özellikle “Doğulu” olarak temsil ettirilen dünyanın entelektüel mahfillerinde uzunca bir süre hararetle sahiplenilmiş ve tartışılmıştır. Ne de olsa o güne kadar maddî refahın konforu içinde kendilerine had bildirmeyi amaçlayan birkaç yüzyıllık bir söylemin tüm kerameti kendinden menkul ön kabullerinin gerçekte ne kadar zayıf, çoğu kez çarpıtılmış veya yanlışlanmış varsayımlara dayandığı ilk defa bu kadar sarih biçimde gözler önüne serilmiştir. Ancak bu tartışmalar her zaman yapıcı eleştirilere dayalı yeni bilgiler üretilmesiyle sonuçlanmamıştır. Bazen de bir zamanların görkemli kolonyal gücünden intikam almanın aracına dönüştürülmüştür ki bu durumda Said’in kendisinin de “Batılı” tabir edilen akademik dünyanın epistemoloji ve yöntemine bağlı kaldığını görmezden gelerek, ayrıca yine Said’in eleştirdiği “Batılı” tezleri doğrulamak için yarışırcasına bir kendi kendini yeniden tanımlama mücadelesine girişilmiştir.
Aslında “öz-Oryantalizm” kavramsallaştırması da bir yönüyle bu gibi etkinlikleri odağına almaktadır. Kavram, Oryantalizm çerçevesindeki tahakküm ilişkilerinin tek taraflı olamayacağı, yani sadece “Batılılar” tarafından kurulamayacağı; bunun “Doğulu” olmayı kabul etmiş olanlarca da aktif biçimde inşa edilmiş bir temsil olduğu şeklindeki katkıya dayanmaktadır. Söz konusu katkı, çeşitli adlandırmalar ve yakın içeriklerle 1980’lerden itibaren literatürde görünür olmaya başlamıştır. Sadık Celal el-Azm’in “Tersinden Oryantalizm” (Orientalism in Reverse), Chakravorty Spivak ve Anis Shivani’nin “Yeni Oryantalizm” (New Orientalism), Lisa Lau’nun Yeniden-Oryantalizm (Re-Orientalism) kavramları bunlara verilebilecek örneklerdir. Ancak Arif Dirlik’in global kapitalizm ve Doğu Asya tarihi perspektifinden geliştirdiği “Öz-Oryantalizm” kavramı, tartışmada ağırlıklı bir yere sahip olmuştur.
Konuyu Asya ekonomilerinin global yükselişi bağlamında ele alan Arif Dirlik, Asyalı entelijansiyanın, küresel kapitalizmdeki konumlarını meşrulaştırmak adına, başta Çin olmak üzere ülkelerinin modernite ile kurduğu ilişkiye dair ürettikleri hikâyenin (temsilin), aslında Oryantalist Doğu-Batı ikiliğinden faydalandığını ileri sürmüştür. Dirlik’e (1997, 13) göre Asyalılar, yazarın “öz-Oryantalizm” tabir ettiği süreçte “Avro-Amerikalılarla suç ortaklığı yaparak Asya’nın Oryantalist temsillerini teşvik” etmişlerdir. Dirlik, söz konusu süreci özellikle Çin’de yeniden keşfedilen “Konfüçyüsçülük” anlatısında gözlemlemiştir. Maoist tarihselciliğin gerici olarak yaftaladığı Konfüçyüs, Deng Şiaopingçi kapitalist kalkınma hamlesinin başarısıyla yeniden Çin’in ulusal kimliğinin mütemmim cüzü olarak sunulmaya başlanmıştır. Ancak oryantalist yazında, özellikle Weber’in kapitalist gelişmeye engel olarak gördüğü Konfüçyüsçü patrimonyal değerler (aile reisine ve imparatora kayıtsız şartsız itaat vb.) bu defa Çin’in kapitalizme kendi kimliğiyle başarıyla eklemlenmesinin anahtarı olarak görülmüştür (Dirlik 1996). Dirlik’e göre bu durum, sömürgecinin ürettiği basmakalıp bir kimlik temsilinin hakikat olarak içselleştirilmesidir. Zira modern sömürgecilik döneminde Çin’deki bürokratik elitin niteliklerinden yola çıkan Cizvitler, Konfüçyüsçülüğü Çin toplumunun değişmez kültürel özü olarak kodlamışlardır. Bu kodlama daha sonra Çinli milliyetçilerce benimsenmiştir. Dahası Çinli Marksistler de aynı kodları “feodal” ve “Asya tipi üretim” olarak aşağılamak ve düşmanlaştırmak suretiyle yeniden-üretmişlerdir. Dirlik’e (1996, 107) göre bu, Çinli (daha geniş çerçevede Doğu Asyalı) kültürünün “despotizm, bürokratizm, ailecilik ve hatta belirli ırksal özelliklerle özdeşleştirilmesi”ne hizmet eden “metonimik indirgemecilik”tir. Böylece Çin’in global kapitalizme eklemlenmesi sürecinde sınıfsal, cinsiyete dayalı ve etnik farklılıklar bastırılarak ulusal kimlik tek bir kültürel öze indirgenirken, “kültürel emperyalizm” eleştirisi adı altında demokrasi ve insan hakları taleplerinin marjinalleştirilerek reddedilebildiği bir söylem üretilmiştir. Arif Dirlik (2004, 145), bu durumu “epistemik yerlicilik” (epistemological nativism) terimiyle karşılamaktadır:
Bunun ortaya çıkardığı sonuç, en iyi ihtimalle, siyasal ekonominin ve iktidarın işleyişindeki küresel ortaklıkların üzerini örten ve evrensel fikirlere karşı, toplumsal düzen ve denetim amaçlarına hizmet etmeye elverişli görünen yerel değerleri ileri süren saf bir göreciliktir. Bu yaklaşım, dışarıdan gelen eleştiriye karşı bağışıktır; çünkü kapsamlı bir görecilik, tanımı gereği, dışarıyı anlamlı bir bilgi kaynağı olarak baştan dışlar. En kötü hâlinde ise epistemolojik yerlicilik, farklılığı bastırmanın bahanesi hâline gelir; ayrıca, bu miraslara yönelik her türlü meydan okumayı yabancı ilan ederek baskı ve sömürü miraslarını örtbas etmenin bir aracı olur. Hatta bazı durumlarda bilgiyi ve etik değerleri biyolojik donanımın işlevleri hâline indirger ve böylece ırksallaştırılmış dünya siyasetinin yaygınlaşmasına daha da fazla katkıda bulunur. Dünya çapında yayılışına ilişkin mevcut kanıtlar dikkate alındığında, bu tür bir epistemolojik yerliciliğin sermayenin küreselleşmesiyle bütünüyle uyumlu olduğu ve onu desteklediği görülmektedir.
Politolog Ali Yaşar Sarıbay (2004, 86) da aslında, “modernitenin ironisi olarak globalleşme” şeklinde ifade ettiği sürecin neticesinde, “yerli olanın içine düştüğü belirsizlik” hâlinin üstesinden gelme yöntemi olarak, “son tahlilde ideoloji kesinliğine dayanan bir söylem” olan yerliciliğin ön plana çıkarılmış olduğunu ileri sürmüştür. Kendi sözünü söyleme, kendi hikâyesini anlatma motivasyonuyla tanınma (recognation) talebi temelinde yükselen bu yerlicilik, aslında göründüğü kadar “otantik” değildir; zira “tepkisel bir anlatım (narration), kendisini ‘öteki’ yapan bir üst-anlatımın dilini kullanır duruma gelmiştir”:
Hal böyle olunca, üzerinde anlaşılması mümkün görünen teşhis, Global Kapitalizm’in Batı-dışı toplumlara empoze ettiği modernitenin, bu toplumlar tarafından yapı bozuma (de-construction) uğratıldığı; modernitenin işaret ettiği unsurlar (akıl, akileştirme, dünyanın değiştirilebilirliği ve kontrol edilebilirliği) arasındaki uyuşumluluğun (congruence) ortadan kaldırıldığıdır. Modernitenin işaret ettiği söz konusu unsurların yerli olana özgü kılınmaya girişilmesidir (Sarıbay 2004, 85).
Öz-Oryantalizm sürecindeki yerliciliğin siyasal neticesi ise kendisine atfedilen despotik, irrasyonel ve monist iktidar yapısını kültürel öz-imaj olarak aktif biçimde yeniden-üretmesidir. Bu ise toplumların demokratik gelişimini sekteye uğratmaya, hatta tümüyle ortadan kaldırmaya matuf siyasal yönelimleri meşrulaştırabilmektedir. Dirlik’in (2010, 187) şu satırları oldukça uyarıcıdır: “Kültürle aşırı meşguliyetin, denetlenmeden bırakıldığı takdirde, Doğu Asya toplumlarında yüzyıllık yurttaşlık, demokrasi ve insan hakları mücadelesi tarihini silme tehdidi oluşturduğunu savunuyorum.”
Yukarıdaki satırlardan da anlaşılabileceği üzere Oryantalistlerin Çin’in kültürel özü olma iddiasıyla keşfettiği Konfüçyüsçülüğün, sosyalizmden kapitalizme sancılı geçiş evresinde ve bu defa Çin siyasal elitleri tarafından yeniden-keşfedilmesi, küresel kapitalizme eklemlenmenin hikâyesini üreten yerlici öz-Oryantalizmin sadece bir örneğidir. Arif Dirlik’e (1997, 2002) göre postmodernizmin bir ürünü olarak gelişen postkolonyalizm, Batı’daki Doğu imajını bu defa “Doğulunun” bizzat pazarladığı bir metaya dönüştürmüştür. Postkolonyalizm, yerini aldığı “Üçüncü Dünyacılık” kavramının radikal içeriğini ehlileştirmiş, onu “farklılıklar” ve “melezlikler” üzerinden kültürel bir özcülüğe hapsetmiştir. Postkolonyal dünyanın “Birinci Dünya”daki diasporası, özellikle eğitimli, kozmopolit ve küresel sermayeyle eklemlenmiş profesyoneller, bu söylemin ana taşıyıcıları olmuşlardır. “Sahicilik” iddiasıyla “farklılıkları” fetişleştirilerek en bireysel seviyeye indirgemişler, bu arada da kapitalizm ve sınıf gibi kavramları dışlarken “Batıda” temsil ettiklerini iddia ettikleri “kültür” içindeki kolektif mücadeleleri etkisizleştirmişlerdir. Bu tam da dijitalleşme çağında küresel şirketlerin ulusötesi operasyonlarını kolaylaştıran çokkültürlü işbölümünün “varlık” (asset) olarak “melezlik” (hybridity) talebini karşılamak için bizzat “postkolonyal” aktör tarafından arz edilmiş olan kültürdür (Dirlik 1997, 10). Huntington’ın “medeniyetler çatışması” tezi ve sabitlenmiş/donmuş kültürler üzerinden çizdiği dünya haritası, tam da bu postmodern öz-imajların jeopolitik tezahürü olmuştur. “İronik bir şekilde, bu öz-imajlar da modernitenin, Oryantalizmle iç içe geçmiş bir öz-Oryantalizasyonun ürünleridir” (Dirlik 2002, 22).
Gün Zileli ve İlker Canikligil’in Flu TV’deki programları dünya çapında bir entelektüeli, Arif Dirlik’i hatırlamamıza vesile olmuştur. Bu önemli katkıyla program görevini tamamlamış olabilir. Ancak izleyicinin konuyu, salt Çin ve Konfüçyüsçülüğün yeniden-üretilmesiyle sınırlamadan, Dirlik’in öz-Oryantalizm, yerlicilik ve kültürel özcülük ile küresel kapitalizm ve otoriterleşme arasında kurduğu ilişkiye odaklanarak irdelemeye devam etmesi faydalı olur kanaatindeyim. Hatırlatmak isterim ki Türkiye’de hepimiz “yerli ve millî” bir zamanı idrak ediyoruz.
Kaynakça
Flu. (2026, 15 Nisan). Konfüçyüs solcu mu? Dünya halleri—Gün Zileli—B02 [Video]. YouTube. https://www.youtube.com/watch?v=5hh4tgF34KE
Dirlik, A. (1996). Chinese history and the question of Orientalism. History and Theory, 35(4), 96–118.
Dirlik, A. (1997). The postcolonial aura: Third World criticism in the age of global capitalism. Westview Press.
Dirlik, A. (2002). Modernity as history: Post-revolutionary China, globalization and the question of modernity. Social History, 27(1), 16–39.
Dirlik, A. (2004). Spectres of the Third World: Global modernity and the end of the three worlds. Third World Quarterly, 25(1), 131–148.
Dirlik, A. (2010). Colonialism, revolution, development: A historical perspective on citizenship in political struggles in Eastern Asia. Development and Society, 39(2), 187–210.
Said, E. W. (2012). Şarkiyatçılık: Batı’nın Şark anlayışları (B. Ülner, Çev.). Metis Yayınları.
Sarıbay, A. Y. (2004). Modernitenin ironisi olarak globalleşme. Everest Yayınları.
https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2018/09/12/kendisi-kadim-yaniti-gelecekte-olan-soru-konfucyus-mu-hakliydi-lao-tse-mi
Konfüçyüs’ün solculukla uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. Konfüçyüs katı ahlakçıdır, itaatkardır, ve düşünceleri Çin tarihinde çoğu zaman katı hiyerarşik ve merkeziyetçi devletlu kesimler tarafından resmi ideolojinin formasyonu için kullanılmıştır. Antik Çin filozofları arasında solcu arayanlara Taoizm’in kurucularından Lao Tzu’yu (Laozi) ve Chuang Tzu’yu (Zhuangzi) tavsiye ederim. Lao Tzu’nun yazdığı dünyaca ünlü Tao Te Ching eserinde, anarşizm, feminizm, ekoloji, savaş katşıtlığı ve uygarlık eleştirisi gibi pek çok solcu düşüncenin antik versiyonunu bulmak mümkündür. Lao Tzu’nun bu eseri özellikle ünlü yazar Ursula K. Le Guin gibi pek çok anarşistin fikir dünyasını da derinden etkilemiştir.
Sayın “Halkın Taoist Yolu 15 Haziran 2026”
Size candan katılıyorum! Bazı katkılarda bulunacağım ama bunlar aslında yazınızın verdiği fırsatı kullanarak nüanslar eklemek olacak.
İki kaynağım:
– Çinli tarihçi Ssu-ma Ch’ien (Sima Qian) (145-86 B.C?)
– İngiliz tarihçi Toynbee (1889-1975)
– Genel olarak Konfüçyüs’çüler Chuang Tzu’yu eleştirmişlerdir. Hsün Tzu (MÖ 298-238) onun “DOĞAYA karşı önyargılı olduğunu ve insanı tanımadığını” söylemiştir. Ünlü tarihçi ve Chuang Tzu’nun ilk biyografisini yazan Ssu-ma Ch’ien (MÖ 145-86?), Chuang Tzu’nun eserini “gerçeklere dayanmayan boş konuşmalar… esas olarak kendini memnun etmeyi amaçlayan ve İNSAN YÖNETİCİLERİ İÇİN YARARSIZ” olarak nitelendirmiştir. Ve önemli Neo-Konfüçyüs’çü Chu Hsi (1130-1200), “LAO TZU HALA BİR ŞEYLER YAPMAK İSTİYORDU, ANCAK CHUANG TZU HİÇBİR ŞEY YAPMAK İSTEMİYORDU. HATTA NE YAPILMASI GEREKTİĞİNİ BİLDİĞİNİ AMA YAPMAK İSTEMEDİĞİNİ SÖYLEDİ.” diye yakınmıştır.
Aslında, Çinli düşünürler tarafından o kadar reddedilmiştir ki, beşinci yüzyıldan beri doktrinleri hiçbir seçkin bilgin tarafından yaygınlaştırılmamıştır.
Not: Chuang Tzu benim başta gelen idollerden, bu bağlamda diğerini de eklemek istedim: William Blake.
Not: Sadece kapitalistler değil sosyalistler, Marksistler, Maoistler, Troçistler, anarşistler de zamanımızda “ne yapılması gerektiğini ÇOK İYİ BİLİRLER!” Bu EGOKRATLAR, Allah bunları başımızdan eksik etmesin, medyada cirit atıp yol gösterirler. Eğer bunlar Lenin, Mao ve günümüz Batı’sına yeni bir hayat getiren Hitler gibi amaçlarına erişirlerse “THE SHOW WILL GO ON!”
Bu arada çok sevdiğim bir Taoist hikayeyi anlatayım.
Not: İkinci Dünya Savaşından sonra Batı sloganı “Hitler öldü, Yaşasın Hitler” Batı, eğer halk özgürce boyun eğerse, idareleri çok daha kolay politikasını uyguyladı. Tabii bolluk şart idi.
Her neys, sıradan biri Taoist pire gider: “Pirim herkes Taoizm’i konuşuyor, lütfen bana bunu anlatır mısın?” der.
Önemli bir not: Taoist geleneklerine göre “bir işi bitene kadar gereğince yap ve bırak!”
Pir anlatmaya başlar, sıradan kişi uykuya dalıp horlamaya başlar. Pir sonuna kadar anlattıktan sonra sıradana işaret eder ve “işte en mükemmel Taoist, beni dinleyeceğine kendini dinledi” der.
Not: Benim savunduğum tarih süresini, ilkelleri, araya sokmadan geçemeyeceğim. Çin büyüdükçe büyüdü ve nihayet ilkellerle ilk temaslar olunca Çin filozofları Taoist akımını başlattılar. Taoistlerde İnsan ve Doğaya hüküm etmektense beraber yaşamayı savunma hayli yaygın.
– Toynbee’nin “İnsan Soyu Toprak Ana” kitabının 25’nci bölümünü çok tavsiye ederim. 10 sayfa, kısacası site açısından çok uzun. Ben kendi dilimle özetleyeceğim.
Not: Toynbee 25’nci bölüme günümüzde o zaman doğan Tanrılar ve kurtarıcıları adı vermez. Zamanımızda ve özellikle ikinci bolluk devrini yaratan bilim-teknolojik devrimden bu yana ortaya çıkan laik/seküler “-izmler” adı altında rekabete geçenlerden de söz etmez.
Özet: MÖ 600 ile 480 yılları arasında beş silahşor, doğudan batıya, Konfüçyüs, Zerdüşt, Buda, İkinci İşaya (Orta Doğu), Pythagoras (Grek) dünyayı ekseni etrafında çevirirler. O yüzden bu süreye “Eksen Çağı” denir. Ben bunlara kurtarıcılar adını taktım. Toynbee, süreyi genişletir ve benzerliklerinden dolayı iki silahşor daha ekler: İsa ve Muhammed.
Notlar:
– Bir bakıma, tek kişinin toplum adına ve hatta insanlık adına konuşması “Eksen Çağını” SONSUZ MODERN kılar.
– Bence en önemlisi İÇKİNLİKTEN AŞKINLIĞA geçiş.
– Büyük dinlerde AŞKINLIK hala tam gaz devam etmekte. Marksizm gibi ateist laik dinlerde bile AŞKINLIK var ve cici bici adı da ÜSTYAPI! Ama asıl kabadayı BİLİM. Bu aşkın çok alçak gönüllü ve daima saklambaç oynar. Bu ucube bana İslam’da kıyamet gününü, Hıristiyanlıkta hesaplaşma gününü (Last Judgment) çağrıştırır. Emirlerini daima tüccar-devlet çiftinden alan bu dalkavuk Adem ve Havva BİLİM teknisyenleri genellikle kendi alanları dışında kara cahil olduklarından hizmet ettikleri bir kafayı yemiş tüccar-devlet çiftine uyar ve en etkili nükleer bomba geliştirip hizmetkarlık ettikleri tüccar-devlet çiftinin etrafa bomba yağdırmasına neden olabilirler. Diğer bir ihtimal de etrafı yaşanmaz hale getiren zamazingo buluş dahiliklerine devam edip kıyamet gününün gelmesini başka bir yolla gerçekleştirebilirler.
Son Not: Ursula K. Le Guin’in çok sayıda eserlerini, sizin sözünü ettiğiniz Lao Tzu’nun Tao Te Ching kitabını yıllarca okuyup tuttuğu notların oluşturduğu kitap da dahil, okudum ve severim.
Onda “insan doğası” inancı var gibi geldi. Siz ne dersiniz?
Belki de o anarşist toplumlarda da kültürel bozukluklar olacağına uyarmak istemişti. Bence iyi/kötü ayırımı şarlatanların, faşistlerin, baskı süzeni kuranların yalanları. Tarihte her zaman dolandırıcılar mükemmellik peşinde koşturmuşlardır. En basitinden güneş hem yaş sağlar hem de öldürür, su da öyle. Belki de Ursula K. Le Guin’in bazı anarşist toplumlarda bile kötü taraflar olacağını sezdi. O halde bu şahane bir sezgi!!!
Çok dinci olduğu halde Willima Blake o yüzden “The Marriage of Heaven and Hell” ile ikisini evlendirdi.
“Clint 21 Haziran 2026” içinde bulunduğumuz günlerin bir basit ve küçük simgesi. Binlerce olası cevap arasından İKİ tanesini seçmek zorunda kaldım.
Büyüyünce saplanıp kaldığı b*k çukurundan çıkıp Amerikalı CLİNT-ON olmak isteyen Clint, kafası çukurda kalmış olmalı ki, cahilliğini sert Amerikan-Türk erkekliğiyle örtmek istemiş. Az ama öz konuşan TikTakTokçuların hepsi kendisi gibi son modaya katılan zavallılar.
1. “IGNORANCE IS STRENGTH”. (“CEHALET GÜÇTÜR”)
Orwell 1984
Şu an içinde yaşadığımız halde, eminim Clint/CLİNT-ON, bunu ne anlar ne de Orwell’i okumuştur.
2. Gözünü ve beynini kamaştıran Amerika’dan çok BEĞENDİĞİM bir yazı.
Not: Tabii ben onların sakladıklarını hatırlatırsam onlar benim dediklerimi beğenmezler!
“Artık inkar edilemez: Trump bir tesadüf değil, o Amerika’nın ta kendisi. Amerika, başına gelecek her şeyi hak ediyor. Faşizme, otoriterliğe, ırkçılığa ve bağnazlığa karşı birleşme şansımız vardı, ama yapmadık. Sadece kendimiz için değil, en azından kontrolsüz beyaz egemenliğine karşı en savunmasız topluluklardaki kardeşlerimiz için daha iyi bir dünya yaratma şansımız vardı, ama yapmadık. Çocuklarımıza daha iyi, daha güvenli ve daha temiz bir dünya miras bırakma şansımız vardı, ama bırakmadık. Bunun yerine, Trump’ı, JD Vance’i ve apartheid’ı kurmak konusunda bir iki şey bilen birkaç beyaz Güney Afrikalı milyarderi seçtik.”
Kaynak: https://www.thenation.com/article/politics/trump-is-america-not-a-fluke/
November 7, 2024
Eğer ben bu son derece prestijli, aşağıdaki site, bu site ve medyayı dolduran analizciler gibi, İLERİCİLİK iliklerine işlenmiş olanların yazılarında doğa ile insanı paylaşılacak META/MAL olarak gördüklerini ve dolayısıyla bence boş laflarını misallerle suratlarına vursam onlar da iş işten geçtiğini açıkça kabullenmezler. Hatta daha da kötüsü cahilliklerini ya “Clint 21 Haziran 2026” gibi saldırganlıkla ya da laf cambazlığı yapmayla yalanlarını kapatırlar.
Russell Means dışarıdan baktığı için, bu büyük beyinlileri, iyi niyetli solcu devrimciler ve anarşistler de dahil, medenilerin kendi dertlerini ve köleliklerini evrene yansıttıklarını gördüğünü HATIRLATSAM.
Kaynak: https://theanarchistlibrary.org/library/russell-means-for-america-to-live-europe-must-die
Russell Means For America To Live Europe Must Die (1980)
Not: Russel’ın Amerikası, Atatürk, Marks ve şimdi de en son moda olan bakire anarşizmi Türkiye’ye sokanların halis AVRUPA malları.
Kolonizasyonla (sömürgecilikle) zenginleştiklerini ve bu yüzden böyle horozlandıklarını HATIRLATSAM.
Köle ticareti ve köleleri çalıştırma ile zenginleştiklerini HATIRLATSAM.
Benzeri binlerce soy kırımlarını sakladıklarını HATIRLATSAM.
Eminim bana gülerler. İŞ İŞTEN GEÇMİŞ olanlar için dünya çoktan kapitalizmden çok daha verimli ve etkileyici olan İŞ ve İŞÇİ BULMA KURUMU oldu!
Clint, pipslik’i önemseme. Kendi öter kendi dinler.
Belden aşağı hakaretler nedeniyle yayınlanmadı. ADMİN
Hakaret dili nedeniyle yanılanmadı. ADMİN
Not: Sanırım benim bu sitede yorum yapmam istenmiyor, bu ikincisi!
Benim bilgisayar da anarşist olmuştu, bir hafta beni dinleyeceğine asıl emir veren hırdavat donanımını ve yapay zekaların ürettiği yazılımını dinledi.
Bu da bana Amerikalı Clint (inşallah bu da bir hakaret değildir) ve destek vereni hatırlattı. Her ikisi de bana çok sevdiğim ve dünyaca ‘anarşist’ olarak tanınan bir arkadaşımı hatırlattı.
Not: Gerçi dünyaca “anarşist olarak tanınırdı ama aslında sahte ya da taklitçi bir anarşistti. Hatta anarşist ve diğer devrimcilerle dalga geçmek için bir devrimcilik el kitabı yazdı ve yuttular. Yani Zileli, bu sitede yanıt yazanların çoğu, Çin’de anarşistlik uzmanı Arif Dirlik ve benzerleri gibi medya ve sosyal medya devrim analizciliği yapacak kadar bilgili gerçek ve ciddi bir anarşist değildi.
Mesela, “Anarşist” arkadaştan bir alıntı:
“Ben küçükken haydudumsu bir arkadaş bana ‘Dünyada iki türlü insan vardır: Dolandırıcılarla enayiler’ derdi. Ailem aynısını daha dolaylı ve kibarımsı söylerdi: Derslerine iyi çalış, oğlum!”
Sanırım Amerikalı Clint ve destekçisi ailelerinin sözünü dinlemişler ve benim ve arkadaşım gibi enayi olmamışlar. Her şeyin doğrusunu bilen, doğru yolda ciddi ve kararlı adımlarla ilerleyenlere katılmışlar.
Arkadaşım ise tıpkı benim gibi tamamıyla yolunu kaybetmiş biriydi.
Örneğin: Bir kitabının başlangıcında “Virane diyarlar burası: İngiltere, Amerika, Rusya, Çin, İsrail, Fransa… Ve bizler işkencelerin, katliamların, zehirlemelerin, dolandırıcılığın, yağmaların failleri, seyircileri ya da kurbanlarıyız. Atatürk ve Karl Marks ve şimdi de ciddi anarşistler Türkleri İngiltereli , Amerikalı, Fransalı olma yoluna soktu bu adam ise buralara “virane eller” diyor.
Bak şu şaşkına, Çinli Konfüçyüs’ün solcu olup olmadığını bile ne araştırmış ne de biliyor. Hatta ilhamını bu sitede bir arkadaşın hatırlattığı Çinli Lao Tzu’dan almıştı.
Kendisi Yahudi olduğu halde İsrail ile ilgili “Anti-Semitism and the Beirut Pogrom” (Yahudi Karşıtlığı ve Beyrut Pogromu) kitabını yazdı. İsrail 3 yıldır daha da kötüsü soy kırımı uyguladığı halde bu çok ünlü anarşist sitede ben bu konuda TEK bir yorum bile görmedim.
Sanırım Zileli ve diğer anarşistler çok daha önemli konularla ilgileniyorlar.
Her halükarda, Amerikalı Clint ve destekçisine bol şanslar dilerim. Yine de eğer yanlışlarımı düzeltecek bilgileri varsa yaralanmak isterim.
İbibik kuşu, sen yuvanı temiz tut öncelikle. Amerikayı da al münasip ne edeceksen et kendine. Arıza kafan uyduruyor bir şeyler. Bırak hödüklüğü.
Sn. Gün Zileli, bu yazımı ve bir önceki yazımı yayınlamaanızı istiyorum. Can sıkıcı bir sanal kişiye öfkelenmem doğru değil.
Size sabır, kolaylık ve başarılar dilerim, hoşça kalın.
Sayın Clint Bey,
Clint Bey bu siteyi dolduran ilerici anarşistlerin en hızlısı! Son ve en ileri “-izm”ciliğe balıklama dalmış.
Bana Amerika’yı andırdı. Orada bu sitede dediklerimi duyanlar %50 Türk-%50 Amerikalı Clint gibi cahilliklerinden utanmazlardı, çok daha ileri bir zaman içinde yaşadıklarından, “-izm”cilik ayıp donu yerine işin esasını dile getirirlerdi: “Bu kadar biliyorsan, neden zengin değilsin?” derlerdi.
Clint %50 Türklüğüyle site anarşist devlere yağcılık, benim “-izm”cileri laik kurtarıcı din müritleri olduğunu söylediğimi duyunca da, büyüklerine saygı, benim gibi bir küçüğe (pipsqueak’e) saldırmış. Böylece gerçek bir anarşist kahraman asker olduğunu anarşist babalarına göstermiş.
Ne var ki, cahilliği anarşistliği kadar büyük. Örneğin Zileli İngiltere’de Marksistliğe tövbe getirip bakire anarşistliği Türkiye’ye getirme eğitimi yaparken, benim Amerika’da adı ünlü anarşistlerle dostluğumu duymuş, Cenevre’ye beni görmeye geldi ve tabii pişman oldu. Ben fırsatçı değilim ve fırsatçıları da sevmem, anarşist de değildim ve laik “izm”ciler beni eski ve geleneksel dincilerden çok daha fazla tiksindirirler.
Bir misal yeter. Amerikalı arkadaşlarla mahallemizde bir tiyatro yarattık ve kişiler yazdıkları piyesleri tiyatroda canlandırırlardı. Bir gün bir medya ucubesi hastanelerle ilgili bir piyesimizi vidoya çekmek için geldi ve hemen kapı dışarı ettik. Hatta medyada tam bir tekel olmuş basın evleri yerine bir basım evi kooperatifi de vardı.
Youtube ekranlarında solcu/anarşist/marksist devrimcilik yapanların çok daha gerçekçi olduğunu hem biliyorum hem de ciddiye almıyorum. Gerçeğe boyun eğmek başka, boyun eğmesiyle iftihar etmek başka. Nitekim dünya nüfusunun %90’dan fazlası gerçeklere uymak zorundalar. Buna işaret den sayısız dürüst düşünür oldu. Şu an sağ ve solun çiğnediği sakız DEMOKRASİNİN doğduğu yerde benim beğendiğim anarşistlerden olan “cynic”ler kandille dürüst insan ararlardı!
Eğer bir şey biliyorsan, söyle korkma. Ben tartışmaya hazırım!
Sayın Kahraman Fedai Anarşist Asker Clint,
W. B. Yeats aşağıdaki “İkinci Geliş” şiirini 1919’da yazdı.
İkinci Geliş
William Butler Yeats tarafından
Genişleyen girdapta dönüp duruyor
Şahin, şahincinin sesini duyamıyor;
Her şey dağılıyor; merkez tutunamıyor;
Dünyaya salt anarşi salıveriliyor,
Kanla bulanmış gelgit serbest bırakılıyor ve her yerde
Masumiyet töreni boğuluyor;
En iyiler inançtan yoksunken, en kötüler
Tutkulu bir yoğunlukla dolu.
Elbette bir vahiy yakında;
Elbette İkinci Geliş yakında.
İkinci Geliş! Bu sözler ağzımdan henüz çıkmamıştı ki,
Dünyanın Ruhu’ndan gelen devasa bir görüntü
gözümü rahatsız etti: çölün kumlarında bir yerlerde,
Aslan gövdeli ve insan başlı bir şekil,
Güneş gibi boş ve acımasız bir bakışla,
yavaş bacaklarını hareket ettiriyor, etrafında ise
öfkeli çöl kuşlarının gölgeleri dönüyor.
Karanlık tekrar çöktü; ama şimdi biliyorum ki,
Yirmi yüzyıllık taş gibi uyku,
sallanan bir beşik tarafından kabusa dönüştürüldü,
Ve hangi vahşi canavar, sonunda saati geldiğinde,
doğmak için Beytlehem’e doğru sürünüyor?
Siz ve efendileriniz anarşistler saati geldiğinde,
doğmak için Beytlehem’e yol alanlardansınız.
Yine de insanlığını tüketicilik için feda etmediğimden ilerici-tüketici anarşist orta sınıflıları kaçmaktansa insan olmaya davet ediyorum. Varsa cesaretiniz bu konuda ne bildiklerinizi yazın tartışalım.
Amerikalı ve çok yüksek zekalı Clint şimdiye kadar yazdıklarımı kelime anlamıyla düşünerek anladığından Yeats’in şiiri de onda jeton düşürmemiş olabilir.
Bir misal daha vermede yarar olabilir.
Clint’in atalarının ataları cennetler cenneti İngiltere’den kaçıp Amerika’da Yeni İngiltere’ye yerleşirler. Aralarından bazıları neşe dolu yerlileri görünce coşar ve Merry Mount’da 1 mayıs direğinin etrafında dans ederler.
Cilint’e benzeyenler ise neşe dolu yerlileri görünce kendileri gibi hayatları azap, baskı ve EMEKÇİLİKLE* (biliyorum bu kelime bu sitede KUTSALDIR ama olsun) geçmeyen bu şımarık yerlileri ve taklitçilerini, Allah’a şükür Clint benden uzak, kılıçtan geçirirler.
*Not: Aslında Clint ve diğer anarşistler başkaları adına konuşanlar. Nitekim Fransız ve Rus devrimleri de azınlıklar becerileriydi. Bu sitedekiler bunun bile medeiyete özgün bir sapıklık olduğunu bilmezler ve hatta azınlık olmadan gurur duyarlar.
Ünlü yazar ama Clint ve bu site çoğunluğu anarşistlere benzemeyen Nathaniel Hawthorne (1804-1864) bunu şöyle simgeler:
“NEŞE VE KASVET BİR İMPARATORLUK İÇİN YARIŞIYORDU”
Kimlerin kazandığını biliyoruz. Bu sitedeki çoğunluk anarşistler ve özellikle Clint gibiler.
Dünyanın her yerinde, bütün kolonilerde, aynısı tekrarlandı. Bu yüzden kara cahiller sanki olup bitenleri biliyor gibi kendilerini kılıçtan geçirenlerden farklı görüyorlar.
Bu sitede bu kırımdan geçirenlerle medenilerin %90’ı arasındaki fark hakkında zerre kadar bilgisi olan yok!
Belki de o yüzden, dünyadaki şu an olan kırımları bir tarafa bırakırsak, en azından Gazze’deki soy kırımı hakkında tek bir kelime bile yazılmadı.
Bu doğru. Ne var ki, herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem.
Sayın Gün Zileli (Post author) 22 Temmuz 2026 : Bu doğru. Ne var ki, herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem.
Siz benim bildiğim konularda hiç birşey bilmiyorsunuz. Son cevabımda siz ve siteye katkıda bulunanların ilkeller hakkında zerre kadar bilginiz olmadığını, kibarca da olsa, açıkça yazdım.
Tekrar ediyorum siz ilkeller hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz!
Varsa anarşist dürüstlüğünüz ve anarşist cesaretiniz gösterin bakalım ne biliyorsunuz. Hangi antropologları okudunuz? Hangi tarihçileri okudunuz?
Toynbee gibi büyük bir tarihçi medeniyetlerle ilgili 20’ye yakın inceleme yaptığı halde “Mankind_and_Mother_Earth’ kitabı ile insanların gezegeni harabeye çevirdiğini gördü.
Siz ise sitenizde bu konuya asla değinmediniz. İnsan soy kırımları konusu ha keza! Sitedeki yazılar, eski ve yeni, dostlar arası sohbetler!
Neden Cenevre’ye gelişinizn nedenlerini ve gerisini, çok güçlü bir hafızanız olduğunuzla iftihar ettiğiniz halde, unutmuş numaraları yapıyorsunuz? Bu mu sizin anarşistliğiniz?
Ticaret başka, eleştirici düşünme başka.
Sizin gibi bilgi küpleriyle yarışamayacağım kesin. Bu hırs bir gün sizi ne hale getirecek bilmiyorum.
Yerinde Sayan Gün Zileli (Post author, 23 Temmuz 2026 tıpkı siteyi dolduran anarşist TikTakTokçular gibi kısa ama yoğun cevapla işi halletmiş: “Sizin gibi bilgi küpleriyle yarışamayacağım kesin. Bu hırs bir gün sizi ne hale getirecek bilmiyorum.”
Siz çok kötü bir haberim var. Doktorlar bile beni yaşıma inanamıyorlar. Ama onlar da sizin gibi şarlatan olduğundan ben onları ciddiye almadığım gibi esnaflıklarını suratlarına vuruyorum.
Asıl hırslı olan sizsiniz. Sizde utanma olsa 1990’larda artık tüm dünya çoktan uyanmışken siz hala Marksist-Leninist-Stalinist-Maoist satıcılığı yaptığınızdan utanacağınıza anarşistlik satıcılığına başladınız: Polonya 1956, Macaristan 1956, Çekoslovakya 1968, Aleksandr Solzhenitsyn 1958-68 yıllarında “Gulag Archipelago” yayınladı, Khruşçev bile 1953’deki açıklamalarla sizi fırsatçılık uykusundan uyandıramadı.
Siz doğuştan esnafsınız. Beni görmeye geldiğinizde hala Marks’ın kuyruğuna girmiştiniz ve onu savundunuz. Hala Marksist olduğunuz için Fredy’nin artık ürününü o zaman anlamadınız hala anlamış değilsiniz. Siz utanmadan AKA ile dünyayı bile paylaştınız! Tıpkı dünyayı aralarında paylaşan faşist ruhlu zenginler, krallar, politikacılar imparatorlar ve özellikle sizin peşinden bir türlü çıkamadığınız PARAYA TAPANLARIN BAŞINI ÇEKEN BATI. Bundan daha büyük esnaflık imkansız. Ben sizin neden Türkiye’ye döndüğünüzü bile tahmin ediyorum. Köpeğinizi İngiltere’ye göndertmek istemenizi benim gibi sonsuz fakirlik içinde doğup büyüyenler kolay kolay yutmazlar.
Sizi tekrar davet ediyorum ve ilkeller hakkında zerre kadar bilginiz olmadığını ispat etmeye hazırım! KORKUYORSUNUZ! Etrafınızdaki kara cahillerin beyinlerini kamaştırıyorsunuz. Sizde onlara “ageism” yaptıklarını hatırlatacak kadar bile cesaret yok! Müşterileriniz veli nimetleriniz!
Aslında hakaret içerdiği için yayınlanmaması gerekirdi ama ibretlik olduğu için yayınlıyoruz. GZ/ADMİN
Yanıt vermeye değmez ama köpeğimi Whiteless denen AVM’de temizlikçilik yaparak getirdim.
Sorumu tekrarlıyorum.
Soru: Varsa anarşist dürüstlüğünüz ve anarşist cesaretiniz gösterin bakalım ne biliyorsunuz. Hangi antropologları okudunuz? Hangi tarihçileri okudunuz?
Asıl soruya cevap vermeyince işi “hakaret de olsa” anarşist hoş görüsüne çevirmiş ve şimdi son moda olan köpek sevgisi ile yine devrimciliğine devam etmiş.
Haydi, köpek konusunda yanlışlık yaptığım için özür dileyim de o konu merkez olmaktan çıksın ve sadede gelelim.
Benim dediklerimi anlamış numaraları yapacağınıza AKA-AKO yazınıza bir bakın. 8 milyar insan adına konuşan 2 haddini bilmeyen dünya sahipleri! Doğa ve 8 milyarı aşan insanı paylaşma tartışması yapmanıza dikkat edin ve kendinize sorun: “Bu dünya görüşünün temeli ne zaman atıldı?”
Eğer bunu bir doğuma şahit olan antropologun ilkellerin yeni doğanla kendileri arasındaki kurulan dengeyi bozabilir korkusu ile siz ve AKA’nın dünyayı paylaşma cesaretinin kaynağını belki benim gibi görürsünüz. Site zaten sizin gibi daima en son ve en iyi satılanlar peşine takılanlarla dolu, çoğunluk aldırış bile etmez. Ben bu sitede küstahlık edenlerin hepsi ile alay ettim ve kaçırdım. Haydi, anarşistliğinizin gerektirdiği dürüstlük kisvesine girin ve işi size benzerlerle paylaşıcı formüllerle cevap verin. Nihayet BÜYÜK BİR YAZARSINIZ!
Sizden sonsuz daha fazla tanınan, Batı bataklığında çare arayan Jung, devrimcilik maskesiyle Türkiye gibi Batı taklitçiliğiyle oluşmuş ve bataklığın dibine batmış bir yerde yaşayan sizi görmeye gelmedi. Kızılderili bir Hopi’yi görmeye gitti. Konuşma esnasında bir takıntı oluşur ve Jung sorar: “Peki siz beyninizle düşünmüyor musunuz?” (hatırlayın sizin kasap dükkanında alış-verişçiyi andıran “büyük-orta-küçük beyin safsatanızı”). Hopi cevap verir: Hayır “biz kalbimizle düşünürüz”
Tekrar ediyorum esnaflık başka insanlık başka.
Not: Eğer büyük Orta Çağ tarihçisi Le Goff’u tanıyorsanız okuyun. 11 yüzyıldan beri dünyaya, sanat, edebiyat vb sözüm ona insanlık bilimleri bile dahil, onların kölesi.
Sorumu tekrar tekrarlıyorum.
Esnaflık artık insanların genlerinde. Bir örnek: “Ne var ki, herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem.” Herkesin bildiğini bilmese de bilgiçlik satışı yapmasını biliyor!
Size bunun yalan olduğunu milyonda iki misalle göstereceğim. Yanlışsam hatamı kabul etmeye hazırım.
AKO (komünist) ve AKA (liberal anarşist) DOĞA ve İNSANI paylaşmada her ikiniz aslında Trump, Xi Jinping, Putin, Netanyahu klonları gibi konuştuğunuzun farkında bile değilsiniz. Sizlerin diğer bir adı “dünya yiyenler”
Soru: Varsa anarşist dürüstlüğünüz ve anarşist cesaretiniz gösterin bakalım P. Descola adlı antropologu tanıyor musunuz?
Sizin kibir dolu konuşulmalarınızdan çok daha önce Descola ilkeller arasındaki araştırmalarına dayanarak insanın kozmosu DÖRT değişik yolla anladığını gördü. Bunlardan sadece biri, özellikle René Descartes adı ile ünlü olan: BEYİNLİLER ya da DÜŞÜNCE/DOĞA ayırımı ya da “NATUARİLİZM”. Diğerleri ANALOJİ, ANİMİZM ve TOTEMİZM. Galiba felsefe de çalışmışsınız ontolojinin ne olduğunu biliyorsunuzdur: Şatafatlı dille DÖRT DEĞİŞİK ONTOLOJİ.
Siz bunu biliyormuş gibi konuşmuşsunuz sayın anarşist!
Bilgi artık nesilden nesle, çoğu yaltakçı olan, azınlıklar tarafından aktarılmakta.
Bu konuyu medeniyet içinde inceleyen Christopher Lash de mutlaka “herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem.” torbanızdadır.
Christopher Lash bu felaketi yıllar önce gördü: “Çocuk okuldan eve döner ve sorar: ‘Madagascar nerede?” Anne-baba öküz tren bakar gibi bakarlar. Çocuk sizin gibi okul-televizyon-youtube-medya dünyasında büyür ve anne-babasını hor görür.
Diğer bir örnek: Ellul’i çok, çok, çok zengin anarşistler listesine eklediniz ama bu sitede bazıları, onun sizin kölesi olduğunuz görsel dünyayı eleştirisinden söz ettiler ve tabii, siz bunu bilmediğiniz halde “herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem” torbanıza attınız. Biz temsilimizi videoya çekmeye geleni kapı dışarı ettik. Siz ekranlarda anarşist devrimlei yapıp duruyorsunun, maşallah!
Aynı kişiler onun 1960’larda yazdığı “gereklilik ve özgürlük dünyaları” kavramını hatırlattılar. Ellul İslam ve sizin yıllardır sağdığınız inek sütü Stalin-Marksizm günahlarınızı çok daha değişik değerlendirdi: Stalin GEREKLİLİK dünyasında kaldı ve 40-50 yıl içinde ABD’yi, şimdi medya tiryakiliğinizle gündeme getirdiğiniz, Çin gibi korkuttu. Üstelik Avrupa’yı Hitler Almanya’sından kurtardı. Siz işin sadece alışveriş yanını gördünüz. İslam ve Marksizm gereklilik dünyasında kaldılar ve düşmanını öldürmeyi seçtiler. Hıristiyanlık ise size benzer. İnancını alışveriş ve güçle işbirliği yaparak sayısız soy kırımına neden oldu. Dolayısıyla “düşmanını sev” öğretisi ile çelişkiye düştü.
Sizin cahilliğiniz evren kadar büyük! Ama aynı zamanda cin-tüccarsınız. Asıl işin ambalaj olduğunu, 1990’larda çok çok çok geç de olsa, her yeniliğe açık Batı taklitçisi orta sınıflılar arasında Türkiye’de satmayı başarmışsınız. Düzen ile kusursuz bir uyuşum kurmuşsunuz!
1990’larda artık tüm dünya çoktan uyanmışken siz hala Marksist-Leninist-Stalinist-Maoist satıcılığı yapmaya devam ettiniz. Polonya 1956, Macaristan 1956, Çekoslovakya 1968, Aleksandr Solzhenitsyn 1958-68 yıllarında “Gulag Archipelago” yayınladı, Khruşçev bile 1953’deki açıklamalarla sizi fırsatçılık uykusundan uyandıramadı. 1990’larda anarşistlik satıcılığına başladınız:
Ben sizin gibi bilgi satışı peşinde koşmadım. Dünyanın neden ve nasıl insan ve doğa harabesine çevrildiğini anlamaya çalıştım.
Descola ve Ellul hakkında yazdıklarımı da “Ne var ki, herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem.” yalan torbasına hakaret makaret bahanesiyle torbasına atacakm mısınız?. Ama ben çok iyi biliyorum ki bu konuda bilginiz eksi sonsuz. Daha önce defalarca yazdım ama sizin gibi bir büyük beyinli bu eksikliği asla kendinde görmez.
Tarih üç devirle simgelenir: 1. Var olma devri, İlkeller; 2. mal biriktirme ya da sahip olma devri, İkinci Dünya Savaşı ile sona erdi; 3. sizler gibi ‘GİBİ GÖRÜNME’ devri.
Benim dediklerimi enayi müritlerinize yutturmak için “ Bu doğru. Ne var ki, herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem.” yalanı ile ve sadece beni küçümsemek için yazdınız. BİLMİYORSUNUZ! DÜRÜST OLUN!
Zaten cahilliğinizi sergilemek için yazdıklarım bile sıfır kadar az.
Ben bu sitede daima çoğunlukla anladığımı ama katılmadığımı yazdım. Siz ise işi (herkesin bildiği) YALANIYLA müritlerinize bile hakaret etmiş oldunuz. İşte insanın varlığını zevk ve gururla kabulleneceğine, MEDENİYETİN MEDYA yıldızı olmak için insanı düşürdüğü acı durum.
Sizden ışık yılları daha üstün olan Wittgenstein bile “eskiler sınırlarını bilirlerdi” dedi.
Medyada pompalanıp unutulanlar bile sizi ünlü olma taş uykusundan uyandırmamış, ne de bu isteğin kaynağını arama merakı uyandırmış.
Yıldızlar yanıp sönüyorlar: Sümer, Mısır, Babil,…:, İran, Roma…nihayet sizin de reklamını yaptığınız son yıldız AMERİKA-ÇİN. Külfetini medeni kitleler çekiyor. Üstelik ve sizin bilmediğiniz çok daha basit bir olgu bile var. Artık bilgi nesilden nesile değil azınlıktan azınlığa geçiyor. Diğer bir deyişle bilgi daima yapay dünyada yapay bilgi, yani enformasyon oldu. Bu kelimenin kökeni bile insanın midesini bulandırıyor: IN-FORMATION yani KİŞİYE BİÇİM VERME, BEYİN YIKAMA!
Nakaratınız: Bu doğru. Ne var ki, herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem.”
Yukarıda yazdıklarım hakkında zerre kadar bilginiz yok ama hepsini biliyordunuz, sayın Türkiye büyük beyinli anarşizm yıldızı.
Okurlara hakaret nedeniyle yazının konmaması gerekirdi ama “sansürcü” yaftası asılacağı endişesiyle yayınlıyoruz. ADMİN
“Okurlara hakaret nedeniyle yazının konmaması gerekirdi ama “sansürcü” yaftası asılacağı endişesiyle yayınlıyoruz. ADMİN ”
Benzeri bahane, “Yahudi düşmanlığı”, ile siz Gazze soy kırımı hakkında dilinizi yuttunuz. Onun yerine medyada baş artist olan ABD- ÇİN konusunu ABD yaltakçısı Arif Dirlik ve benzerleri gibilerle gittikçe artan zenginlikle üssel artan BATI müminleri Türk orta sınıflılara ABD’nin ÇİN öcüsü ile meşgul ediyorsunuz.
Çoğu tıpkı sizin gibi YOUTUBE ya da diğer BATI klonları olan solcu devrimci yazı adresleri verip duruyorlar ve 4-5 satırla katkıda bulunma mutluluğuna erişiyorlar. Bu siteye şükür “dostlar alışverişte görsün”! Ne güzel ama değil mi?
Yahudi düşmanlığı mı? Benim karım Yahudi ve hayatta en çok sevdiğim gerçek insanlardan biri olan Fredy Perlman de Yahudi ve hem de “Anti-Semitism and the Beirut Pogrom” kitabını yazdı. Fırsatçı anarşist olmak başka dürüst olmak başka, hele şu yaşadığımız pis kokan dünyada! Önce kendi kendinizi sansür etmekten kurtarın, sansürcülük endişesi kendiliğinden ortadan kalkar ve dünyayı anlamaya çalışma yazışmaları başlar SAYIN AHLAK MÜHENDİSİ!
Siz son 10 bin yıllık taş uykusunda medeniyet yalanları ile beslenmişsiniz. Hatta yalnızlar kalabalığında “ben de varım” haykıran tipik bir bireycisiniz.
Bunu gören antropologlar ilkelleri sizlerden ayırt etmek için medenilere “individual” (bölünmez) yerine “dividual” (bölünür ve kendini diğerlerinde görür), tıpkı animistler gibi, yani taş bile canlı MR SCIENCE KURBANI!
Özür dilerim ama sizin cahilliğiniz sonsuz!
Hızlı Türk Anarşist Zileli Unutuvermiş
Türkiye orta sınıflılar piyasasında Anarşistlik satışınızda faydalı olabilir ümidiyle eğitiminizi keskinleştirmek için Cenevre’ye gelip beni görmenizi, şimdi olanları hatırlama gücünüzle övünürken, “unutmuşsunuz”.
– Gorter’i okuduğunuz halde onun bir pırlanta olduğunu, Lenin’in Devlet Kapitalizmi kurduğuna değinmesini, Batı’ya verdiği tavizleri görmemiştiniz. Ben sabah kadar okudum ve hemen çevirisi tavsiye ettim. Çeviriyi ben yaptım siz Türkçe’sini düzeltip Türkiye’de eskiden beri kurmuş olduğunuz sizin gibi solculuk esnaflığı yapanlara bastırttınız. Biz Detroit’te basım kooperatifi kurarak size benzer basım esnaflarından uzak durduk.
– Birikim adlı Türkiye’de diğer bir sizler gibi solculuk ticareti yapan prestiji yüksek bir dergi için “Batı ve Avrupa’yı sizden daha iyi tanıdığım için” Türkiye’nin Avrupa birliğine katılma çabalarıyla alay edici “Avrupalılaştıramadıklarımızdan mısınız” adlı bir makale yazmamı istediniz. Türkçemi düzeltip gönderdiniz. Tabii ben o zaman da Türklere örnek olan Avrupa’nın ne kadar alçak bir varlık olduğunu “apaçık ve kabaca” yazmıştım (benzerini Gorterin Lenin’e açık mektubunda yaptım ama bana o zaman da “basmazlar” demiştiniz). Kariyeriniz, tıpkı şimdiki gibi, eğer hakikat bir anlam taşıyorsa, hakikatten çok daha önemliydi. Sizin gibi hırslı Birikim dergisi şahane ve sizden çok daha dürüstçe cevabında, Hoca’nın “ver o kepçeyi…” fıkrasını yazdı. Ben o zaman da esnaflardan tiksindiğim için “bir bakayım, bunlar kim” diye araştırdım ve gördüm ki bunlar büyük beyinliliklerini Avrupa’da daha pahalıya satacak kabiliyetli orta sınıf entelektüelleri.
Not: Bana çevirisini yaptırıp düzelterek Türkiye’de bastırttığınız diğer bir kitap daha var: https://birikimdergisi.com/dergiler/birikim/1/sayi-128-aralik-1999/2321/milliyetciligin-bitmeyen-cekiciligi/5102
Milliyetçiliğin Bitmeyen Çekiciliği, Fredy Perlman
Daha sı da var ama sesinizi kesmekle site TikTakTokçu enayilere verdiğiniz sinsi cevabınızı biliyorum. Siz bu işin ustası olmuşsunuz, yumruklarla ekranlarda devrim yetiyor cesaretinizi yutturmak için! Bana ” Bu hırs bir gün sizi ne hale getirecek bilmiyorum.” diyeceğinize KESENİZİ AÇIN ve sitede sizin yaş ve ölüm üzere olduğunuzu tekrarlayıp duranları utandırın: Belki Çin’de sizi robota çevirip kurtarırlar.
Not: Sanırım sizin Türkiye’yi seçmenizde bir BOL PARAYA konma işi var ama bu sadece bir tahmin. Köpek işinden yine laf oyunuyla kurtuldunuz. Şimdi, hatta 3-4, köpek gezdirme sevgisi burada çok moda. Köpek güzellik salonları bile var. Bu konuda bir yazınızı beklerim. Çevirir sokaklarda dağıtırım. Futbolun bir endüstri bile olduğun bilemeyen bir cahilsiniz. Aman allahım! insan müşterilerini tatmin etmek için bu kadar cahil olur! Oku Huizinga: Homo Ludens be kara cahil! Hayvanlarla çocuklar bile oyun zevkinin oynamada olduğunu sizden sonsuz daha iyi biliyorlar. Hatta bu sitede Huizinga’yı bazı aklı başında kalmışlarla yazışmıştık ama bunların hepsi bir devasa yalan “Bu doğru. Ne var ki, herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem.” torbanıza atılmış olmalı.
Anarşistliğiniz de 68 olaylarında Atatürk’ün getirdiğinin Marks ile daha da ilerisine gitme muhabbet tellallığınız kendinize meslek etme hırsından başka bir şey değil. Bu kendi başına bir cahillik. Bir antropologun dediği gibi en şahane komünizm aile içindeki komünizm. Marks teknolojik devrimin yarattığı üretim/tüketim çılgınlığını daha da ileri götürme sevdası içinde hopladı zıpladı. Rusya, Çin ondan çok daha akıllı çıktı. Kapitalizmin şahaneliğini Komünizm ayıp donu ile yutturdular. Sizin ta 1990’lara kadar onu satmanız yetmez gibi AKA-AKO kendi kendinizle sohbetiniz bunu yüzde yüz ispatlar ve asla Marksizm’den kurtulmadığınızı da. Zaten sitede yazdığınız diğer yazıları sonsuz sıkıcı olduğundan okumuyorum. Benzerleriniz ve orta sınıf TikTakTok müşterilerinizi beslemekten başka bir değerleri yok.
Not: Biraz eleştirici yazılar okuyun. Sonsuz cahil kalmışsınız. Mesela sizden çok daha ünlü ve üstün, uluslar arası ödüller kazanmış ve tanınan yazar, Arundhati Roy Hindistan’da Marksizm ile alay etti. Sözüm ona “Marksist” Adorno bile, siz Marksizm esnaflığı yaparken “Marks dünyayı bir fabrika etmek istedi” dedi.
Ben kendim Cenevre’de şüphelendim ama kafaya takmadım. Sizin sitede yazılarınızı bile, AKA-AKO itirafınız hariç, ciddiye almadım ama anarşistliği meslek edindiğinizi gördüm ve tiksindim. Siz Cenevre’ye gelmeden önce Lorrain Perlman bizi ziyarete gelmişti ve gönderdiğiniz resimlerinize bakınca o ve benim karım bana sizden uzak durmamı tavsiye etmişlerdi. Fredy Perlman zaten sizin gibilere devrim el kitabı yazıp alay etmişti. O anarşistlerin cahilliğini biliyordu ben uyudum.
Ben tamamıyla tesadüf eseri bursla yurt dışına çıktım. İstanbul, Ankara, İzmir ve belki Adana dışındaki lise mezunları dışında sonsuz az kişi böyle zor bir sınavı başarırdı. Hatta o şehirle dışında üniversite bile yoktu. Şimdi ise sizin anarşistliğiniz gibi bir endüstri olmuş.
Unutmayın yazdıklarıma sizin bana dolaylı hakaretiniz ve yalanınız “Bu doğru. Ne var ki, herkesin bildiği ve katıldığı gerçekleri yazmayı pek sevmem.” neden oldu. Şu an dünya sizin gibi muhabbet tellallığı yapanlarla dolu taşmakta. Diğer sitelerde alay ettiğim size benzer esnaflar beni “bot” sandılar.