Site Logosu

Gün Zileli

Aşk ve Devrim

Konformistler ve Ağıtçılar

Amerika, Anti-emperyalizm ve Ulusalcılık, Gün Zileli, Korsan Devlet

(Yazının başlığı değiştirilmiştir.)

 

Bazen bir gerçek yüzümüze o kadar net çarpar ki, insan onu dillendirmeye bile üşenir.

ABD adlı devletin dünya çapındaki saldırganlığını daha 16 yaşındayken (1962) o zaman yükselen solun sayesinde görmüş; 18 yaşındayken (1964) Ankara’daki ilk Amerika aleyhtarı gösteride gözaltına alınmış; 20 yaşındayken (1966) Ankara Cemal Gürsel Meydanı’ndaki büyük Amerika aleyhtarı gösteride tutuklanıp hapse girmiştim. Özellikle ABD’nin Vietnam’daki işgalciliği ve ona karşı Vietnamlıların kahramanca mücadelesi, o zamanki dünya gençliğinin isyanında ve ABD karşıtı duygularında belirleyici olmuştur.

Altmış yıldan fazla zaman geçtiği halde ABD’nin hegemonyacılığında ve saldırganlığında bir değişiklik olmadı. Venezuela’ya karşı girişilen son korsanlık eylemi bu bakımdan hiç de şaşırtıcı değil. ABD emperyalist hegemonyacılığı devam ediyor hâlâ… Bu saldırganlıkla ömrümüz oldukça sonuna kadar mücadele edeceğiz elbette.

 

Sorun sadece ABD de değildir. Dün attığım bir twitte belirttiğim gibi, bütün devletler hayduttur aslında. Onların başta gelen işlevi egemenlikleri altına aldıkları halkların tepesine binmek ve mallarına çökmektir. Ceza kanunlarında bireysel gaspçılığa ağır cezalar konmuştur ama devletler en büyük gaspçıdır.

Bununla birlikte, dünya yüzündeki çok sayıda gaspçı haydut devletin içinden bazıları bu konuda iyice ileri gitmiş, irileşmiş ve kendi halklarının malına çökmekle kalmayıp dünyanın bütün malına çökmek üzere yelken açmışlardır. Bunlar, diğer haydut devletleri de baskı altına alırlar, onları haraca bağlarlar, o haydut devletin halkından sızdırılan gelirin büyük kısmına el koyarlar, daha olmadı, son Venezuela örneğinde olduğu gibi, haydut devletin yönetimine ve mallarına doğrudan el koyarlar. Bu daha önce Dominik’te, Irak’ta, Libya’da da vb. uygulandı. Güya yerel diktatöre karşı mücadele bahanesiyle bu ülkeler doğrudan korsan devletin hegemonyası altına alındı.

Ayrıca, ABD korsan devletinin başındaki şahsın öyle güçlü bir süper egosu var ki, “en büyük benim, benden büyük yok” anlayışıyla, Ortadoğu’nun kabadayısı İsrail’in başkanını bile, “ben varken sana ne oluyor, sen şöyle dur bakalım, delikanlı. Burada da benim borum öter. Sen benim dediklerimi uygulayacaksın” diyerek Filistin meselesine ağırlığını koymuştur. Bu süper egonun orada durmayıp başka alanlara açılacağı belliydi.

ABD’nin Venezuela’ya karşı korsanlık eyleminin ardından sosyal medyada iki tür tepkiye rastladım. Bu tepkilerden daha cılız olanı, Venezuela’da “diktatörlüğün yıkılmasının” ABD müdahalesiyle de olsa “iyi olduğu”nu düşünen ya da bu ülkenin “toprak bütünlüğü”nün çok da önemli olmadığını, dolayısıyla ABD müdahalesine ah vah etmenin gereksiz olduğunu ileri süren konformist eğilimdir. Çok saçma! Bir diktatörlüğün dünyanın en büyük korsan devletlerinden biri aracılığıyla yıkılacağını ya da şu “ulusal devletler” çağında korsan devletin her türlü sınırı çiğneyip geçmesinin önemli olmadığını düşünenler acaba en büyük diktatörün hegemonyasına hizmet ettiklerinin farkındalar mı? Venezuela’daki, bizdekine benzer otoriter yönetime ben de karşı çıktım yıllardır. Ama bugün Korsan devletin kaçırdığı (bazı gazeteler “dışarı çıkartıldığı” diyerek olayın özünü beceriksizce gizlemeye çalışıyorlar) o devlet başkanının ve küstahça aşağılanan Venezuela halkının sonuna kadar yanındayım.

İkinci tepkiyi de zavallıca buluyorum. Bu, “ah Sovyetler Birliği ah, neredesin?” tepkisidir. Yani bu ağıtçılara göre, Sovyetler Birliği varken ABD böyle şeyler yapmaya cesaret edemiyormuş da, bugün onun yokluğundan yararlanıp bunu yapıyormuş da… Bu zavallıca bakış açısının ürünü olarak, bir resmigeçitte kaz adımlarıyla yürüyen Sovyet ordusunun görüntülerini yayınlayanları mı istersiniz, son yıllarda ortaya çıkan gerçekler nedeniyle itibarı yerlerde sürünen Stalin’e selam çakanları ya da Lenin’i hatırlatanları mı? Hadi madem onlar yok Putin’e razı olalım anlayışıyla Putin’i parlatanları mı? Castro’yu hatırlayanları, Chavez’i yüceltenleri, Atatürk’ün “ulusal kurtuluşçuluğu”na selam çakanları, Kuzey Kore’yi özleyenleri mi  istersiniz? Tam bir içi boş nostaljik ruh hali. Onlara Sovyetler Birliği’nin, Stalin’in marifetlerini, Afganistan işgalini hatırlatsanız, ABD’nin 1965 yılında Dominik’e, 1989 yılında Panama’ya müdahalelerini Sovyetler Birliği hayattayken gerçekleştiğini söyleseniz ne olacak ki? Duymazlar bile.

Hele bir de Türkiye’deki sol ve sol kökenli partilerin (TKP, TİP, EMEP, Sol Parti, HKP, VP) ABD’nin son korsanlık eylemine karşı çıkarken içten içe bir sevinişleri var ki (“bu sayede ölü toprağını üstümüzden atacağız” sevinci olmalı) …

Yıldızlar ölüp gittikten binlerce yıl sonra bile onların uzaydan yansıyan ışıklarını görmeye devam ederiz.

 

Gün Zileli

4 Ocak 2026

www.gunzileli.net

gunzileli@hotmail.com

 

38 Comments

  1. Tony Blair

    Abi olur böyle sıkma canını bir sonraki seçimde bizim partimize oy ver çözelim.

  2. Kapitalizm daima...

    Maduro’nun yakalandığı sırada giydiği:

    https://x.com/bosunatiklama/status/2007712681751671100

    “260 dolar”lık eşofman takımının stokları ABD’de tükendi.

  3. Kapitalizm daima...

    Maduro’nun yakalandığı sırada giydiği:

    https://x.com/bosunatiklama/status/2007712681751671100

    https://www.outkick.com/sports/maduro-nike-tech-sweatsuit-capture-image

    “260 dolar”lık eşofman takımının stokları ABD’de tükendi.

  4. Tony Blair nickiyle espri yapan

    abi bu arada espri yaptım aslında merkez “sol”un acınası halini yorumla göstermek istedim. Cansın abi.

  5. DaDa

    ​Ölü Yıldızların Işığı ve Solun Otorite Çıkmazı Üzerine
    ​Bu yazıdaki “ölü yıldızların ışığı” benzetmesi, solun bitmek bilmeyen nostalji takıntısını ve geçmişin hayaletlerine tutunma halini özetleyen sarsıcı bir tespit. Günümüzdeki pek çok sosyalist yapının, kendi içlerinde yeni ve özgürlükçü bir söz üretemeyip, sadece hegemon güçlerin hataları üzerinden “üzerimizdeki ölü toprağını atarız” beklentisine girmesi trajik bir durum. Anti-emperyalizm adı altında otoriter figürlere veya diktatörlüklere göz kırpan o sığ bakış açısının deşifre edilmesi, bugünün siyasi ikliminde hayati bir önem taşıyor.
    ​Aslında bu coğrafyadaki sol hareketlerin genel “statükocu” ve “otoriter güçlere sığınma” eğilimi, ağır bedellerle dolu bir tarihsel sürece işaret ediyor. Sırf “ABD karşıtlığı” uğruna otoriter rejimlere selam çakan veya sönmüş ideolojilerin ışığını takip eden bir anlayış, halkın gerçek özgürlük taleplerinden kopmaya mahkûmdur. Bir tiranlığa karşı çıkarken başka bir otoriter gücün (ister küresel ister yerel olsun) gölgesine sığınmak, özgürlük mücadelesini sadece bir “efendi değiştirme” oyununa dönüştürüyor.
    ​Buradaki asıl mesele, o “ölü yıldızların” sadece belirli rejimler değil, bizzat hiyerarşik “devlet” fikrinin kendisi olmasıdır. Solun en büyük yanılgısı, bir tiranlığı başka bir otoriteyle (halkın devleti, milli kurtuluşçuluk vb.) alt edebileceğini sanmasıdır. Oysa devlet, hangi ideolojik kılıfa bürünürse bürünsün, özünde o “haydutluk” genini taşır. Sol, hiyerarşiyi yıkmak yerine ona sahip olmaya çalıştığı sürece bu kısır döngüden çıkamaz. “Yukarıdan aşağıya” kurulan her yapı, eninde sonunda o ölü toprağını toplumun üzerine serper.
    ​Artık sahte ışıklardan medet ummayı bırakıp; otoritenin her türlüsüne karşı çıkan, devleti değil “özgür bireyi ve toplumu” merkeze alan gerçek bir kopuşa ve anarşizan bir bilince ihtiyaç var. Statükonun soluna değil, özgürlüğün sesine kulak vermek gerekiyor.

  6. Anonim

    Sayın Gün Zileli, çok önemli bir sorum var:

    “2026 Dünya Kupası” maçları; “ABD & Meksika & Kanada”daki stadyumlarda oynanacak.

    Saat farkı nedeniyle bütün bu maçlar bizim ülkemizde; sabaha karşı 02:00 ila 07:00 civarında “canlı” yayınlanacak.

    İş-güç olduğu için sabahın köründe uyanıp bütün bu maçları “canlı” izlememiz pek mümkün değil.

    Acaba hükümet yetkililerimiz; bu konuda geçici bir düzenleme yapmayı düşünür mü? Ne dersiniz?

    Mesela Haziran’da ve Temmuz’da öğlen 12:00’da işbaşı yapsak, olmaz mı? (Ağustos’ta yine normal işbaşı saatlerine döneriz.)

  7. tutarlı anarşistler

    Zileli, Zelenski rejimini destekliyor.

    Zelenski rejimi, ABD’nin Venezuela operasyonunu destekliyor.

    Zelenski’ci Zileli, ABD’nin Venezuela operasyonuna karşı.

    Tıpkı, İsrail’in Gazze’de yaptıklarını savunan aynı Zelenski’yi desteklerken, bir yandan da İsrail karşıtı olması gibi.

    Veya, “bütün devletler hayduttur” derken, Venezuela ve Ukrayna devletlerini, ABD ve Rus devletleri karşısında desteklemesi gibi.

    Aynı anda hem ABD hem Venezuela, ya da hem Rusya hem Ukrayna devletlerine karşı mücadele etmek imkansızdır çünkü.

    Bu nedenle, anarşistler gerçekçi olmalı, imkansızı istememeli.

    Emekçi halk çoğunluğunu, dünyadaki devletlerin hepsini birden ortadan kaldırmak amacıyla örgütlemek gibi boş hayallerin peşinde koşmamalılar.

    Devletlerin, sınıfların, kapitalizmin ortadan kaldırılması öyle hemen, bugünden yarına gerçekleşecek bir şey olmayıp, yüzyıllar sürecek bir süreçtir çünkü.

  8. Donald Trump

    Yasadışı göçmen kuşlar sınır dışı edilecek!

  9. Monroe Doktrini nedir?

    Donald Trump, “1823 Monroe Doktrini”, Venezuela’ya müdahale:

    https://t24.com.tr/yazarlar/esra-akgemci-america-invertida/10-maddede-venezuela-saldirisi,53176

  10. Pipsqueak

    Bir zamanlar bu sitede “büyük beyinliler, orta beyinliler, küçük beyinliler” alıntısı yayınlanırdı. Ben nedenini anlatmadan alay ettim. Asıl ve en derin nedeni bu çeşit merdiven basamaklarının sadece ve sadece halihazırda eşitsizliğin DEVLETLİ medeniyetlerin dayanağı, varlığından ayrılmaz temeli, varlığının kaçınılmaz özelliği vb. olmasıydı.
    Devlet (Saray) sadece kafası çalışan şehirliler değil kim olsa kanatlarını altına almayı becerir. Kısacası Saray mensupları gibi büyük beyinlileri tercih eder.
    Not: Osmanlılarda devşirme işini kurcalarsanız daha iyi görürsünüz.
    Çok daha eski ve diğer bir örnek: MÖ 18’nci yüz yılda Eski Mısır’daki “Belagatli Köylü”
    Not: Nietzsche “Devlet-Büyük Beyinli” aşkını ve Devletin medeniyet içindeki insanları yok etmesini benden çok daha güzel ve şiirsel anlatır (Bakın: Yeni Putlar Hakkında).
    Günümüzdeki ölü insanlara, gereksizlere bir örnek:
    Bu sitede, Avrupalılaşmayı aşıp Amerikacılaşan sosyal medya hilkat garibelerinin siteyi TikTakTok sitesiyle karıştırmaktalar. Anarşist sitesinde anal-şitlik ediyorlar. 24 saat akılsız telefonlarından yuttuklarını hazmedemeyen bu hödükler doğal olarak akılsız telefonları gibi akılsız olmuşlar. Bu sitede doğal olarak k*çlarından çıkanları ağızlarından çıkarıp yapıştırıyorlar. Bunlar doğal olarak kabızlar. Çıkanlar az ve keçilerden çıkan tane tane habbeler* gibi.
    Kısacası, ben pişman oldum: “büyük beyinliler, orta beyinliler, küçük beyinliler” basamaklarına bir basamak daha eklemek istedim: BEYİNSİZLER.
    * Keçilerden çıkan habbelere örnekler:
    – Tony Blair: Tony Blair yorumu yazanlara benzeyen hödükler sayesinde ve Bush’ın k*çını girerek Irak’ı viraneye çevirme alçaklığını becerdi.
    – Kapitalizm daima: Bu alçaklar alçağı trajedide eşofman markaları görmüş! Çok yemiş çıkaramamış bir silik orta sınıf ucube. Burjuvalar benzeri şeyleri utandıklarında gizli yaparlardı. Bu herifte utanmak bile yok, gereksizlerden biri, orta sınıf seyirci mahluku.
    – Kapitalizm daima: Yine aynı orta sınıf ucubesi bir gereksiz. (Nietzsche).
    – Tony Blair nickiyle espri yapan: Ulan solun acınası hali tüm dünyayı ilgilendiren bir konu. Sen kabızsın diye ancak bu kadar çıkmış.
    – Anonim 04 Ocak 2026 at 18:52: Bu bir tipik köle olmakla kalmamış, kimliğini bile açıklamış: “hükümet yetkililerimiz” İçimden senin de sana benzeyen p*zevenk hükümet yetkililerin de… geliyor.
    – Donald Trump 05 Ocak 2026 at 11:56: Habbe habbe s*çan bir daha

  11. ekşici

    dünyanın işleyişini çok iyi kavramış, son derece tehlikeli bir ülke. ön planda görünmeden, sessizce hareket ederek, küresel güç dengelerini kendi lehine çeviriyor.

    gezegen üzerindeki insanların büyük kısmı, abd’nin aslında çin ile sessiz bir savaş yürüttüğünü bile fark etmiyor. örneğin, abd’nin ticaret savaşları, teknoloji kısıtlamaları ve askeri ittifakları (mesela aukus ,quad) doğrudan çin’in yükselişini frenlemeye yönelik, ancak bu çatışma medyada rusya veya iran gibi aktörler kadar ön plana çıkmıyor.

    algı yönetiminin ne kadar kritik olduğunu mükemmel biçimde çözmüşler. her olayın arkasında parmak izleri var, ama isimleri nadiren geçiyor. bu strateji, onları “görünmez emperyalist” haline getiriyor. tıpkı bir kukla ustasının ipleri çekip sahneyi yönetmesi gibi.

    mesela, rusya’nın ukrayna’yı işgali: bu savaş hala devam ediyorsa ve başlamışsa, büyük ölçüde çin’in hamlesi sayesinde. putin, bu operasyona çin’den “yeşil ışık” alarak girdi; çin, rusya’ya ekonomik destek sağlayarak (2023’te ikili ticaret rekor 240 milyar dolara ulaştı) ve askeri bileşenler tedarik ederek savaşı sürdürmesini sağladı.

    çin, rusya’ya galyum, germanyum gibi kritik maddeler satarak yaptırımları deliyor ve savaş makinesini besliyor. batının tüm yaptırımları çin sebebiyle anlamını yitirdiği gibi, aslında batı kendi kendine zarar vermiş oluyor. ve tüm bu perdenin arkasında olayları sinsici yöneten devlet çin.

    peki, kim çin’i konuşuyor? neredeyse hiç kimse; odak her zaman “agresif rusya” üzerinde.

    afrika’ya bakalım: herkes nato’nun veya batı’nın sebep olduğu acıları, sömürgecilik mirasını, arap baharı sonrası libya’nın halini falan tartışıyor. ama diktatörleri borçlandırıp ülkelerin kaynaklarına çöken çin’i kim gündeme getiriyor? çin’in “borç tuzağı diplomasisi” ile angola, etiyopya, sudan, kongo, kenya ve nijerya gibi ülkeleri borçlandırdığı biliniyor, bu ülkeler altyapı projeleri için milyarlarca dolar borçlanıyor, çin bu tarz ülkelerde diktatörleri finanse edip kukla gibi kullanıyor ve ülkelerin tüm kaynaklarına çöküyor. verdikleri, ödenmesi neredeyse baştan imkansız borçlar ödenemeyince madenler veya limanlar çin’e geçiyor.

    belki doğrudan çin askerleri silahla birilerini vurmuyor. ama destekledikleri diktatörler bunu yapıyor. sebep oldukları acıların karşılığında, medyada adı bile zor geçiyor.

    şimdi venezuela’ya gelelim: “katil abd, emperyalist abd, barbar abd…” diye bağıran solcu salaklar bol. oysa venezuela’da insanlar çöpten beslenir hale geldi; ülkenin ana geçim kaynağı, yurtdışına kaçan aile üyelerinin yolladığı para. kağıt paraları tuvalet kağıdından değersiz. üstelik bu ülke dünya petrol rezervlerinin %20’sine sahip!

    maduro ise seçim kaybetmiş, iktidarı devretmemiş bir diktatör, meşruiyeti yok.kimin kuklası? çin’in. belarus – rusya; lukashenko- putin, aynısı çin – venezuela işte. seçim bile kazanamayan bir diktatörün başka bir devlet adına ülkeyi sömürmesi. halk ayaklanırsa da halkın öldürülmesi.

    venezuela’nın petrol yataklarına yıllardır çin çöküyor; çin, venezuela’nın en büyük kreditörü ve petrol alıcısı, maduro rejimini milyarlarca dolarlık kredilerle ayakta tuttu, petrol rezervlerine çöktü.

    ama çin medya’da o kadar yok ki, insanlar bunu bilmiyor. sanıyorlar ki ırak savaşında olanlar oluyor yine.

    halbuki, ırak savaşından 25 yıl sonra artık dünya’da başka bir süper güç var. ama gücünü öylesine saklıyor, öyle sinsi davranıyor, öylesine karanlıkta bırakıyor ki kendini, insanlar çin emperyalizmiyle karşı karşıya olduklarının farkında bile değil!

    çin sinsi sinsi latin amerika’yı ve afrika’yı sömürürken medyada adı bile geçmezken, adı çıkmış abd her zaman suçlu. rusya ukyrana’ya savaş açtı yüzbinlerce insanı öldürdü, siviller dahil, ukrayna’yı yıktı, suçu yine abd’ye attılar.

    dünya’da ne kadar abd düşmanı solcu, islamcı şu bu varsa, muhtemelen çin bunları devasa anlamda finanse ediyor. medyadaki bu asimetri başka türlü açıklanamaz.

    bu örnekler yetmezmiş gibi, çin’in “kuşak ve yol girişimi” (bri) altında benzer tuzaklar kurduğunu görüyoruz. sri lanka’da hambantota limanı: çin’den alınan borçlar ödenemeyince, liman 99 yıllığına çin’e kiralandı, klasik bir çin “borç tuzağı”.

    pakistan’da da gwadar limanı ve altyapı projeleri nedeniyle borçlar şişti, ülke çin’e bağımlı hale geldi.

    güney çin denizi’nde ise çin, yapay adalar inşa edip militarize ederek komşu ülkelerin egemenliklerini gasp ediyor; filipinler, vietnam gibi ülkelerin deniz haklarını ihlal ediyor, ama bu “çin emperyalizmi” olarak nadiren etiketleniyor.

    çin, kendini medya ve algı yönetiminde öyle ustaca gizliyor ki, bu tehditleri dile getirenler “komplocu dayı” muamelesi görüyor. oysa gerçek şu: çin, sessizce emperyalist bir güç haline geldi, dünya kaynaklarını sömürüyor ve rakiplerini zayıflatıyor. bu görünmezliği kırmak, küresel farkındalık için şart,

    ayrıca çin inanılmaz bir nükleer silahlanma içerisinde. sırf bu sebeple abd de nükleer silah sayılarını arttırmaya başladı ki bu tüm insanlık için ciddi bir tehdit.

    abd emperyalizmini biliyoruz, onla mücadele edebiliriz.

    çin abd emperyalizmi karşısında dengeleyici bir unsur değil, daha büyük bir tehlike.

    venezuela halkı bu sebeple abd’nin yaptığı operasyonu kutluyor.

    çünkü abd en azından görünürde olsa bile demokrasiye, insan haklarına, basın özgürlüğüne saygılı. oyunun kurallarına saygılı ve kurallara bağlı oynuyor. çünkü kuralları çiğnerse, önce kendi kamuoyu onu topa tutuyor. çin’de ise böyle bir devlet – halk ilişkisi yok.

    çin meşruiyeti olmayan diktatörlerle çalışıyor ve abd’deki gibi özgür basın, hukuk olmadığı için kimseye hesap vermiyor. kimse hesap sormadığı için, adı bile geçmiyor ve bu kendini karanlıkta bırakan emperyal gücü çok daha tehlikeli bir hale getiriyor.

    özetle çin, düşmanın görünmeyeni.

    görüneniyle yaşarsınız. onu tanıyorsunuz. stratejilerini, hamlelerini, her şeyini biliyorsunuz. saklamıyor da zaten artık. trump içi dışı bir yönetiyor abd’yi. politik doğrucu abd gitti, samimi ve dobra dobra konuşan abd geldi trump döneminde ki bu çok daha iyi.

    çin’i ise öylesine sinsi ki, gücünün bile farkında değil insanlar, hala, milyonlarca insan çok hafife alıyor çin’i.

    covid 19 bile muhtemelen çin’in batı dünyasına kasıtlı attığı bir kazıktı.

    abd her şeye rağmen bir demokrasi. trump seçimle geldi mesela ve bakın neler değiştirdi abd’de kendi başına.
    peki çin komunist partisi rejimi? onlar kimseye hesap vermiyor, vermeyecek. isimlerinin geçmesine bile müsade etmeyecek.
    abd ise yaşattığı her acıda her zaman topa tutuldu ve tutulacak.

    abd hesap veren, yaptıkları görünen, göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen emperyal güçtür.

    çin ise hesap vermeyen, yaptıklarını görünmez kılan, göründüğü gibi olmayan, olduğu gibi görünmeyen, sinsi ve şeytani bir emperyal güçtür.

    bu denklemde çocukları için daha iyi bir dünya isteyen herkesin seçeceği emperyalist bellidir.
    çin bir umut değil, beterin beteri.
    abd ise bu şartlarda ehven-i şer.

    https://eksisozluk.com/entry/180933486

  12. Anonim

    Genellikle anarşist görüşlere göre yorumlar yapan böyle bir websitesinde bu soruyu sormak ne derece doğru olur bilemem, yine de sormak isterim:

    Eğer “sistem içi”ne göre değerlendirirsek:

    “ABD kongresi”nin sesi soluğu hiç çıkmıyor Gün bey, sizin de dikkatinizi çekiyor mu?

    Hep Donald Trump’ın gürültüsünü duyuyoruz, onun gürültüsü diğer herşeyi bastırıyor neredeyse…

    “ABD kongresi”nin hiçbir hükmü kalmadı mı artık?

    Eğer hatırlarsanız; 2000’li yılların başında Irak’a askerî operasyona başlamadan önce, “ABD kongresi”nde haftalarca konuşuldu tartışıldı (“göstermelik müsamere” yapıldı), Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Savunma Bakanı Rumsfeld “göstermelik sunumlar” yaptı, ondan sonra askerî operasyon başladı.

    Günümüzde ise, “göstermelik” de olsa “ABD kongresi”ni takan eden kimse yok. Haralata gürelete, hürrraaa diye dalıyorlar bir başka ülkeye.

    Anarşist de olsanız, bu konudaki yorumunuz nedir Gün bey?

  13. Gün Zileli

    Evet, ABD’nin bir tek kişi diktatörlüğü haline geldiği anlaşılıyor.

  14. Pipsqueak'e müjde...

    Sevgili pipsqueak,

    Hükümetimiz nihayet sesinizi duydu, ve 15 yaş altındaki kişilere “sosyal medyaya [instagram, TikTok, facebook, twitter (X), …] giriş kısıtlaması” getirmek için yasa teklifi hazırlardı, TBMM’ye sundu.

    Bundan böyle; “fikri hür, vicdanı hür” nesiller yetişecek.

    Kutlu olsun.

    Mutlu musunuz?

    ************************************
    “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı” Mahinur Özdemir Göktaş, 15 yaş altına yönelik “sosyal medya düzenlemesi”ni de içeren torba yasa teklifinin TBMM’de ilgili komisyona sevk edileceğini açıkladı.

    “2026 Ocak” sonunda düzenlemenin komisyona gelmesi bekleniyor. Torba yasa kapsamında hazırlanan teklifle birlikte; istagram, TikTok, X gibi platformlarda yaş doğrulama sistemleri zorunlu hâle gelecek.

    https://eksisozluk.com/entry/180955913

    ************************************
    George Orwell’in “1984”üne hoş geldiniz…

    Jeremy Bentam’ın ve Michel Foucault’nun hatırlattığı “panopticon”a hoş geldiniz…

    Lütfen kimliğinizi onaylatıp “göz retinanız”ı okutmak için; gözünüzü, telefonunuzun kamerasına yaklaştırmayı unutmayınız…

  15. Anon

    Rusya savaşının başlama nedeni, Batı’nın konsensüsü bozarak statükoyu değiştirme girişimidir. Eleştirilemez değil. Ancak Zelenski tamamen Amerikan merkezli küresel kapitalizm ile siyonistlerin emrindedir. Rusya’nın başta doğal gaz olmak üzere uluslararası piyasadaki pazar payını ele geçirmek amacını çok büyük oranda başarmışlardır. Zelenski şu anda halkın onayından kopuk bir diktatördür. Yıllardır savaş bahanesi ile seçim yaptırmamaktır. Fatura çıkarılacaksa, Rusya’dan çok Batıya çıkarılmalıdır.

  16. Anonim

    Yorum cinsiyetçi yönelimi nedeniyle yayınlanmadı. Admin

  17. Anonim

    Gün bey’in dikkatine:

    “Dana eti” fiyatı Türkiye’de ilk defa “20 dolar”ı aştı.

    Dünya fiyatı “7 dolar 38 sent” olan dana eti, Türkiye’de “20 dolar 31 sent”.

    https://x.com/inanmutlu1/status/2008761484386484586

  18. Anonim

    “Nisan 2026” itibariyle; kuyumcularda altın alım / satımı sadece “banka kartı” ile veya “IBAN” üzerinden ödeme ile yapılacak; yani, “fizikî kağıt para” ile ödeme yapmak yasak.

    https://www.t24.com.tr/haber/kuyumcuda-nakit-devri-bitiyor-altin-takip-sistemi-geliyor,1288909

    Bakalım Gün abinin kaç “ton” altını var, o zaman öğreniriz…

    😉
    😉
    😉

  19. Tavsiye

    Merhaba Gün bey,

    İlgi alanınıza giriyor mu / girmiyor mu bilmiyorum, yine de paylaşmak istedim sizinle.

    Prof. Dr. Korkut Boratav’ın 38 dakikalık son videosunu izlemenizi tavsiye ederim:

    https://www.youtube.com/watch?v=2C2pEdfIavk

    Bu yaştan sonra böyle açıklamaları yapmak için gücü, kuvveti kalmayabilir artık Korkut bey’in.

    Saygılarımla

  20. Anonim

    Ben küçücük bir çocukken, babam; “oğlum sakın siyasetle ilgilenme, etliye-sütlüye yaklaşma, büyüklerine saygı göster, küçüklerine sevgi göster, hep uslu ol” tembihledi.

    Ben bu tembihi uyguluyorum.

    Dinim: İslam

    Mezhebim: “Sünnilik” içindeki “Mâtürîdîlik” kolu

    İmanım: Para

    Allah’ım: İnternet

    1. ilgi alanım: Bol bol “taco” yemek

    2. ilgi alanım: Futbol

    3. ilgi alanım: 7 gün 24 saat kesintisiz “TikTok videoları” izlemek

    “Maduro”ymuş, “Kaduro”ymuş… Bunların hepsi tırıvırı…

    Hep usluydum, hep uslu kalacağım…

    “Anarşizm” trenine binenlerin ulaşacağı son istasyon; “satanizm”dir, “Şeytan’a tapıcılık”tır.

  21. ABD Minneapolis'te katliam

    Yüzbinlerce insanın “yasadışı yollarla ABD’ye girdiği”ni iddia eden Donald Trump’ın provoke etmesi sonucunda, “I.C.E. (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza)” bünyesindeki silahlı muhafaza birlikleri ABD’nin pek çok şehrinde denetimlerini arttırdı.

    “Minneapolis” şehrindeki protesto gösterileri esnasında; “I.C.E.” muhafızlarından biri, ABD vatandaşı olan bir kadını silahla ateş ederek öldürdü.

    Kadın 37 yaşındaydı…

    İsmi: “Renee Nicole Good”…

    https://www.youtube.com/watch?v=mS3caI3di8c

    https://www.youtube.com/watch?v=mNnVbXPCEDU

  22. Pipsqueak

    Sayın Instagram, TikTok, facebook, twitterciler.
    Sizin gibi gerçek anarşist Michel Foucault gerçek devrimci bir Marksist-Komünist ve Maoist idi. Diğer bir gerçek anarşist olan Chomsky’e “Mao, gerçek/doğru silah namlusundan” çıkar dediğinde sizler gibi gerçek/doğru devrimcileri kast etmişti. Tek fark şu: Sizin namlunuzdan çıkanlar Instagram, TikTok, facebook, twitter. Her halükarda, siz ve Foucault ve Chomsky aynı geleceği paylaşırsınız, hepiniz içerileri farklı da olsa devrimle dünyayı çok daha İLERİ götürmek isteyen, en güzel günleri yaşıyoruz ama daha da güzel olabilir inancı içindesiniz. Bu inancın kanıtı: Siz Foucault ve Chomsky’den daha ilerde bir teknoloji ile güzel haberlerinizi çok daha büyük kitlelerle paylaşıyorsunuz.
    Not: Chomsky’nin bir yandan ABD DEVLETİ ile bağları, diğer yandan enayi anarşistlere dağıttığı şerbeti şimdi ticari çarkları çeviren Instagram, TikTok, facebook, twitter yapıyor.
    Maoist Foucault ne kadar haklıymış! Şimdi Çin, Chomsky’nin en güzel dünyası ABD ardında, dünyanın ikinci zengin ülkesi! Ve her köşede taktığı Kapalı Devre Televizyonu (CCTV) ile aslında Konfüçyüs’çü Çin ama diğer nefret ettiğim devrimci Marksist-Komünist ayıp donuyla satışını yapan her türlü devrimciden nefret edenleri bulup köklerini kazmak için videolara kaydediyor.
    Biliyorsunuzdur genelde ve özellikle gençler arasında yalnızlık oranı çok yüksek ve gittikçe artmakta. Instagram, TikTok, facebook, twitter gibi bu yalnızları bir araya getiren şirketlerin sosyal faydaları doğal ki çok önemli ve yasaklanması doğru değil. Özgürlük çok önemli., değil mi ama!
    Yine de beni düşündüren veya takıldığım taraflar var.
    1. Halihazırda 1950’lerde, David Riesman’in “Yalnızlar Kalabalığı” kitabı insanların bir arada olsalar da yalnızlık içinde olduklarını gösterdi.
    ELİNİZE SU BİLE DÖKEMEYECEK OLAN J. Ellul çoktan benim gibi sizlere dokundu. Yeni ve daha iyi devriminizin yaftası olan GENÇLİK mitinin aslında çok daha büyük İLERİCİLİK mitinin bir alt miti olduğunu ileri sürdü.
    Belki bilirsiniz, anarşist J. Ellul benden çok daha çok daha bilgili, dünya çapında tanınan ve okunan, 5-6 alanda derin fikirler ileri süren bir kişi. Tek ortak tarafımız gerici ve tutucu olmamız. Bakın mesela bir saçmalamasına:
    “Ne zaman günümüz dünyasını eleştirsek, hemen bir moruk çıkar ve “evet ama gençler geliyor” der. Yahu biz de gençtik ve bunlara inandık cevap beyhude.”
    Lütfen üstünüze almayın. Siz yaşta moruk da olsanız başta çok GENÇSİNİZ! MAŞALLAH!
    2. İkinci sorun daha da dikenli. Neden Yalnızlık ve neden bu acı durumu telafi etme, Cami, Kilise ve tapınmalardaki gibi fiziksel temaslarla değil; ekran, akıllı telefon vs gibi ruhsal araçlarla gerçekleşiyor. Anarşist sitesinde birinin böyle bir yol seçmesi ve savunması bana tuhaf geldi.
    “Çarlık ve Osmanlı Monarşileri ile Sovyet ve Cumhuriyet Oligarşilerinin Kıyaslanması” makalesine “Pipsqueak 25 Aralık 2025 at 12:40 ” yorumunu yapmıştım. Doğru ki, her şeyi bilen her şeyi kısa/öz dışkılayan Instagram, TikTok, facebook, twitterciler için çok uzun ve çok sıkıcı. Tabii bu da ruhsal bir temas olduğundan eğer beğenmezsen hemen bir twat düşünürsünüz. Biliyorsunuz siz ruhsallar için SEKS-SPOR-SÜPERMARKET dışında fiziksel bir dünya YOK!
    Her halükarda, o yazımı okursanız faşistler arasında kavgaya neden olan ve temelde ticaret çarklarını çevirmekten başka hiç bir değeri olmayan, özgürce köleliği seçenlerin Instagram, TikTok, facebook, twitter yasaklanması ya da yasaklanmaması konusunun dedikodusuyla kıyaslayın. Instagram, TikTok, facebook, twitter dünyasından çıkıp benim sıkıcı dırdırlarımı okumazsınız diye çocuklar ve bireylerle ilgili parçaları buraya koydum
    ——————————————————————————————
    “EŞİTLİK OLMADAN BARIŞ OLMAZ.
    Yaklaşık 14.000 kişiden oluşan Piaroa halkı, Venezuela’nın Amazonas eyaletinde, Orinoco Nehri yakınlarında yaşamaktadır.
    ONLARDAN NE ÖĞRENEBİLİRİZ?
    Tam bir eşitlik içinde yaşamak mümkündür ve bu, barışçıl bir topluluğun oluşmasına yol açabilir.
    Tek bir sorun var: ANARŞİST OLMAYI GEREKTİRİYOR.”
    “Piaroa halkı şiddeti reddeder ve ÇOCUKLARI fiziksel olarak cezalandırmaz.”
    Not: Tabii farkı biliyorum. Sizin faşistler arası kavgada konu ruhsal cezalandırma.
    “Avcı gibi geleneksel erkeklik imgelerine uymaya çalışan herkes acınacak durumda görülür ve öz denetimden yoksun olarak değerlendirilir.”
    Not: Bu toplumda SİZİN GİBİ BİR LAF EBELİĞİ YAPAN TİKTAKTOKÇU ACINACAK VE ÖZ DENETİMDEN YOKSUN BİRİ OLARAK GÖRÜNÜR.
    Not: Siz çok farklı büyümüşsünüz. Hemen sidik yarışına girip bireycilik (b*kunda boncuk bulmuşluk) yapıyorsunuz. Siz BİREYCİ (yani bölünmezci) onlar kendini herkeste gören ve bölünen BİREY. Bak mesela:
    “En önemli şey BİREY fikridir, ancak bu vurgu bencilliği teşvik etmez. Her birey ne yapacağına, nasıl yapacağına ve ne zaman yapacağına kendisi karar verir ve başkalarının kararlarını yargılamaz.”
    Not: Bence, sizleri Batılı yapmak isteyen Atatürk ve Karl Marks nihayet başarı semeresi vermekte. Hele “Dünya sarışın mavi güzlü, orta-sınıf TikTakTokçular, SEKS-SPOR-SÜPERMAKETÇİLER birleşin” çağrısı yapan Karl Marks, hiç sorma.
    ———————————————————————————————
    3. Düzen sadece ve sadece kendisine tıpa tıp benzeyen, alçaklık, gaddarlık, katillik, dolandırıcılık, yalancılık ustalarından korkar. Gerçi bu korku bile şimdi tıpkı sizin mecnunu olduğunuz “Instagram, TikTok, facebook, twitter” gibi üretim/ticaret çarklarını yağlayan bir avantaja döndü. Silah endüstrisi!
    Her neyse. Ümit ümitsiler için de olsa, ümit ederim yazıma siz de gülersiniz. Bir soru:
    Jeremy Bentam o özgürler özgürü, sarışınlar sarışını, günümüz ABD’sine genlerini boşaltan, Fransa’nın hemen arkasında geldiği, Batı süper yıldızının DEVLET ve “Instagram, TikTok, facebook, twitter” NASIL GÖRÜR müjdecisi İngiliz Jeremy Bentham mı?
    Bir itiraf: Ben anarşist değilim. Zileli bir ara sevdiği güzel “sadece olü balıklar akıntıya yüzerler” Hırvat atasözünü yayınlamıştı. Ama nedense siteyi dolduran ölü balıklara müsamahalı davranıyor. Ben zamanımızı simgeleyen, yalnızlar ve kara cahiller kalabalığında bir çeşit cankurtaran olan “umursamama hoş görülüktür” düsturuna katılmıyorum.
    Bence, seks-spor-süpermarketçilerin, televizyon ve eğlence arayan yalnızların, laf ebeliğiyle medya yıldızı olmaya çalışan faşist ruhluların pis suratlarına, Hitler gibi bıyıklı birni beklemeden faşist ruhlu olduklarını tükürmeli. Hele hemen hemen tüm dünyanın arkasını ve önünü yaladıkları, 10 bin yıldır alçaklıklarını her yere taşıyan medenilerin tüm ayıp donlarını yırtıp atan Trump günlerinde. Bence, medya yıldızı olmak isteyenler sadece ve sadece para içinde yüzen şirketleri beslemektense bu b*kluğa nasıl saplandığımızı anlamaya çalışmalı.
    İki örnek:
    1. Camilla Power’ın “Cinsiyet eşitliği bizi insan yaptı: Graeber ve Wengrow’un ‘İnsanlık tarihinin seyrini nasıl değiştirebiliriz’. Bu eseri TikTakToçular asla okumaz ama okunması mutlak!
    Geleyim diğerine:
    2. Anarşist Greaber ile Wengrow’un “Her Şeyin Şafağı: İnsanlığın Yeni Bir Tarihi”ni okudum ve yararlandım. Graeber de siz TikTakTokçular gibi medya yıldızlığı meraklısı olduğundan laf ebeliği yapar.
    Uzatmamak için tek bir örnek vereceğim. Çok çok büyük beyinli Graeber’e göre (unutmayın her alanda bunların hemen hemen hepsi şimdi Trump’ın k*çını yalıyorlar) J. J. Rousseau doğada yaşayan çıplak vahşileri romantikleştirmiş. Aslında gerçek vahşilermiş… Vahşi olmayan TikTakTokçu insanlar uzun bir süre girdikleri sosyal ve politik deneyimlerinde hayli başarılı olmuşlar ama nedense (belki Graeber günlerinde olduğu gibi medya yıldızlığı olmadığından) sonunda içinde bulunduğumuz b*ka saplanmışlar. Sonra da sürekli ilerleme ve değişme çabaları içinde b*kun içine daha da fazla batmışlar.
    Ama hiç değilse kitap 700 sayfalık ve gerçekten şahane örneklerle dolu.
    Daha açıkça söylersem bilgi kendi başına değerden yoksun. Önemli olan o bilgiyle ne yaptığınız.
    Siz TikTakTokçular farkında bile olmadan yalnızlığınızı, cahilliğinizi, medya yıldızı olmak için yanıp tutuşduğunuzu sergiliyorsunuz.

  23. Anonim

    Eğer size “parasal külfet” olmayacaksa ve “İngilizce’den Türkçe’ye” çeviri yapacak sabra sahipseniz; bu kitabı lütfen görmezden gelmeyiniz.

    • Kitabın tam adı:
    The House of Government: A Saga of the Russian Revolution

    • Yazarın adı:
    Yuri Slezkine
    (tarihçi, profesör, Kaliforniya Berkeley Üniversitesi)

    • Yayınevi:
    Princeton University Press

    • “Karton kapaklı” baskı için ISBN numarası:
    9780691192727

    • “Ciltli kapak” baskı için ISBN numarası:
    9780691176949

    • Yazarla direkt iletişim kurabilmeniz için “e-mail” adresi:
    slezkine@berkeley.edu

    • Eğer kitabın “karton kapaklı” baskısını almak isterseniz, kargo masrafı dahil en makûl toplam fiyatı burada:

    2565,48 TL

    https://www.amazon.de/-/en/gp/product/0691192723/ref=ox_sc_act_title_1?smid=A23YESN4HOKWSK&psc=1

    • Eğer kitabın “ciltli kapak” baskısını almak isterseniz, kargo masrafı dahil en makûl toplam fiyatı burada:

    3545,32 TL

    https://press.princeton.edu/books/hardcover/9780691176949/the-house-of-government

    • KİTABIN TANITIM METNİ:

    “The House of Government” is unlike any other book about the Russian Revolution and the Soviet experiment. Written in the tradition of Tolstoy’s “War and Peace”, Grossman’s “Life and Fate”, and Solzhenitsyn’s “The Gulag Archipelago”, Yuri Slezkine’s gripping narrative tells the true story of the residents of an enormous Moscow apartment building where top Communist officials and their families lived before they were destroyed in Stalin’s purges. A vivid account of the personal and public lives of Bolshevik true believers, the book begins with their conversion to Communism and ends with their children’s loss of faith and the fall of the Soviet Union.

    Completed in 1931, “the House of Government” (later known as “the House on the Embankment”) was located across the Moscow River from the Kremlin. The largest residential building in Europe, it combined 505 furnished apartments with public spaces that included everything from a movie theater and a library to a tennis court and a shooting range. Slezkine tells the chilling story of how the building’s residents lived in their apartments and ruled the Soviet state until some eight hundred of them were evicted from the House and led, one by one, to prison or their deaths.

    Drawing on letters, diaries, and interviews, and featuring hundreds of rare photographs, “The House of Government” weaves together biography, literary criticism, architectural history, and fascinating new theories of revolutions, millennial prophecies, and reigns of terror. The result is an unforgettable human saga of a building that, like the Soviet Union itself, became a haunted house, forever disturbed by the ghosts of the disappeared.

    • İÇİNDEKİLER (TABLE OF CONTENTS):

    CHAPTER 1: EN ROUTE

    Part I: Anticipation

    The Swamp: A portrait of Moscow prior to the construction of The House of Government, before the Bolshevik Revolution. “When Will The Real Day Finally Come?” asks Nikolai Dobroliubov in an 1860 essay, pondering the proximity of a revolutionary transformation of society. This question (and “The Real Day”) become a motif.

    The Preachers: “Most prophets of the Real Day were either Christians or socialists.”

    The Faith: Slezkine outlines the senses in which it is helpful to consider the Bolshevik Revolution and its subsequent manifestations as millenarian cult.

    Part II: Fulfillment

    The Real Day: Chronicling events from two days after the collapse of the Tsarist State, to the execution of the Tsarist royal family at the House of Special Purpose.

    The Last Battle: Chaos and struggle after the early victories. The attempted assassination of V. Lenin, problems with the cossacks, de-cossackization etc.

    The New City: Having won the war, taken over the state, established stable administrative hierarchies the Bolsheviks reflect and prophecy, but real events deviate from prophecy very quickly as “War Communism” (the war on property, market, money and the division of labor) quickly exhausts itself in the pre-industrial, peasant economy the Bolsheviks become heir to.

    The Great Disappointment: New theories of art and literature evolve under the New Economic Policy, Lenin dies, Mayakovsky commits suicide, “the NEP was a gothic nightmare.”

    The Party Line: As the world socialist revolution continues not to materialize, the Party re-assesses and its theory evolves.

    CHAPTER 2: AT HOME

    Part III: The Second Coming

    The Eternal House
    The New Tenants
    The Economic Foundations
    The Virgin Lands
    The Ideological Substance

    Part IV: The Reign of the Saints

    The New Life
    The Days Off
    The Houses of Rest
    The Next of Kin
    The Center of the World
    The Pettiness of Existence
    The Thought of Death
    The Happy Childhood
    The New Men

    CHAPTER 3: ON TRIAL

    Part V: The Last Judgment

    The Telephone Call
    The Admission of Guilt
    The Valley of the Dead
    The Knock on the Door
    The Good People
    The Supreme Penalty

    Part VI: The Afterlife

    The End of Childhood
    The Persistence of Happiness
    The Coming of War
    The Return
    The End

  24. Pipsqueak

    Sayın Zileli,
    Aşağıdaki haberi gördünüz mü?
    “Doğu Akdeniz, İsrail’in Türkiye’ye karşı yeni cephesi mi oluyor?
    İsrail’in bölgesel manevraları, Doğu Akdeniz’i daha da istikrarsızlaştırabilir ve Türkiye ile gerilimleri artırabilir.”
    Youtube, Instagram, TikTok, facebook, twitter (X) ve diğer kaynaklara bir göz atıp bizi bu konuda aydınlatır mısınz?
    Biliyorsunuz çoktan beri Netanyahu’nun Yahweh’sı, Erdoğan’ın Allah’ından çok daha güçlü.
    Yahweh, oğlunu aşağı gönderdi ve oğlu da Trump’ın God’ı oldu. Ama Yahweh ile Allah arasında bir hısımlık yok.
    Ben her ikisinin de Tanrılarını ambarında saklayan bir ülkede olduğum için korkum yok. Bir savaş çıkarsa siz ne yapacaksınız?
    Bu sitedeki yazılardan öğrendiğim kadar Türkiye GENÇLERİ büyük beyinlilikte İsrail GENÇLERİNİN hayli gerisinde. İsrail Yapay Zekası ve Veri Tabanlarıyla “Youtube, Instagram, TikTok, facebook, twitter (X)” gibi yerleri istediği yöne yöneltirken, Türkiye GENÇLERİ “Youtube, Instagram, TikTok, facebook, twitter (X)” gibi ekranlara bakıp siz ve diğer seyircilerle paylaşıyorlar.
    Saygılarımla,
    Yeni ve çok gülmeme (Bir kahkaha, bir kilo pirzolaya bedeldir) şükür daha GENÇ PIPSQUEAK.

  25. Gestapo - STASI - NKVD - ICE

    Sayın Zileli’nin dikkatine:

    https://www.youtube.com/watch?v=9ws1r6CaSXs

  26. Necip Fazıl Kısakürek

    “Eğer Türkiye’nin huzura ermesini istiyorsak;

    İslam şuuru ile dolu kuşaklar yetiştirmek zorundayız.”

    Necip Fazıl Kısakürek

  27. Anonim

    Sevgili pipsqueak,

    Sizi memnun etmek için ne yapılmasını istiyorsunuz?

    “Twitter’ın (X’in)” genel merkez binası bombayla patlatılsın mı? Şirketin C.E.O.’su “Elon Musk” hapse mi atılsın?

    “Facebook”un ve “Instagram”ın genel merkez binası bombayla patlatılsın mı? Bu iki şirketin C.E.O.’su “Mark Zuckerberg” hapse mi atılsın?

    “TikTok”un genel merkez binası bombayla patlatılsın mı? Şirketin C.E.O.’su “Shou Zi Chew” hapse mi atılsın?

    “Amazon.com”un genel merkez binası bombayla patlatılsın mı? Şirketin C.E.O.’su “Jeff Bezos” hapse mi atılsın?

    “Google”ın genel merkez binası bombayla patlatılsın mı? Şirketin C.E.O.’su “Sundar Pichai” hapse mi atılsın?

    “ChatGPT & Open A.I.”nın genel merkez binası bombayla patlatılsın mı? Şirketin C.E.O.’su “Sam Altman” hapse mi atılsın?

    Bunları mı istiyorsunuz?

  28. Jacques Ellul ve Jean Baudrillard

    “Sözün Düşüşü”

    “The Humiliation of the Word” (1985)

    “Modernite”nin tarihi; “söz”ün (veya “kelam”ın) fiilen düşüşünün, kıymetsizleştirilmesinin de tarihidir.

    Modern bilimin, tekniğin ve kapitalizmin (paranın ve iktidarın) çağı “imaj”ın (veya “görselliğin”) “söz”e, “kulağa” üstün geldiği çağdır; “Nietzsche”ci tabirle ifade edersek “nihilistik bir çağ”. Bu çağda insanî varoluşun anlamı “söz”ün (ve “anlam”ın) düşüşüyle eş anlı olarak indirgenmiştir, daraltılmıştır.

    “Jacques Ellul”; “dil”in, insanî varoluşun temelinde yer aldığını izah ediyor, ve çerçeveyi bireyden toplum ve devlete doğru genişleterek modern toplumsal ve politik sorunların kaynağı durumundaki zihinsel kırılmaları da mercek altına alıyor. Dolayısıyla; “Sözün Düşüşü” yalnızca dil, felsefe ve teolojiyle değil, aynı zamanda sosyal bilimlerle de ilgili bir kitap.

    “Jacques Ellul”, söz (işitsel) ile imaj (görsel) arasındaki dikotominin modern dönemde imaj (görsel) lehine nasıl yeniden kurulduğunu ifşa ederken benzeri bir hataya düşmüyor ve her birinin yerini ve hakkını teslim edip “söz” ile “imaj” arasında kaybedilmiş “denge”yi bulmak için soruşturmayı “İlk ve Ortaçağ”a kadar genişletiyor; diyalektiği (refleksiyonu) sonuna kadar götürüyor. “Söz”ün (“dil”in) yine dil hakkındaki kimi modern teorilerle ve bizatihi konuşma ve yazıyla “tüketilmesini” eleştiriyor; konuşma ve yazının suistimalini, konuşma ve yazı “enflasyonu” yoluyla “söz”ün “devalüe (de-value)” edilmesini.

    “Jacques Ellul”ün düşüncesine hâkim olan, “zorunluluk” ile “özgürlük” arasındaki diyalektiktir. Bu durumda; “gerçeklik” imaj alanında, “hakikat & inanç” ise söz alanında ikâmet eder. “Söz”, “insanın özgürlüğü”nün gerçekleştiği yegâne alandır. “Sözün Düşüşü”; “söz”ün (“dil”in) kurtarılmasına ve “nihilizmin aşılması”na adanmış bir kitaptır.

    “Söz”ün kurtuluşu, insanın da kurtuluşudur.

    https://www.kitapyurdu.com/kitap/sozun-dususu/59478.html
    ________________________________________________________

    “Simülakrlar ve Simülasyon”

    Jean Baudrillard (1981)

    20. yüzyılın önemli, iddialı çıkışlarından biri kuşkusuz Jean Baudrillard’ın “Simülasyon” kuramıdır.

    Baudrillard, radikal ve ayrıksı düşünceleriyle “Batı toplumu”ndan yayılan krizi haber verir. Baudrillard’a göre bugünkü sistemi kavramak için dolaşıma sürülen tezler; “hiçlik” çukurunda birer birer erimeye mahkûmdurlar. İşlenen bu kusursuz cinayeti araştırmaya başladığımızda; iletişim, sinema, reklam veya mimarlık alanlarında “gerçek” ve “hakikat” düzeneklerinin birbirleriyle nasıl yer değiştirdiğine dikkat etmemiz gerekir. Bir resmin “taklidi”, bir eserin “yorumu”, veya tarihî bir binanın “kopyası”; tüm aurasını yitirerek aslının yerine geçebilmektedir. Artık her türden sanatsal kaygı, hakikat arayışı ve iletişim tarzı “tüketilmek için” vardır; iletişim araçları iletişimsizliğin mükemmel bir ispatını sergilerler. Örnek olarak: Belgeseller anımsamaktan çok unutturmak için vardır, “için için kaynayan” her bir anlam parçacığı içeriğinden boşaltılıp “medya” adlı devasa boşlukta “simüle” edilir. Tüm olup bitenlerin yansıdığı “ekranlar”da herşey gizlenir, üzeri kapatılır. Ve kitleler, iletişim araçlarına sarılarak; modern bir kurban töreninin ritüellerini söz birliği etmişçesine mükemmelen yerine getirirler.

    Baudrillard bilinenin aksine, çözümlemelerinde postmodern bir söyleme başvurmaz. (Kitabın çevirmeni) Oğuz Adanır’ın tanımlamasıyla aktarırsak; Baudrillard “postmodern bir düşünür değildir!” Çünkü bu kitapta da görüleceği üzere; simülasyon evreninin “dünya görüşü” tarihsel sürecin bir halkasıdır, fakat son halkasını oluşturmaz.

    • Kendisine sormuşlar:

    “Ne pahasına olursa olsun Batı’nın moralini bozmaya devam edecek misiniz?”

    • Baudrillard cevap vermiş:

    “Batı tarihinin temel yapı taşı; moral bozukluğudur.” Bunu ben uydurmadım. “Yeni duygusal düzen”; yani kurbanlardan oluşan duyarsızlık, pişmanlık üzerine oturmuş olan toplum, sanayi devrimi ve kolonizasyon gibi sonuçlara yol açmış 19. yüzyıla ait “anlam bunalımının bir uzantısı”dır, ve bizim uzun 20. yüzyılımız boyunca da sürüp gitmiştir.

    https://www.kitapyurdu.com/kitap/simulakrlar-ve-simulasyon/52471.html

  29. Anonim

    Şimdi ise “Grönland”a sataşıyor…

    Trump’ın bütün bu yaptıklarına; sadece ama sadece “embesillik” deyip geçiştirebilir miyiz?

    Bu kadar kolay olmamalı Gün bey.

    Bir motivasyonu olmalı bu herifin.

    Ne dersiniz?

  30. Gün Zileli

    Elbette. Ama Hitler gibi kaybedecek sonunda.

  31. Pipsqueak

    “Anonim 09 Ocak 2026 at 23:32” Pipsqueak’e Uyarısına Cevap
    Neden benim de sizin gibi faşist olmamı istiyorsunuz? Neden şantaj yapıyorsunuz?
    Sizin gibi Trump ve benzerlerinin k*çına girmiş yalayan faşistler sonsuz haklı.
    Tek farkımız benim sizleri gerçekten daha güzel bir dünyaya eriştirecek kişilerden nefret edişim, sizin onların hem arkasını hem önünü seve seve yalamanız.
    Neden acaba nefretim sizi rahatsız etmiş sorusunu bir düşünün. Belki sıraladığınız yeni Tanrılar size de dincilere ümit veren, Yahweh, God ve Allah gibilerin yerine aldığını görürsünüz!
    Hatta belki tarih boyunca ezenleri taklit etmeyle mutluluğa erişeceklerine inanan zavallılardan biri olduğumu görür beni affedersiniz.
    Ama nefesimi tutup beklemeyeceğim.
    Bu yazıyı eklemek için siteye girdim ve “ümit ümitsizle içindir” atasözünü hatırlatan “Anonim 10 Ocak 2026 at 12:19 ve Gün Zileli (Post author) 10 Ocak 2026 at 13:08” iki yorumu okudum. Kurtuluşu ya da tersi cehennem yaratmaları sizin gibi hala yeryüzünde veya gökyüzündeki KİŞİLERDE arayanları gördüm.

  32. Pipsqueak

    Sansürü geçemeyen bir yazımın orta-sınıf hakaretlerini ayıp donlarıyla örtenlere uydurdum. Bu ahlak donunu tekeline alan dinlerin tekeline tekeline alıp el koyanlara, politikacılara benzedikleri için, çatal dilliler denir.
    Düzeltilmiş yorumum.
    “Anonim 09 Ocak 2026 at 23:32” Pipsqueak’e Uyarı
    Neden benim de sizin tıpkı gibi baskıcı olmamı istiyorsunuz? Neden şantaj yapıyorsunuz?
    Siz ve siz benzeyenler, zenginleri daha da çok zengin etmek isteyen Trump ve benzerlerinin k*çına girip yalayanlar aslında çok haklı.
    Tek farkımız benim sizleri gerçekten daha güzel bir dünyaya eriştirecek kişilerden nefret edişim, sizin onların arkasını girip seve seve katılmanız.
    Neden acaba nefretim sizi rahatsız etmiş sorusunu bir düşünün. Belki sıraladığınız yeni Tanrılar size de dincilere ümit veren, Yahweh, God ve Allah gibilerin yerine aldığını görürsünüz!
    Hatta belki sefillerin tarih boyunca kendilerini ezenleri taklit etmeyle mutluluğa erişeceklerine inananların bir yanılgı içinde olduklarını savunacak kadar zavallı bir cahil olduğumu görür beni affedersiniz.
    Ama nefesimi tutup beklemeyeceğim.
    Bu yazıyı eklemek için siteye girdim ve “ümit ümitsizler içindir” atasözünü hatırlatan “Anonim 10 Ocak 2026 at 12:19 ve Gün Zileli (Post author) 10 Ocak 2026 at 13:08” yorumlarını okudum.
    Kurtuluşu ya da tersi olan cehennem yaratmaları sizin gibi hala yeryüzünde veya gökyüzündeki KİŞİLERDE arayan iki kişi de bana zavallı bir cahil olduğumu tekrar hatırlattılar.

  33. Pipsqueak

    Sayın “Jacques Ellul ve Jean Baudrillard 10 Ocak 2026 at 01:39”
    Size cevabımı güldürücü bir tavsiye ile bitireceğim, gülmeyi sevdiğimi bildiğiniz için ümit ederim tavsiyemin bıyık altından gülerek, samimiyetsiz (tongue-in-cheek) olduğunu söylememe gerek yok.
    Yazdıklarınız artık tamamıyla ender rastlanan şahane bir yazı.
    İlk başta, tarih başlayalı bir ruhsal (gökyüzü) ya da aynı bataklık olan bir laik (yeryüzü) kurtarıcı arayanlar, bireycilik kisvesiyle, farkında bile olmadan, artık kokmaya başlamış çok adi ve basmakalıp İLERİCİLİK dırdırı edenleri özetleyen alıntınız:
    “Modern bilimin, tekniğin ve kapitalizmin (paranın ve iktidarın) çağı “imaj”ın (veya “görselliğin”) “söz”e, “kulağa” üstün geldiği çağdır; “Nietzsche”ci tabirle ifade edersek “nihilistik bir çağ”. ”
    Jacques Ellul ve Jean Baudrillard ve Nietzsche’nin çok sayıda eserlerini okuduğum halde, yukarıda kurduğunuz ilişkiyi ilk defa görüyorum, teşekkür ederim.
    “Batı tarihinin temel yapı taşı; moral bozukluğudur.” gibi diğer çok misaller var ama TikTakTokçularla dolu (neden acaba?) uzun yazıları okumayanların katıldığı bir bireyci-eşitçi-özgürcü-demokrasi sevenler ye inananlar sitesinde uzatmak bela aramak olacak.
    Bıyık altından gülmem burada başlar.
    Yoksa siz de, bu sitenin asıl sırrına varıp, geç kalmış ama YENİ ve DAHA İLERİ bir Yeltsin-Gorbaçov olan, site site dolaşarak Yuri Slezkine kitabının “Anonim 09 Ocak 2026 at 01:29” satıcılığını yapanı mı kopyalıyorsunuz? https://www.kitapyurdu.com/kitap/simulakrlar-ve-simulasyon/52471.html
    Ha, ha, ha deyip gülerek geçmeyin. Artık sonsuz kara cahiller bile İLERİ ve GELİŞMİŞ dünyada salakça laf ebeliği yapıp boşalmaktalar.
    İsterseniz benim dilimde “beş parmak fiyat indirimi” ile elde ettiğim bu kitabı ve yüzlerce diğerlerini size ve isteyene gönderirim. Sadece bir çapanoğlu var. Trump çıkalı sadece dünya faşistleri artmadı, tüm alçaklar fırsatı fırsat bulup en çok Çin ve İngiltere’de kullanılan Kapalı Devre Televizyonu (CCTV) klonları oldular. Güvenli bir yol bulmak gerekir. Eğer biliyorsanız bana yazın.
    Şimdi de benim kitap verme reklamım.
    Son zamanlarda okuduğum eşi ender bulunur bir kitap Marshall Sahlins’in ölmeden hemen önce bitirmeden yazdığı kitap: “The New Science of the Enchanted Universe: ANTHROPOLOGY OF MOST OF HUMANITY” (Büyülü Evrenin Yeni Bilimi: İNSANLIĞIN ÇOĞUNUN ANTROPOLOJİSİ)
    Not: “Yeni Bilim” nitelemesini Giambattista Vico’dan aldı.
    Not: Vico “İnsan ancak yaptığını bilir” lafıyla modern bilim-teknik babalarından biri olan Descartes ile alay etti.
    Sahlins’in beni büyüleyen iki kavramı:
    – Medeniyet’in çirkin dudağının öpmediği insanların büyülü (şu an en güzel örnekler çocuklarla hayvanlar) bir dünyada yaşadıkları.
    – Sonlu olmamız.
    Bunu sezen Yunus Emre şahane ve şiirsel bir dille söyler.
    Hep Allah’ı aradım,
    Buldum,
    Peki, şimdi.

  34. Anonim

    ABD’deki “I.C.E.” operasyonlarında enselerinden yakalanan Latin kökenli insanları, protestolar esnasında “federal muhafızlar” ile “normal insanlar” arasındaki çatışmaları görüyoruz.

    Acaba; “Hollywood film ve dizi endüstrisi” ne zaman devreye girecek ve tüm bu yaşananlarla ilgili filmler ve TV dizileri çekmeye ne zaman başlayacak?

    Şubat ayına yaklaşıyoruz, havalar epey soğumaya başladı…

    Sıcak battaniyemiz altında ve elimizde sıcacık bir kahve bardağı eşliğinde…

    Son model, kaliteli TV’mizde; “Netflix”, “HBO Max”, “Disney+”, “Apple TV” gibi yayın platformlarının her birine aboneliğimiz sayesinde…

    Hollywood’un çekeceği filmleri ve dizileri; rahat koltuğumuzda yayıla yayıla seyretmek istiyoruz…

    ABD’de insanlar birbirini yer, bize de bunları rahat koltuklarımıza yayılarak seyretmek düşer…

  35. Pipsqueak

    Uygunsuz deyimler nedeniyle yayınlanmadı ADMİN

  36. Pipsqueak

    uygunsuz deyimler nedeniyle yayınlanmadı. ADMİN

  37. Pipsqueak

    Seksist anıştırmalar nedeniyle yayınlanmadı. ADMİN

  38. Pipsqueak

    “Pipsqueak’e müjde… 06 Ocak 2026 at 17:25″ye Bir Yanıt Daha
    11 Ocak 2026’da yazdığım yorum sitenin orta-sınıf ahlak kurallarına uymadığından yayınlanmadı.
    Ne yazık ki karalama ustalığı her yerde. Ahlakın temelinde dinler olduğunu bilmeyen laik devrimciler bile var!
    Not: ABD kadar sağlam demokrasisi olan İngiliz “Big Brother” bu siteyi görmüş. Solcu orta-sınıflı ve özellikle ilerici Anarşist devrimcilikle ileride olacak devrime, gerçi olsa da olmasa da tıpkı başarısızlığa uğrayanların analizciliğini yapmayla geçinenler gibi, yatırım yapmaktan bıkmayanların tepkisini görünce orada 16 yaş altı kişilerin sosyal medyayı kullanmasını yasaklayacakmış.
    ——————————————————————————
    Ahlaksızlıktan dolayı yayınlanmadığı için temizlediğim yorumum aşağıda.
    Sağcı ve aynada yansısı orta-sınıflı solcu ilerici Anarşist devrimcilerin çekilmezliği.
    Bak bu defa sağcı Bakan Mahinur Özdemir Göktaş siz orta-sınıflı solculardan çok DEVRİMCİ çıktı.
    Benim büyüdüğüm şehirde sizler gibi didişenlere “yiyin birbirinizi!” derdik.
    Avustralya’dan gelen bir haber. Gerçi bu yasaklama Batı’da (ve Doğu’da da) enayi avcıları arasında çoktandır bir aile içi kavgası, ama olsun. Sağcılarla solcuların bir türlü paylaşamadıkları Kapitalizm başarısını siz medenilerin tarihinde iş ve işçi bulmada eşsiz olmasına borçludur.
    Şimdi de habere bir bakalım.
    ‘Kendimi özgür hissediyorum’: Avustralya’nın sosyal medya yasağının üzerinden bir ay geçti ve Amy yıllar sonra ilk kez kendini özgür hissediyor.
    14 yaşındaki çocuk, internet bağımlılığının sancılarını ilk olarak yasağın başlamasından sonraki günlerde hissetmeye başladı
    Birçok genç için sosyal medya sadece eğlence değil; can sıkıntısıyla, stresle ve sosyal kaygıyla başa çıkmak, güvence veya bağlantı aramak için bir araç.
    14 yaşındaki Amy, yasaktan bu yana kitap okuma, tığ işi örme ve egzersiz yapma gibi aktivitelere daha çok zaman ayırıyor.
    Bu haberler tıpkı sizin, sosyal medya ve benzerlerini yüzde yüz tasvip eden ve kullanışını körükleyen ama sağcı BBC’de yayınlandı.
    Zaten çoktan beri zıtların aynı olduğu bilinir ama bu kara cahiller sitesinde, hatta yıllarca Marksizm uzmanı olanlar bile, bilmiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2026 Gün Zileli

Theme by Anders NorenUp ↑