Site Logosu

Gün Zileli

Aşk ve Devrim

Ömer Faruk Ciravoğlu Yazdı, Gün Zileli ile Nehir Söyleşi Üzerine

Anı, Çocuk Cesaretiyle Yaşamak, Gün Zileli, Kitap Tanıtım

 

 

 

Hani yaygın bir laf vardır, “hayatım roman”. Bu kısacık söyleşi de gösteriyor ki Gün Zileli’nin hayatı gerçekten roman. Üstelik kaç cilt tutacağı da meçhul. Zaten kendisi de önemli bir kısmını yazdı. Havariler, Yarilma, Sapak gibi  kitaplar örgütlü yaşantısının örnekleri.

Peki bu Nehir Söyleşi nereden çıktı? Onu da söyleşiyi yapan Ramazan Güngör belirtmiş:

“Bir anlatıcı olan Gün Zileli’nin arkasındaki kişiyi bulmak istedim. Çünkü anlatıcı  kaçınılmaz olarak anlattığı olayı belli bir düzene koyar, biçime sokar ve kendi anlamlandırdığı biçimde bize sunmaya çalışır. Ben düzene sokulmamış olanı, belki henüz onun da kendi içinde anlamlandırmadığı meseleleri konuşmak için çıktım yola.”

Nehir söyleşinin ortaya çıkışının anlamlı tarifi böyle.

Asker bir babaya sahip olmak nasıl etkilemiştir çocukluğunu. Öyle ya, görece elit bir yaşam ve ilişkiler gelir aklımıza. Hiç öyle olmamış Gün Zileli için. Yaşadıkları mahallede yoğun Rum azınlık vardır. Ve çocuk takışmalarında, Rum büyüklerin çocuklarını “Albay’ın oğlu” diyerek uyarması dikkatini çeker.

Bu onda kibre değil, tevazuya yol açacaktır.

Bir yönüyle de edebiyatçı olarak bildiğimiz Gün Zileli’nin. “Yüreğe Yağan Kar” öyküsüyle bu özelliğine veda ettiğini öğreniyoruz. Zaman zaman depreşse de oraya dönülmeyecek bir sürece girmiştir artık.

Gün Zileli’ye yüklenebilecek misyonlardan birinin de alışılmış ve benimsenmiş görüşleri “sarsmak” olduğu söylenebilir.

“12 Mart dönemi, Elrom’un kaçırılıp öldürülmesiyle başlamıştır” tespiti böyledir.

Bu söyleşide de, 68 hareketini, geriye doğru yol alan trende ileri gitme çabası olarak dile getirmiştir. Ancak çokları, trenin geri gitmesinin 68 hareketinin sönümlenmesinden sonraya denk geldiğini iddia edebilecektir.

Söyleşinin en çarpıcı tespiti “mültecilik” olgusudur. Çokça tartışılır bir konudur bu. Özellikle politik göçmenler “günah keçisi” ilan edilir. Genellikle Avrupa ülkelerine kaçan mülteciler, “bir eliniz yağda, bir eliniz balda” sözüne muhatap olmuşlardır. Bu konuda  çarpıcı tanımlama Zileli’den gelmektedir.

Çok nettir bu konuda, “kaybolmuşluk” olarak tanımlanır. “I am lost” der İngilizcesiyle .”Hiç kimse”sindir artık.

Otobiyografilerindeki açıklığı ve samimiyeti gün ışığına çıkaran bir söyleşiye tanıklık edeceksiniz.

 

6 Comments

  1. anonim

    “Intus et in cute”
    Kıyamet borusu istediği zaman çalsın, ben, elimde bu kitapla, yüce yargıcın huzuruna çıkacak ve yüksek sesle şöyle diyeceğim: “İşte böyle yaptım, böyle düşündüm, böyle oldum. İyiyi de, kötüyü de aynı içtenlikle söyledim. Hiçbir kötülüğü saklamadım, hiç bir iyiliği eklemedim; eğer bazı önemsiz süsler kullandığım olduysa, bu ancak bellek kusurumdan ileri gelen bir boşluğu doldurmak için olmuştur; doğru olabileceğini bildiğim şeyi doğru saydım, yanlış olduğunu bildiğim şeyi asla. Kendimi nasılsam öyle gösterdim; kötü ve aşağılık olduğum zaman kötü ve aşağılık; iyi, gönlü gani, yüce olduğum zaman, iyi, gönlü gani, yüce; içimi, ancak senin görmüş olduğun gibi, açıkça ortaya koydum. Ey sonsuz varlık, benzerlerimin sayılmaz kalabalığını çevremde topla; itiraflarımı dinlesinler, kötülüklerim karşısında inlesinler, acılarım karşısında yüzleri kızarsın. Onlardan her biri sırası gelince tahtının dibinde kendi kalbini aynı içtenlikle açsın ve sonra sadece biri, eğer buna cüret edebilirse, sana şöyle desin: ‘Ben bu adamdan daha iyiydim.’”

    Çıkın karşısına bence ve deyin; “Ben senden daha iyiydim.”

  2. Macit Cününoğlu

    Değerli Gün Zile’liyi kitaplarını okumadan, özellikle de YouTube aracılığıyla tanıdım.
    Müthiş, özgür düşüncenin kıymetli temsilcisi, gerçek bir özeleştiri uzmanı, samimi bir o kadar da yürekli.
    Hele kahkahası ömre bedel.
    İyi ki var, iyi ki bu topraklarda yetişmiş nadide bir Zileli!
    Saygıyla sevgiyle selamlarım.

  3. Anonim

    Komünistler, “Moskova”ya.

    Kapitalistler, “New York Borsası”na.

    Kemalistler, “Anıtkabir”e.

    Müslümanlar, “Kâbe”ye.

    Hristiyanlar, “Vatikan”a.

    Yahudiler, “Ağlama Duvarı”na.

    Peki,

    Anarşistler nereye?

    “İnsanın kalbi”ne mi?

    Cevabınız nedir Gün bey?

  4. Gün Zileli

    herkes yerli yerinde kalsın beance 🙂

  5. Pipsqueak

    Bu yazı sevilmediğinden karalanmış: Pipsqueak 13 Ocak 2026 at 14:13.
    Yanisine bazı diğerleri gibi övgüler ekledim. İnşallah tekrar karalanmaz.
    ———————————ÖVGÜ—————————
    Her devrimci ileriye akan akıma katılır demek istemiştim: Önce Marksist-Leninist ve Maoist, sonra ilerici anarşist, sonra Internetist Youtbe, twitter, X, vs ve şimdi hatta kadıncı ve çocukçu, bu arada aynı devrimcilerle o güzel günleri internette paylaşma. Ne güzel! İLERİ akıma katılmanın faydaları.
    ——————————————————————————
    Gelmiş geçmiş bütün ruhsal ya da laik ideoloji kisvesi altındaki peygamberler insanları sarsarak içinde bulundukları kötü alışkanlıktan kurtulmalarını dilediler.
    “Ömer Faruk Ciravoğlu Yazdı, Gün Zileli ile Nehir Söyleşi Üzerine” makalede şu yazı dikkatim çekti:
    Ramazan Güngör yazmış:
    “Bir anlatıcı olan Gün Zilelinin arkasındaki kişiyi bulmak istedim. Çünkü anlatıcı kaçınılmaz olarak anlattığı olayı belli bir düzene koyar, biçime sokar ve kendi anlamlandırdığı biçimde bize sunmaya çalışır. Ben düzene sokulmamış olanı, belki henüz onun da kendi içinde anlamlandırmadığı meseleleri konuşmak için çıktım yola.”
    “Gün Zileli’ye yüklenebilecek misyonlardan birinin de alışılmış ve benimsenmiş görüşleri “SARSMAK” olduğu söylenebilir.”
    Burada bir laik peygamberlik ve devrimcilik çağrışımı yapılmış. Türkiye devrimcileri Batı’da doğup yeşeren devrimciliği tamamıyla benimsediler ve Rus-Çin devrimlerinin çığırtkanlığını yaptılar.
    Bana aynı sitede rastladığım “Yazılama…Karalama!!!” yazısını hatırlattı.
    Rus ve Çin devrimlerinin fiyaskosu KARALANMIŞ!
    Çok kısa bir süre önceki “Jacques Ellul ve Jean Baudrillard 10 Ocak 2026 at 01:39” yazısında arkadaşların aşağıdaki şahane uyarısı da KARALANDI:
    “Baudrillard’a sormuşlar: “Ne pahasına olursa olsun Batı’nın moralini bozmaya devam edecek misiniz?”
    Baudrillard cevap vermiş: “Batı tarihinin temel yapı taşı; moral bozukluğudur.”
    Hem sarsmak hem de sarsılmamak için yeni bir ideolojiye, Anarşizme, sarılmak kafi gelmiş.
    Devrimcilik ideolojisin bile Batı’da sadece lafta kalması, Batı’nın sömürücülüğünü model alıp hayli büyük ama nispeten fakir ülkelerde (Rusya ve Çin) kendi halklarını sömürmede kullanmaları da KARALANMIŞ.
    Siteye bir Türk neşeli robot (“cheerful robot”) mühendisin aşık olduğu Jules Verne becerilerini ki aynısına Marks ve Türküye ve diğer ülke neşeli robotlarının katıldığı da KARALANMIŞ.
    O yazıma “A History of Bombing” kitabındaki şu alıntıyı ekledim:
    “VAHŞİLERİ BOMBALAMAK
    Jules Verne’in Mühendis Robur’un Uçuşu (1886) adlı eserindeki bir illüstrasyonda, hava gemisi Avrupa’nın başkenti Paris’in üzerinde görkemli bir şekilde süzülüyor. Güçlü projektörler Seine nehrinin sularını, rıhtımları, köprüleri ve cepheleri aydınlatıyor. Şaşkın ama sakin bir şekilde, insanlar gökyüzüne bakıyor, alışılmadık manzaraya hayret ediyorlar ama korkmuyorlar, saklanma ihtiyacı hissetmiyorlar. Bir sonraki resimde, hava gemisi Afrika üzerinde aynı şekilde görkemli ve ulaşılmaz bir şekilde süzülüyor. Ancak burada mesele sadece aydınlatma değil. Burada mühendis, yerdeki olaylara müdahale eder. Medeni insanların vahşileri denetlemek için üstlendikleri doğal otoriteyle, bir suçun işlenmesini engeller. Hava gemisinin silahları devreye girer ve ölüm ve yıkım, korku içinde çığlık atarak ölümcül ateşten kaçmaya çalışan siyahi suçluların üzerine yağar.”
    Bu siteyi dolduran orta-sınıf ilerici anarşist Marksist, Sosyalist devrimcilerini hoş görüp basmakalıp yorumlarına basmakalıp yanıtlarla tekrar buyurmalarını isterken, benimki KARALANDI.
    Dış ülkelerde rastladıklarım ve o dönemde kaçıp şimdi O GÜZEL VATANINA tekrar dönenlerde devrimcilik yatırımlarının şimdi sağladığı semereleri ve “ah o eski güzel günler” nostaljisi yaşayanların çekilmez hafifliği!

  6. Pipsqueak

    Pipsqueak

    13 Ocak 2026 at 14:13

    Gelmiş geçmiş bütün ruhsal ya da laik ideoloji kisvesi altındaki peygamberler insanları sarsarak içinde bulundukları kötü alışkanlıktan kurtulmalarını dilediler.
    “Ömer Faruk Ciravoğlu Yazdı, Gün Zileli ile Nehir Söyleşi Üzerine” makalede şu yazı dikkatim çekti:
    Ramazan Güngör yazmış:
    “Bir anlatıcı olan Gün Zilelinin arkasındaki kişiyi bulmak istedim. Çünkü anlatıcı kaçınılmaz olarak anlattığı olayı belli bir düzene koyar, biçime sokar ve kendi anlamlandırdığı biçimde bize sunmaya çalışır. Ben düzene sokulmamış olanı, belki henüz onun da kendi içinde anlamlandırmadığı meseleleri konuşmak için çıktım yola.”
    “Gün Zileli’ye yüklenebilecek misyonlardan birinin de alışılmış ve benimsenmiş görüşleri “SARSMAK” olduğu söylenebilir.”
    Burada bir laik peygamberlik ve devrimcilik çağrışımı yapılmış. Türkiye devrimcileri Batı’da doğup yeşeren devrimciliği tamamıyla benimsediler ve Rus-Çin devrimlerinin çığırtkanlığını yaptılar.
    Bana aynı sitede rastladığım “Yazılama…Karalama!!!” yazısını hatırlattı.
    Rus ve Çin devrimlerinin fiyaskosu KARALANMIŞ!
    Çok kısa bir süre önceki “Jacques Ellul ve Jean Baudrillard 10 Ocak 2026 at 01:39” yazısında arkadaşların aşağıdaki şahane uyarısı da KARALANDI:
    “Baudrillard’a sormuşlar: “Ne pahasına olursa olsun Batı’nın moralini bozmaya devam edecek misiniz?”
    Baudrillard cevap vermiş: “Batı tarihinin temel yapı taşı; moral bozukluğudur.”
    Hem sarsmak hem de sarsılmamak için yeni bir ideolojiye, Anarşizme, sarılmak kafi gelmiş.
    Devrimcilik ideolojisin bile Batı’da sadece lafta kalması, Batı’nın sömürücülüğünü model alıp hayli büyük ama nispeten fakir ülkelerde (Rusya ve Çin) kendi halklarını sömürmede kullanmaları da KARALANMIŞ.
    Siteye bir Türk neşeli robot (“cheerful robot”) mühendisin aşık olduğu Jules Verne becerilerini ki aynısına Marks ve Türküye ve diğer ülke neşeli robotlarının katıldığı da KARALANMIŞ.
    O yazıma “A History of Bombing” kitabındaki şu alıntıyı ekledim:
    “VAHŞİLERİ BOMBALAMAK
    Jules Verne’in Mühendis Robur’un Uçuşu (1886) adlı eserindeki bir illüstrasyonda, hava gemisi Avrupa’nın başkenti Paris’in üzerinde görkemli bir şekilde süzülüyor. Güçlü projektörler Seine nehrinin sularını, rıhtımları, köprüleri ve cepheleri aydınlatıyor. Şaşkın ama sakin bir şekilde, insanlar gökyüzüne bakıyor, alışılmadık manzaraya hayret ediyorlar ama korkmuyorlar, saklanma ihtiyacı hissetmiyorlar. Bir sonraki resimde, hava gemisi Afrika üzerinde aynı şekilde görkemli ve ulaşılmaz bir şekilde süzülüyor. Ancak burada mesele sadece aydınlatma değil. Burada mühendis, yerdeki olaylara müdahale eder. Medeni insanların vahşileri denetlemek için üstlendikleri doğal otoriteyle, bir suçun işlenmesini engeller. Hava gemisinin silahları devreye girer ve ölüm ve yıkım, korku içinde çığlık atarak ölümcül ateşten kaçmaya çalışan siyahi suçluların üzerine yağar.”
    Bu siteyi dolduran orta-sınıf ilerici anarşist Marksist, Sosyalist devrimcilerini hoş görüp basmakalıp yorumlarına basmakalıp yanıtlarla tekrar buyurmalarını isterken, benimki KARALANDI.
    Dış ülkelerde rastladıklarım ve o dönemde kaçıp şimdi O GÜZEL VATANINA tekrar dönenlerde devrimcilik yatırımlarının şimdi sağladığı semereleri ve “ah o eski güzel günler” nostaljisi yaşayanların çekilmez hafifliği!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2026 Gün Zileli

Theme by Anders NorenUp ↑