Yasın yasaklandığı bir yerde, dans başlar.
Mesele yalnızca bir tören biçimi değildir; mesele iktidarın yaşam ve ölüm üzerindeki tahakküm iddiasıdır. Devlet ya da herhangi bir otorite, yalnızca nasıl yaşayacağımıza değil, nasıl öleceğimize ve nasıl yas tutacağımıza da karar vermek ister. Çünkü yas, hafızadır. Hafıza ise itaati zorlaştırır.
Katliamların ardından yas törenleri yasaklandığında verilen mesaj açıktır: “Sadece sizi öldürme hakkına değil, sizi nasıl hatırlayacağımıza da biz karar veririz.” İşte tam bu noktada, Yaslı gereken cevabı Yasla değil, Dans la verir ve eylemini yapar.
Yasın Kontrolü ve İktidarın Korkusu
Otorite, sessizliği sever. Kontrol edilebilir, sınırlandırılabilir, dağıtılabilir bir sessizlik. Resmî açıklamalarla çerçevelenmiş, güvenlik şeritleriyle kuşatılmış bir yas. Fakat insanlar mezarlıklarda bir araya gelip dans etmeye başladığında, yas devletin çizdiği çerçeveden taşar.
Bu dans, ne bir eğlence ne de acıyı inkâr etmedir. Bu, yasın tekelleştirilmesine karşı bir reddiyedir. “Ölülerimiz üzerinde mülkiyet hakkınız yok” demenin bedensel hâlidir.
İktidar, yasın örgütlenmesinden korkar. Çünkü birlikte ağlayan insanlar birlikte düşünebilir. Birlikte düşünenler ise birlikte hareket edebilir. Yasaklanan yas, potansiyel bir kolektif bilince dönüşebilir. Bu yüzden yasak gelir.
Ama yasak, yeni bir ifade biçimi doğurur.
Dans Olarak İtaatsizlik
Mezarlıkta dans etmek saf bir itaatsizliktir. Ne silahlı bir karşı koyuş ne de iktidarın araçlarıyla girişilen bir mücadele. Daha temel bir şey: Var olma ısrarı.
“Yas tutmamıza izin vermiyorsanız, yasımızı dansa dönüştürürüz.”
Bu dönüşüm, tahakküm mantığını bozar. Çünkü iktidar, ya korku ya da suçluluk üretmek ister. Oysa dans, korkuyu dağıtır. Bedeni donduran travmayı harekete çevirir. Yasın kamusal alandan silinmesini engeller.
Özgürlük, yalnızca yönetilmeme hâli değildir; aynı zamanda duyguların, bedenin ve hafızanın da yönetilmemesidir. Mezarlıkta dans, tam da bunu savunur.
Ölüm Üzerindeki Mülkiyetin Reddedilmesi
Devlet şunu ima eder: “Yaşam size ait olabilir ama ölüm bize aittir.” İnfazlarla, kayıplarla, mezarsız bırakmalarla ölüm politik bir enstrümana dönüşür. Ardından yas yasaklanarak ölümün son halkası da kontrol altına alınır.
Hiçbir otorite, hangi ölümün sessiz, hangi yasın görünmez olacağına karar veremez.
Dans burada semboliktir:
Toprak üzerinde hareket eden bedenler, toprağın altındakileri unutmuyoruz der.
Ama aynı zamanda şunu da söyler: “Sizi korku aracı yapamayacaksınız.”
Yasın Neşeye Değil, Hayata Dönüşmesi
Dışarıdan bakan biri mezarlıkta dansı yanlış anlayabilir. Oysa bu neşenin patlaması değildir; bu, hayatın el konulamaz olduğunun ilanıdır.
Eğer yas tutmak yasaklanıyorsa, yas başka bir biçim alır. Şarkı olur. Ritim olur. Adım olur.
Bu, ölüme karşı değil; ölümün araçsallaştırılmasına karşı bir harekettir.
Sonuç: En Basit Direniş
Mezarlıkta dans etmek, büyük bir ideolojik gösteriden çok daha sade bir şeydir:
Yasın tekeline hayır demek.
Hafızayı kamusal alanda tutmak.
Korkunun bedeni felç etmesine izin vermemek.
“Biz buradayız” demek.
İktidar yasakladıkça, insanlar başka yollar bulur. Çünkü yaşam, tahakkümün çizdiği sınırları sürekli aşar.
Ve belki de en radikal olan şudur:
Silahsız, slogansız, sadece bedenle yapılan bir itaatsizlik.
Yas tutulmasına izin verilmeyen bir yerde, dans başlar.
Ve o dans, yalnızca ölüleri değil, yaşayanların özgürlüğünü de savunur.
Bir yanıt yazın