Site Logosu

Gün Zileli

Aşk ve Devrim

Konformistler ve Ağıtçılar

Amerika, Anti-emperyalizm ve Ulusalcılık, Gün Zileli, Korsan Devlet

(Yazının başlığı değiştirilmiştir.)

 

Bazen bir gerçek yüzümüze o kadar net çarpar ki, insan onu dillendirmeye bile üşenir.

ABD adlı devletin dünya çapındaki saldırganlığını daha 16 yaşındayken (1962) o zaman yükselen solun sayesinde görmüş; 18 yaşındayken (1964) Ankara’daki ilk Amerika aleyhtarı gösteride gözaltına alınmış; 20 yaşındayken (1966) Ankara Cemal Gürsel Meydanı’ndaki büyük Amerika aleyhtarı gösteride tutuklanıp hapse girmiştim. Özellikle ABD’nin Vietnam’daki işgalciliği ve ona karşı Vietnamlıların kahramanca mücadelesi, o zamanki dünya gençliğinin isyanında ve ABD karşıtı duygularında belirleyici olmuştur.

Altmış yıldan fazla zaman geçtiği halde ABD’nin hegemonyacılığında ve saldırganlığında bir değişiklik olmadı. Venezuela’ya karşı girişilen son korsanlık eylemi bu bakımdan hiç de şaşırtıcı değil. ABD emperyalist hegemonyacılığı devam ediyor hâlâ… Bu saldırganlıkla ömrümüz oldukça sonuna kadar mücadele edeceğiz elbette.

 

Sorun sadece ABD de değildir. Dün attığım bir twitte belirttiğim gibi, bütün devletler hayduttur aslında. Onların başta gelen işlevi egemenlikleri altına aldıkları halkların tepesine binmek ve mallarına çökmektir. Ceza kanunlarında bireysel gaspçılığa ağır cezalar konmuştur ama devletler en büyük gaspçıdır.

Bununla birlikte, dünya yüzündeki çok sayıda gaspçı haydut devletin içinden bazıları bu konuda iyice ileri gitmiş, irileşmiş ve kendi halklarının malına çökmekle kalmayıp dünyanın bütün malına çökmek üzere yelken açmışlardır. Bunlar, diğer haydut devletleri de baskı altına alırlar, onları haraca bağlarlar, o haydut devletin halkından sızdırılan gelirin büyük kısmına el koyarlar, daha olmadı, son Venezuela örneğinde olduğu gibi, haydut devletin yönetimine ve mallarına doğrudan el koyarlar. Bu daha önce Dominik’te, Irak’ta, Libya’da da vb. uygulandı. Güya yerel diktatöre karşı mücadele bahanesiyle bu ülkeler doğrudan korsan devletin hegemonyası altına alındı.

Ayrıca, ABD korsan devletinin başındaki şahsın öyle güçlü bir süper egosu var ki, “en büyük benim, benden büyük yok” anlayışıyla, Ortadoğu’nun kabadayısı İsrail’in başkanını bile, “ben varken sana ne oluyor, sen şöyle dur bakalım, delikanlı. Burada da benim borum öter. Sen benim dediklerimi uygulayacaksın” diyerek Filistin meselesine ağırlığını koymuştur. Bu süper egonun orada durmayıp başka alanlara açılacağı belliydi.

ABD’nin Venezuela’ya karşı korsanlık eyleminin ardından sosyal medyada iki tür tepkiye rastladım. Bu tepkilerden daha cılız olanı, Venezuela’da “diktatörlüğün yıkılmasının” ABD müdahalesiyle de olsa “iyi olduğu”nu düşünen ya da bu ülkenin “toprak bütünlüğü”nün çok da önemli olmadığını, dolayısıyla ABD müdahalesine ah vah etmenin gereksiz olduğunu ileri süren konformist eğilimdir. Çok saçma! Bir diktatörlüğün dünyanın en büyük korsan devletlerinden biri aracılığıyla yıkılacağını ya da şu “ulusal devletler” çağında korsan devletin her türlü sınırı çiğneyip geçmesinin önemli olmadığını düşünenler acaba en büyük diktatörün hegemonyasına hizmet ettiklerinin farkındalar mı? Venezuela’daki, bizdekine benzer otoriter yönetime ben de karşı çıktım yıllardır. Ama bugün Korsan devletin kaçırdığı (bazı gazeteler “dışarı çıkartıldığı” diyerek olayın özünü beceriksizce gizlemeye çalışıyorlar) o devlet başkanının ve küstahça aşağılanan Venezuela halkının sonuna kadar yanındayım.

İkinci tepkiyi de zavallıca buluyorum. Bu, “ah Sovyetler Birliği ah, neredesin?” tepkisidir. Yani bu ağıtçılara göre, Sovyetler Birliği varken ABD böyle şeyler yapmaya cesaret edemiyormuş da, bugün onun yokluğundan yararlanıp bunu yapıyormuş da… Bu zavallıca bakış açısının ürünü olarak, bir resmigeçitte kaz adımlarıyla yürüyen Sovyet ordusunun görüntülerini yayınlayanları mı istersiniz, son yıllarda ortaya çıkan gerçekler nedeniyle itibarı yerlerde sürünen Stalin’e selam çakanları ya da Lenin’i hatırlatanları mı? Hadi madem onlar yok Putin’e razı olalım anlayışıyla Putin’i parlatanları mı? Castro’yu hatırlayanları, Chavez’i yüceltenleri, Atatürk’ün “ulusal kurtuluşçuluğu”na selam çakanları, Kuzey Kore’yi özleyenleri mi  istersiniz? Tam bir içi boş nostaljik ruh hali. Onlara Sovyetler Birliği’nin, Stalin’in marifetlerini, Afganistan işgalini hatırlatsanız, ABD’nin 1965 yılında Dominik’e, 1989 yılında Panama’ya müdahalelerini Sovyetler Birliği hayattayken gerçekleştiğini söyleseniz ne olacak ki? Duymazlar bile.

Hele bir de Türkiye’deki sol ve sol kökenli partilerin (TKP, TİP, EMEP, Sol Parti, HKP, VP) ABD’nin son korsanlık eylemine karşı çıkarken içten içe bir sevinişleri var ki (“bu sayede ölü toprağını üstümüzden atacağız” sevinci olmalı) …

Yıldızlar ölüp gittikten binlerce yıl sonra bile onların uzaydan yansıyan ışıklarını görmeye devam ederiz.

 

Gün Zileli

4 Ocak 2026

www.gunzileli.net

gunzileli@hotmail.com

 

24 Comments

  1. Tony Blair

    Abi olur böyle sıkma canını bir sonraki seçimde bizim partimize oy ver çözelim.

  2. Kapitalizm daima...

    Maduro’nun yakalandığı sırada giydiği:

    https://x.com/bosunatiklama/status/2007712681751671100

    “260 dolar”lık eşofman takımının stokları ABD’de tükendi.

  3. Kapitalizm daima...

    Maduro’nun yakalandığı sırada giydiği:

    https://x.com/bosunatiklama/status/2007712681751671100

    https://www.outkick.com/sports/maduro-nike-tech-sweatsuit-capture-image

    “260 dolar”lık eşofman takımının stokları ABD’de tükendi.

  4. Tony Blair nickiyle espri yapan

    abi bu arada espri yaptım aslında merkez “sol”un acınası halini yorumla göstermek istedim. Cansın abi.

  5. DaDa

    ​Ölü Yıldızların Işığı ve Solun Otorite Çıkmazı Üzerine
    ​Bu yazıdaki “ölü yıldızların ışığı” benzetmesi, solun bitmek bilmeyen nostalji takıntısını ve geçmişin hayaletlerine tutunma halini özetleyen sarsıcı bir tespit. Günümüzdeki pek çok sosyalist yapının, kendi içlerinde yeni ve özgürlükçü bir söz üretemeyip, sadece hegemon güçlerin hataları üzerinden “üzerimizdeki ölü toprağını atarız” beklentisine girmesi trajik bir durum. Anti-emperyalizm adı altında otoriter figürlere veya diktatörlüklere göz kırpan o sığ bakış açısının deşifre edilmesi, bugünün siyasi ikliminde hayati bir önem taşıyor.
    ​Aslında bu coğrafyadaki sol hareketlerin genel “statükocu” ve “otoriter güçlere sığınma” eğilimi, ağır bedellerle dolu bir tarihsel sürece işaret ediyor. Sırf “ABD karşıtlığı” uğruna otoriter rejimlere selam çakan veya sönmüş ideolojilerin ışığını takip eden bir anlayış, halkın gerçek özgürlük taleplerinden kopmaya mahkûmdur. Bir tiranlığa karşı çıkarken başka bir otoriter gücün (ister küresel ister yerel olsun) gölgesine sığınmak, özgürlük mücadelesini sadece bir “efendi değiştirme” oyununa dönüştürüyor.
    ​Buradaki asıl mesele, o “ölü yıldızların” sadece belirli rejimler değil, bizzat hiyerarşik “devlet” fikrinin kendisi olmasıdır. Solun en büyük yanılgısı, bir tiranlığı başka bir otoriteyle (halkın devleti, milli kurtuluşçuluk vb.) alt edebileceğini sanmasıdır. Oysa devlet, hangi ideolojik kılıfa bürünürse bürünsün, özünde o “haydutluk” genini taşır. Sol, hiyerarşiyi yıkmak yerine ona sahip olmaya çalıştığı sürece bu kısır döngüden çıkamaz. “Yukarıdan aşağıya” kurulan her yapı, eninde sonunda o ölü toprağını toplumun üzerine serper.
    ​Artık sahte ışıklardan medet ummayı bırakıp; otoritenin her türlüsüne karşı çıkan, devleti değil “özgür bireyi ve toplumu” merkeze alan gerçek bir kopuşa ve anarşizan bir bilince ihtiyaç var. Statükonun soluna değil, özgürlüğün sesine kulak vermek gerekiyor.

  6. Anonim

    Sayın Gün Zileli, çok önemli bir sorum var:

    “2026 Dünya Kupası” maçları; “ABD & Meksika & Kanada”daki stadyumlarda oynanacak.

    Saat farkı nedeniyle bütün bu maçlar bizim ülkemizde; sabaha karşı 02:00 ila 07:00 civarında “canlı” yayınlanacak.

    İş-güç olduğu için sabahın köründe uyanıp bütün bu maçları “canlı” izlememiz pek mümkün değil.

    Acaba hükümet yetkililerimiz; bu konuda geçici bir düzenleme yapmayı düşünür mü? Ne dersiniz?

    Mesela Haziran’da ve Temmuz’da öğlen 12:00’da işbaşı yapsak, olmaz mı? (Ağustos’ta yine normal işbaşı saatlerine döneriz.)

  7. tutarlı anarşistler

    Zileli, Zelenski rejimini destekliyor.

    Zelenski rejimi, ABD’nin Venezuela operasyonunu destekliyor.

    Zelenski’ci Zileli, ABD’nin Venezuela operasyonuna karşı.

    Tıpkı, İsrail’in Gazze’de yaptıklarını savunan aynı Zelenski’yi desteklerken, bir yandan da İsrail karşıtı olması gibi.

    Veya, “bütün devletler hayduttur” derken, Venezuela ve Ukrayna devletlerini, ABD ve Rus devletleri karşısında desteklemesi gibi.

    Aynı anda hem ABD hem Venezuela, ya da hem Rusya hem Ukrayna devletlerine karşı mücadele etmek imkansızdır çünkü.

    Bu nedenle, anarşistler gerçekçi olmalı, imkansızı istememeli.

    Emekçi halk çoğunluğunu, dünyadaki devletlerin hepsini birden ortadan kaldırmak amacıyla örgütlemek gibi boş hayallerin peşinde koşmamalılar.

    Devletlerin, sınıfların, kapitalizmin ortadan kaldırılması öyle hemen, bugünden yarına gerçekleşecek bir şey olmayıp, yüzyıllar sürecek bir süreçtir çünkü.

  8. Donald Trump

    Yasadışı göçmen kuşlar sınır dışı edilecek!

  9. Monroe Doktrini nedir?

    Donald Trump, “1823 Monroe Doktrini”, Venezuela’ya müdahale:

    https://t24.com.tr/yazarlar/esra-akgemci-america-invertida/10-maddede-venezuela-saldirisi,53176

  10. ekşici

    dünyanın işleyişini çok iyi kavramış, son derece tehlikeli bir ülke. ön planda görünmeden, sessizce hareket ederek, küresel güç dengelerini kendi lehine çeviriyor.

    gezegen üzerindeki insanların büyük kısmı, abd’nin aslında çin ile sessiz bir savaş yürüttüğünü bile fark etmiyor. örneğin, abd’nin ticaret savaşları, teknoloji kısıtlamaları ve askeri ittifakları (mesela aukus ,quad) doğrudan çin’in yükselişini frenlemeye yönelik, ancak bu çatışma medyada rusya veya iran gibi aktörler kadar ön plana çıkmıyor.

    algı yönetiminin ne kadar kritik olduğunu mükemmel biçimde çözmüşler. her olayın arkasında parmak izleri var, ama isimleri nadiren geçiyor. bu strateji, onları “görünmez emperyalist” haline getiriyor. tıpkı bir kukla ustasının ipleri çekip sahneyi yönetmesi gibi.

    mesela, rusya’nın ukrayna’yı işgali: bu savaş hala devam ediyorsa ve başlamışsa, büyük ölçüde çin’in hamlesi sayesinde. putin, bu operasyona çin’den “yeşil ışık” alarak girdi; çin, rusya’ya ekonomik destek sağlayarak (2023’te ikili ticaret rekor 240 milyar dolara ulaştı) ve askeri bileşenler tedarik ederek savaşı sürdürmesini sağladı.

    çin, rusya’ya galyum, germanyum gibi kritik maddeler satarak yaptırımları deliyor ve savaş makinesini besliyor. batının tüm yaptırımları çin sebebiyle anlamını yitirdiği gibi, aslında batı kendi kendine zarar vermiş oluyor. ve tüm bu perdenin arkasında olayları sinsici yöneten devlet çin.

    peki, kim çin’i konuşuyor? neredeyse hiç kimse; odak her zaman “agresif rusya” üzerinde.

    afrika’ya bakalım: herkes nato’nun veya batı’nın sebep olduğu acıları, sömürgecilik mirasını, arap baharı sonrası libya’nın halini falan tartışıyor. ama diktatörleri borçlandırıp ülkelerin kaynaklarına çöken çin’i kim gündeme getiriyor? çin’in “borç tuzağı diplomasisi” ile angola, etiyopya, sudan, kongo, kenya ve nijerya gibi ülkeleri borçlandırdığı biliniyor, bu ülkeler altyapı projeleri için milyarlarca dolar borçlanıyor, çin bu tarz ülkelerde diktatörleri finanse edip kukla gibi kullanıyor ve ülkelerin tüm kaynaklarına çöküyor. verdikleri, ödenmesi neredeyse baştan imkansız borçlar ödenemeyince madenler veya limanlar çin’e geçiyor.

    belki doğrudan çin askerleri silahla birilerini vurmuyor. ama destekledikleri diktatörler bunu yapıyor. sebep oldukları acıların karşılığında, medyada adı bile zor geçiyor.

    şimdi venezuela’ya gelelim: “katil abd, emperyalist abd, barbar abd…” diye bağıran solcu salaklar bol. oysa venezuela’da insanlar çöpten beslenir hale geldi; ülkenin ana geçim kaynağı, yurtdışına kaçan aile üyelerinin yolladığı para. kağıt paraları tuvalet kağıdından değersiz. üstelik bu ülke dünya petrol rezervlerinin %20’sine sahip!

    maduro ise seçim kaybetmiş, iktidarı devretmemiş bir diktatör, meşruiyeti yok.kimin kuklası? çin’in. belarus – rusya; lukashenko- putin, aynısı çin – venezuela işte. seçim bile kazanamayan bir diktatörün başka bir devlet adına ülkeyi sömürmesi. halk ayaklanırsa da halkın öldürülmesi.

    venezuela’nın petrol yataklarına yıllardır çin çöküyor; çin, venezuela’nın en büyük kreditörü ve petrol alıcısı, maduro rejimini milyarlarca dolarlık kredilerle ayakta tuttu, petrol rezervlerine çöktü.

    ama çin medya’da o kadar yok ki, insanlar bunu bilmiyor. sanıyorlar ki ırak savaşında olanlar oluyor yine.

    halbuki, ırak savaşından 25 yıl sonra artık dünya’da başka bir süper güç var. ama gücünü öylesine saklıyor, öyle sinsi davranıyor, öylesine karanlıkta bırakıyor ki kendini, insanlar çin emperyalizmiyle karşı karşıya olduklarının farkında bile değil!

    çin sinsi sinsi latin amerika’yı ve afrika’yı sömürürken medyada adı bile geçmezken, adı çıkmış abd her zaman suçlu. rusya ukyrana’ya savaş açtı yüzbinlerce insanı öldürdü, siviller dahil, ukrayna’yı yıktı, suçu yine abd’ye attılar.

    dünya’da ne kadar abd düşmanı solcu, islamcı şu bu varsa, muhtemelen çin bunları devasa anlamda finanse ediyor. medyadaki bu asimetri başka türlü açıklanamaz.

    bu örnekler yetmezmiş gibi, çin’in “kuşak ve yol girişimi” (bri) altında benzer tuzaklar kurduğunu görüyoruz. sri lanka’da hambantota limanı: çin’den alınan borçlar ödenemeyince, liman 99 yıllığına çin’e kiralandı, klasik bir çin “borç tuzağı”.

    pakistan’da da gwadar limanı ve altyapı projeleri nedeniyle borçlar şişti, ülke çin’e bağımlı hale geldi.

    güney çin denizi’nde ise çin, yapay adalar inşa edip militarize ederek komşu ülkelerin egemenliklerini gasp ediyor; filipinler, vietnam gibi ülkelerin deniz haklarını ihlal ediyor, ama bu “çin emperyalizmi” olarak nadiren etiketleniyor.

    çin, kendini medya ve algı yönetiminde öyle ustaca gizliyor ki, bu tehditleri dile getirenler “komplocu dayı” muamelesi görüyor. oysa gerçek şu: çin, sessizce emperyalist bir güç haline geldi, dünya kaynaklarını sömürüyor ve rakiplerini zayıflatıyor. bu görünmezliği kırmak, küresel farkındalık için şart,

    ayrıca çin inanılmaz bir nükleer silahlanma içerisinde. sırf bu sebeple abd de nükleer silah sayılarını arttırmaya başladı ki bu tüm insanlık için ciddi bir tehdit.

    abd emperyalizmini biliyoruz, onla mücadele edebiliriz.

    çin abd emperyalizmi karşısında dengeleyici bir unsur değil, daha büyük bir tehlike.

    venezuela halkı bu sebeple abd’nin yaptığı operasyonu kutluyor.

    çünkü abd en azından görünürde olsa bile demokrasiye, insan haklarına, basın özgürlüğüne saygılı. oyunun kurallarına saygılı ve kurallara bağlı oynuyor. çünkü kuralları çiğnerse, önce kendi kamuoyu onu topa tutuyor. çin’de ise böyle bir devlet – halk ilişkisi yok.

    çin meşruiyeti olmayan diktatörlerle çalışıyor ve abd’deki gibi özgür basın, hukuk olmadığı için kimseye hesap vermiyor. kimse hesap sormadığı için, adı bile geçmiyor ve bu kendini karanlıkta bırakan emperyal gücü çok daha tehlikeli bir hale getiriyor.

    özetle çin, düşmanın görünmeyeni.

    görüneniyle yaşarsınız. onu tanıyorsunuz. stratejilerini, hamlelerini, her şeyini biliyorsunuz. saklamıyor da zaten artık. trump içi dışı bir yönetiyor abd’yi. politik doğrucu abd gitti, samimi ve dobra dobra konuşan abd geldi trump döneminde ki bu çok daha iyi.

    çin’i ise öylesine sinsi ki, gücünün bile farkında değil insanlar, hala, milyonlarca insan çok hafife alıyor çin’i.

    covid 19 bile muhtemelen çin’in batı dünyasına kasıtlı attığı bir kazıktı.

    abd her şeye rağmen bir demokrasi. trump seçimle geldi mesela ve bakın neler değiştirdi abd’de kendi başına.
    peki çin komunist partisi rejimi? onlar kimseye hesap vermiyor, vermeyecek. isimlerinin geçmesine bile müsade etmeyecek.
    abd ise yaşattığı her acıda her zaman topa tutuldu ve tutulacak.

    abd hesap veren, yaptıkları görünen, göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen emperyal güçtür.

    çin ise hesap vermeyen, yaptıklarını görünmez kılan, göründüğü gibi olmayan, olduğu gibi görünmeyen, sinsi ve şeytani bir emperyal güçtür.

    bu denklemde çocukları için daha iyi bir dünya isteyen herkesin seçeceği emperyalist bellidir.
    çin bir umut değil, beterin beteri.
    abd ise bu şartlarda ehven-i şer.

    https://eksisozluk.com/entry/180933486

  11. Anonim

    Genellikle anarşist görüşlere göre yorumlar yapan böyle bir websitesinde bu soruyu sormak ne derece doğru olur bilemem, yine de sormak isterim:

    Eğer “sistem içi”ne göre değerlendirirsek:

    “ABD kongresi”nin sesi soluğu hiç çıkmıyor Gün bey, sizin de dikkatinizi çekiyor mu?

    Hep Donald Trump’ın gürültüsünü duyuyoruz, onun gürültüsü diğer herşeyi bastırıyor neredeyse…

    “ABD kongresi”nin hiçbir hükmü kalmadı mı artık?

    Eğer hatırlarsanız; 2000’li yılların başında Irak’a askerî operasyona başlamadan önce, “ABD kongresi”nde haftalarca konuşuldu tartışıldı (“göstermelik müsamere” yapıldı), Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Savunma Bakanı Rumsfeld “göstermelik sunumlar” yaptı, ondan sonra askerî operasyon başladı.

    Günümüzde ise, “göstermelik” de olsa “ABD kongresi”ni takan eden kimse yok. Haralata gürelete, hürrraaa diye dalıyorlar bir başka ülkeye.

    Anarşist de olsanız, bu konudaki yorumunuz nedir Gün bey?

  12. Gün Zileli

    Evet, ABD’nin bir tek kişi diktatörlüğü haline geldiği anlaşılıyor.

  13. Anon

    Rusya savaşının başlama nedeni, Batı’nın konsensüsü bozarak statükoyu değiştirme girişimidir. Eleştirilemez değil. Ancak Zelenski tamamen Amerikan merkezli küresel kapitalizm ile siyonistlerin emrindedir. Rusya’nın başta doğal gaz olmak üzere uluslararası piyasadaki pazar payını ele geçirmek amacını çok büyük oranda başarmışlardır. Zelenski şu anda halkın onayından kopuk bir diktatördür. Yıllardır savaş bahanesi ile seçim yaptırmamaktır. Fatura çıkarılacaksa, Rusya’dan çok Batıya çıkarılmalıdır.

  14. Anonim

    Yorum cinsiyetçi yönelimi nedeniyle yayınlanmadı. Admin

  15. Anonim

    Gün bey’in dikkatine:

    “Dana eti” fiyatı Türkiye’de ilk defa “20 dolar”ı aştı.

    Dünya fiyatı “7 dolar 38 sent” olan dana eti, Türkiye’de “20 dolar 31 sent”.

    https://x.com/inanmutlu1/status/2008761484386484586

  16. Anonim

    “Nisan 2026” itibariyle; kuyumcularda altın alım / satımı sadece “banka kartı” ile veya “IBAN” üzerinden ödeme ile yapılacak; yani, “fizikî kağıt para” ile ödeme yapmak yasak.

    https://www.t24.com.tr/haber/kuyumcuda-nakit-devri-bitiyor-altin-takip-sistemi-geliyor,1288909

    Bakalım Gün abinin kaç “ton” altını var, o zaman öğreniriz…

    😉
    😉
    😉

  17. Tavsiye

    Merhaba Gün bey,

    İlgi alanınıza giriyor mu / girmiyor mu bilmiyorum, yine de paylaşmak istedim sizinle.

    Prof. Dr. Korkut Boratav’ın 38 dakikalık son videosunu izlemenizi tavsiye ederim:

    https://www.youtube.com/watch?v=2C2pEdfIavk

    Bu yaştan sonra böyle açıklamaları yapmak için gücü, kuvveti kalmayabilir artık Korkut bey’in.

    Saygılarımla

  18. Anonim

    Ben küçücük bir çocukken, babam; “oğlum sakın siyasetle ilgilenme, etliye-sütlüye yaklaşma, büyüklerine saygı göster, küçüklerine sevgi göster, hep uslu ol” tembihledi.

    Ben bu tembihi uyguluyorum.

    Dinim: İslam

    Mezhebim: “Sünnilik” içindeki “Mâtürîdîlik” kolu

    İmanım: Para

    Allah’ım: İnternet

    1. ilgi alanım: Bol bol “taco” yemek

    2. ilgi alanım: Futbol

    3. ilgi alanım: 7 gün 24 saat kesintisiz “TikTok videoları” izlemek

    “Maduro”ymuş, “Kaduro”ymuş… Bunların hepsi tırıvırı…

    Hep usluydum, hep uslu kalacağım…

    “Anarşizm” trenine binenlerin ulaşacağı son istasyon; “satanizm”dir, “Şeytan’a tapıcılık”tır.

  19. ABD Minneapolis'te katliam

    Yüzbinlerce insanın “yasadışı yollarla ABD’ye girdiği”ni iddia eden Donald Trump’ın provoke etmesi sonucunda, “I.C.E. (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza)” bünyesindeki silahlı muhafaza birlikleri ABD’nin pek çok şehrinde denetimlerini arttırdı.

    “Minneapolis” şehrindeki protesto gösterileri esnasında; “I.C.E.” muhafızlarından biri, ABD vatandaşı olan bir kadını silahla ateş ederek öldürdü.

    Kadın 37 yaşındaydı…

    İsmi: “Renee Nicole Good”…

    https://www.youtube.com/watch?v=mS3caI3di8c

    https://www.youtube.com/watch?v=mNnVbXPCEDU

  20. Gestapo - STASI - NKVD - ICE

    Sayın Zileli’nin dikkatine:

    https://www.youtube.com/watch?v=9ws1r6CaSXs

  21. Necip Fazıl Kısakürek

    “Eğer Türkiye’nin huzura ermesini istiyorsak;

    İslam şuuru ile dolu kuşaklar yetiştirmek zorundayız.”

    Necip Fazıl Kısakürek

  22. Jacques Ellul ve Jean Baudrillard

    “Sözün Düşüşü”

    “The Humiliation of the Word” (1985)

    “Modernite”nin tarihi; “söz”ün (veya “kelam”ın) fiilen düşüşünün, kıymetsizleştirilmesinin de tarihidir.

    Modern bilimin, tekniğin ve kapitalizmin (paranın ve iktidarın) çağı “imaj”ın (veya “görselliğin”) “söz”e, “kulağa” üstün geldiği çağdır; “Nietzsche”ci tabirle ifade edersek “nihilistik bir çağ”. Bu çağda insanî varoluşun anlamı “söz”ün (ve “anlam”ın) düşüşüyle eş anlı olarak indirgenmiştir, daraltılmıştır.

    “Jacques Ellul”; “dil”in, insanî varoluşun temelinde yer aldığını izah ediyor, ve çerçeveyi bireyden toplum ve devlete doğru genişleterek modern toplumsal ve politik sorunların kaynağı durumundaki zihinsel kırılmaları da mercek altına alıyor. Dolayısıyla; “Sözün Düşüşü” yalnızca dil, felsefe ve teolojiyle değil, aynı zamanda sosyal bilimlerle de ilgili bir kitap.

    “Jacques Ellul”, söz (işitsel) ile imaj (görsel) arasındaki dikotominin modern dönemde imaj (görsel) lehine nasıl yeniden kurulduğunu ifşa ederken benzeri bir hataya düşmüyor ve her birinin yerini ve hakkını teslim edip “söz” ile “imaj” arasında kaybedilmiş “denge”yi bulmak için soruşturmayı “İlk ve Ortaçağ”a kadar genişletiyor; diyalektiği (refleksiyonu) sonuna kadar götürüyor. “Söz”ün (“dil”in) yine dil hakkındaki kimi modern teorilerle ve bizatihi konuşma ve yazıyla “tüketilmesini” eleştiriyor; konuşma ve yazının suistimalini, konuşma ve yazı “enflasyonu” yoluyla “söz”ün “devalüe (de-value)” edilmesini.

    “Jacques Ellul”ün düşüncesine hâkim olan, “zorunluluk” ile “özgürlük” arasındaki diyalektiktir. Bu durumda; “gerçeklik” imaj alanında, “hakikat & inanç” ise söz alanında ikâmet eder. “Söz”, “insanın özgürlüğü”nün gerçekleştiği yegâne alandır. “Sözün Düşüşü”; “söz”ün (“dil”in) kurtarılmasına ve “nihilizmin aşılması”na adanmış bir kitaptır.

    “Söz”ün kurtuluşu, insanın da kurtuluşudur.

    https://www.kitapyurdu.com/kitap/sozun-dususu/59478.html
    ________________________________________________________

    “Simülakrlar ve Simülasyon”

    Jean Baudrillard (1981)

    20. yüzyılın önemli, iddialı çıkışlarından biri kuşkusuz Jean Baudrillard’ın “Simülasyon” kuramıdır.

    Baudrillard, radikal ve ayrıksı düşünceleriyle “Batı toplumu”ndan yayılan krizi haber verir. Baudrillard’a göre bugünkü sistemi kavramak için dolaşıma sürülen tezler; “hiçlik” çukurunda birer birer erimeye mahkûmdurlar. İşlenen bu kusursuz cinayeti araştırmaya başladığımızda; iletişim, sinema, reklam veya mimarlık alanlarında “gerçek” ve “hakikat” düzeneklerinin birbirleriyle nasıl yer değiştirdiğine dikkat etmemiz gerekir. Bir resmin “taklidi”, bir eserin “yorumu”, veya tarihî bir binanın “kopyası”; tüm aurasını yitirerek aslının yerine geçebilmektedir. Artık her türden sanatsal kaygı, hakikat arayışı ve iletişim tarzı “tüketilmek için” vardır; iletişim araçları iletişimsizliğin mükemmel bir ispatını sergilerler. Örnek olarak: Belgeseller anımsamaktan çok unutturmak için vardır, “için için kaynayan” her bir anlam parçacığı içeriğinden boşaltılıp “medya” adlı devasa boşlukta “simüle” edilir. Tüm olup bitenlerin yansıdığı “ekranlar”da herşey gizlenir, üzeri kapatılır. Ve kitleler, iletişim araçlarına sarılarak; modern bir kurban töreninin ritüellerini söz birliği etmişçesine mükemmelen yerine getirirler.

    Baudrillard bilinenin aksine, çözümlemelerinde postmodern bir söyleme başvurmaz. (Kitabın çevirmeni) Oğuz Adanır’ın tanımlamasıyla aktarırsak; Baudrillard “postmodern bir düşünür değildir!” Çünkü bu kitapta da görüleceği üzere; simülasyon evreninin “dünya görüşü” tarihsel sürecin bir halkasıdır, fakat son halkasını oluşturmaz.

    • Kendisine sormuşlar:

    “Ne pahasına olursa olsun Batı’nın moralini bozmaya devam edecek misiniz?”

    • Baudrillard cevap vermiş:

    “Batı tarihinin temel yapı taşı; moral bozukluğudur.” Bunu ben uydurmadım. “Yeni duygusal düzen”; yani kurbanlardan oluşan duyarsızlık, pişmanlık üzerine oturmuş olan toplum, sanayi devrimi ve kolonizasyon gibi sonuçlara yol açmış 19. yüzyıla ait “anlam bunalımının bir uzantısı”dır, ve bizim uzun 20. yüzyılımız boyunca da sürüp gitmiştir.

    https://www.kitapyurdu.com/kitap/simulakrlar-ve-simulasyon/52471.html

  23. Anonim

    Şimdi ise “Grönland”a sataşıyor…

    Trump’ın bütün bu yaptıklarına; sadece ama sadece “embesillik” deyip geçiştirebilir miyiz?

    Bu kadar kolay olmamalı Gün bey.

    Bir motivasyonu olmalı bu herifin.

    Ne dersiniz?

  24. Anonim

    ABD’deki “I.C.E.” operasyonlarında enselerinden yakalanan Latin kökenli insanları, protestolar esnasında “federal muhafızlar” ile “normal insanlar” arasındaki çatışmaları görüyoruz.

    Acaba; “Hollywood film ve dizi endüstrisi” ne zaman devreye girecek ve tüm bu yaşananlarla ilgili filmler ve TV dizileri çekmeye ne zaman başlayacak?

    Şubat ayına yaklaşıyoruz, havalar epey soğumaya başladı…

    Sıcak battaniyemiz altında ve elimizde sıcacık bir kahve bardağı eşliğinde…

    Son model, kaliteli TV’mizde; “Netflix”, “HBO Max”, “Disney+”, “Apple TV” gibi yayın platformlarının her birine aboneliğimiz sayesinde…

    Hollywood’un çekeceği filmleri ve dizileri; rahat koltuğumuzda yayıla yayıla seyretmek istiyoruz…

    ABD’de insanlar birbirini yer, bize de bunları rahat koltuklarımıza yayılarak seyretmek düşer…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2026 Gün Zileli

Theme by Anders NorenUp ↑