Site Logosu

Gün Zileli

Aşk ve Devrim

Tarihin Büyük İronisi!..

80’lerde Sosyalizm Tartışmaları, Devrim ve Sosyalizm Sorunları, Gün Zileli, İşçi Sınıfı, Kronstadt, Lenin, Leninizm, Sovyetler Birliği, Sovyetler Birliği'nde Devlet Terörü ve Gulaglar, Stalinizm

 

 

 

Marksizm-Leninizmin veya sosyalizmin bunalımını Türkiye’de ilk hisseden solculardan biri olarak 1980 yılından bu yana, 45 yıldır Sovyetler Birliği, Lenin, Stalin vb. meselesiyle uğraşıyorum. Bu konuda kitaplar yazdım, çevirdim. Burada bunların listesini vermeyeyim. Merak eden, Vikipedi’ye bakabilir:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Gun_Zileli

 

45 yıl sonra vardığım sonuçlar şöyle:

 

Lenin: Monolitik tek parti diktatörlüğü

 

Ekim 1917 darbesiyle iktidarı ele geçiren Bolşevik Partisi’nin lideri Lenin, öncelikle Bolşevik Partisi’nin başta gelen “işçi denetimi” vaadini rafa kaldırdı ve Petrograd gibi büyük kentlerin  fabrikalarında üretim yapan ağır sanayi işçileri başta olmak üzere işçi sınıfını baskı altına aldı, fabrikaları tek kişi yönetimine teslim etti, işçilerin grev hakkını ortadan kaldırdı.

Aynı zamanda, Çarlık rejimine karşı mücadele etmiş devrimci muhalefet partilerini (sağ ve sol Menşevikler, sağ ve sol SR’ler, Maksimalistler vb.) yasa dışı ilan etti. SR’ler karşısında seçimi kaybedince Kurucu Meclis’i zor yoluyla kapattı. 1917 Şubat’ında doğmuş Sovyetleri hiçbir yetkisi olmayan göstermelik bir organ haline getirdi. Kurduğu Çeka polis örgütü aracılığıyla terör estirdi. Basın özgürlüğünü ortadan kaldırdı. 1919-21 “Savaş komünizmi” döneminde köylünün ürününe zor yoluyla el koydu. 1921 yılında bütün bunlara başkaldıran Kronstadt bahriyelilerinin isyanını kan dökerek bastırdı. Aynı günlerde toplanan 10. Parti Kongresi’nde hizip yasağı getirerek tamamen monolitik bir tek parti diktatörlüğüne gitti.

Kurucu Meclis’in zorla kapatılmasına itiraz eden muhaliflerle ve Çarlık yanlısı güçlerle üç yıl süren İç Savaş’ta ülke ekonomisi yıkıma uğrayınca, aynı 10. Kongrede köylülükle “ateşkes” ilan edip “savaş komünizmi”ne son verdi, köylünün malını pazara sürmesine olanak tanıyan NEP’i (Yeni Ekonomik Politika) ilan etti.

NEP politikası 8 yıl kadar sürdü. Görece istikrarlı bir ortamda Leninist parti, bir başka adla nomenklatura denen ayrıcalıklı yönetici sınıf iktidar olanaklarından sonuna kadar yararlanıp palazlandı.

 

Stalin: Merkezî Devlet Diktatörlüğü

 

Ne var ki, köylülükle uzlaşma ve nomenklaturanın işçilerden sızdırılan artı-değerle palazlanması, Lenin’in ölümünden sonra başa geçen Stalin’in temsil ettiği merkezî Sovyet devletinin (ya da bürokrasisinin) “hızlı sanayileşme” hedefiyle çatışmaktaydı. Merkezî Sovyet bürokrasisinin düşüncesine (yani Stalin’e) göre, muazzam bir artı-ürün deposu olan köylük alanlardan sanayiye gerektiği gibi kaynak aktarılamıyordu. Keza, yine Stalinist merkezi bürokrasiye göre, Leninist (ya da Bolşevik) ayrıcalıklı nomenklatura, kaynakların önemli bir kısmını, sanayiden çok kendi ihtiyaçlarına harcıyordu.

Bunun da dışında, yine merkezî devletin satraplarına göre, hızlı sanayileşme ve atıl durumda olan zengin kaynakların (örneğin Kolima’daki altın madenlerinin) işlenmesi için uzak bölgelerde yoğun emekle, yok pahasına, ölümüne çalıştırılacak işçi gücüne ihtiyaç vardı. Merkezî devlet (ya da Stalin), bu işgücünün, topraklarına el konan köylülerden, ulusal özlemleri bastırılmış iç halklardan ve ana kaynağını esasen tutuklanmış nomenklatura mensuplarının oluşturduğu mahkûm kölelerden (zek) elde edileceğini düşündü. (Stalin tarafından idam edilen Bolşevik teorisyenlerden Preobrajinski de “sosyalist ilkel birikim” derken aşağı yukarı bunu öngörmüştü. Elbette zek statüsüne indirilmiş nomenklatura mensupları hariç.)

Böylece, 1930 yılından itibaren “kulakların tasfiyesi” adına köylülüğün toprağı ve malı müsadere edildi, köylüler köle-işçi olarak çalıştırılmak üzere uzak bölgelere sürüldü. 1930 “kolektifleştirme ve hızlı sanayileşme” programının temel unsurlarından biri budur.

İkinci olarak, iç halklar da toplu sürgünlerle zorunlu çalışmaya tabi tutuldu. (Bu, özellikle 1945 yılında II. Dünya savaşının sonundan itibaren yoğun olarak uygulanmıştır.)

Üçüncü olarak, tutuklamalarla tasfiye edilen Leninist nomenklaturaya mensup kadroların öldürülmeyenleri ve yakınları uzak doğudaki Gulaglara sürülerek orada kölece çalıştırıldı. 1937-39 yıllarındaki milyonlara varan Büyük Temizlik’in anlamı, Leninist nomenklaturanın devlet kademelerinden sökülüp atılması, köle emeği olarak kullanılmasıdır.

 

Kruşçev: Partili-Leninist Nomenklatura’nın rehabilite edilmesi ve Leninist Restorasyon

 

1953 yılında Stalin’in ölümüyle birlikte merkezî devlet diktatörlüğü sona ermese de önemli bir gevşemeye ve gerilemeye uğradı. Şu hayatın cilvesine bakın ki, Kruşçev’den önce, Stalin’in suçlarını ilk açıklayan, Stalin’in en yakın adamı ve polis şefi olarak bilinen, o sırada İçişleri Bakanı ve Başbakan yardımcısı görevinde bulunan Lavrenti Beria oldu. Beria, Stalin’in ölümünün daha ertesi günü, Stalin tarafından hazırlanmakta olan Yahudi doktorlara karşı davanın (“doktorlar komplosu”) uydurma olduğunu açıkladı ve doktorlar serbest bırakıldı. Daha Stalin ölmeden “verimsiz” olduğunu açıkladığı Gulagların tedricen boşaltılması işlemlerini başlattı. Mahkûmlara işkence yapılmasını yasakladı. “Çalışma Kampları”nı, başında bulunduğu İçişleri Bakanlığı’ndan Adalet Bakanlığı’na devretti. “Dayak yiyen kişi tabii ki sorgucunun istediği itirafları imzalar” dedi. Stalin’in siyasi tutuklulardan işkenceyle itiraf alınmasını istediğini kanıtlayan belgeleri Merkez Komitesi’ne sundu. Macaristan’da Stalinist Rakosi’yi görevden alıp yerine halkın sevdiği İmre Nagy’i getirdi. (Kruşçev ise, Macar ayaklanmasının ardından Macaristan’ın Varşova Paktı’ndan çıktığını açıklayan aynı İmre Nagy’i idam etmiştir.) Doğu Almanya’nın Kızıl Ordu’nun desteğiyle ayakta duran yapay bir devlet olduğunu ileri sürdü ve Kızıl Ordu’yu Doğu Almanya’dan geri çekme hazırlıklarına girişti. Galiba bu da sonu oldu. Bu kadar “ileri gidilmesi”ne razı olmayan Kruşçev, Mareşal Jukov’la işbirliği yapıp Beria’yı tutukladı ve uyduruk bir yargılamanın ardından idam etti. (Bkz: Sean McMeekin, Dünyayı Alaşağı Etmek, çev: Nurettin Elhüseyni, YKY, 2025, s. 250)

Bununla birlikte, Politbüro’nun onayını kazanan Kruşçev değişimden vazgeçmedi. Eski Leninist nomenklatura önemli ölçüde rehabilite edildi ve hakları yeniden tanındı, nomenklatura düzeni restore edildi.  Elbette Lenin tarafından köleleştirilen işçi sınıfının gaspedilmiş hakları, örneğin grev hakkı; keza muhalif siyasi güçlere ve Stalin döneminde baş düşman ilan edilen Troçkistlere özgürlükleri geri verilmedi.

Bütün bunlara rağmen Stalinist merkezî devletin bu dönemde epey itibar kaybettiğini ve örselendiğini tespit etmek gerekir.

 

Brejnev: Stalinist merkezî devletin restore edilmesi ve Leninist nomenklatura ile “barıştırılması”

 

1963 yılında devrilen Kruşçev’in yerine gelen Brejnev, örselenen ve itibar kaybeden Stalinist merkezî bürokrasiyle, 1950’lerde restore edilen Leninist nomenklaturanın “barıştırılması”nı temsil eder. Bu dönemin “durgunluk dönemi” olarak bilinmesinin nedeni, iyice köhnemiş Sovyet düzeninde örselenmiş ve itibar kaybetmiş Stalinist merkezî devletin 1930’lardaki dinçliğine, öte yandan 1930’larda ağır darbe yemiş Leninist nomenklaturanın da 1920’lerdeki özgüvenine kavuşamaması, dolayısıyla örselenmiş Stalinist bürokrasiyle sakatlanmış Leninist nomenklaturanın birbirlerine dirsek atsalar da yekdiğerine üstünlük sağlayamamasıdır. Sonuçta, bu uzlaşma, her iki kesimin de isteklerini dayatamaması statükonun korunmasına, dolayısıyla durgunluğa yol açmıştır.

 

Gorbaçov: Bunalım reformu, tek parti yoluyla reform çabası yıkımı getirdi

 

Köhnemiş Sovyet sistemi, bu iki kesimin birbiriyle “iyi geçinme” ve uzlaşma çabasının da katkısıyla çok önceleri başlayan büyük bunalımın 1980’lerde açıkça hissedilmesine yol açtı. Bunalım, kaçınılmaz olarak rejimi kurtarmak üzere köklü bir reforma gitmeyi, dolayısıyla Gorbaçov’u iktidara getirdi.

Gorbaçov, Leninist nomenklaturanın temsilcisiydi. Dolayısıyla nomenklatura, 1920’lerden beri, 60 yıl sonra ilk kez yeniden inisiyatif kazandı ve iyice güçten düşmüş Stalinist merkezî bürokrasiyi kenara itekleyerek radikal bir reform hareketine girişti. Ama bu “radikalizm”de çok önemli eksikler söz konusuydu: 1917’den sonra hakları gasp edilmiş işçilerin grev ve sendikalaşma vb. haklarının geri verilmesi; zor altında tutulmuş milliyetlerin ulusal haklarının iadesi; toprakları ve malları müsadere edilmiş ve sürülmüş köylü kitlelerinin haklarının ve topraklarının geri verilmesi ya da köylü nüfusa tazminat ödenmesi; 70 yıl boyunca yasa dışı ilan edilmiş muhalefete legalite sağlanması, siyasi partilerin faaliyetlerinin serbest bırakılması, adil bir serbest seçime gidilmesi, basın özgürlüğü önündeki her türlü engelin kaldırılması.

Gorbaçov, belki de tek parti rejiminin kendi liderliğinde devam etmesinin, yapmayı düşündüğü reformlara dayanak olacağını düşünmüştü. Veya belki sözü edilen hakları kısmen de olsa tanımayı düşünüyordu da, bunun için koşulların iyice olgunlaşmasını bekliyordu.

Ama kimi zaman sabırlı olan tarih bu sefer beklemedi. Sovyet sistemi, öncelikle Sovyetler Birliği’nde değil ama Sovyet bloku içinde yer alan Polonya’da işçi sınıfı tarafından yıkıldı. 1981 yılında, Gdans’taki, ironiktir ki “Lenin Tersane”sinde örgütlenmeye başlayan ve 10 milyon üyesiyle tarihteki en büyük işçi sendikasını oluşturan Solidarnoş, 8 yıl süren mücadelenin sonunda rejimi dize getirdi ve Sovyet sistemi içinde ilk kez serbest seçimlerin yapılmasını sağladı, Solidarnoş, seçimlerde Polonya Komünist Partisi’ni hezimete uğrattı. Böylece proletarya, “proletarya diktatörlüğü” rejimine son verdi. Tarihin büyük ironisi!

 

Gün Zileli

12 Kasım 2025

www.gunzileli.net

gunzileli@hotmail.com

 

 

 

 

58 Comments

  1. akkotakko

    Stalin lenin’den devraldı sistemi.
    Peki lenin’in başlatıcı olduğu sistem ne kadar marx’ın öngördüğü sistemdi sizce?marx sizce leninin uyguladığı sistemi mi teorize etti sizce?
    Yoksa lenin marksizmden bir sapma mıydı?!

  2. Gün Zileli

    Marx herhangi bir sistem tasarlamış değil. Otoriter bir kişiliği vardı ama yaşadığı dönemde bir “sosyalizm tahayyülü” yoktu doğal olarak. Sadece toplumu dönüştürücü güç olarak işçi sınıfını görüyordu, iktidarı ele geçirecek (belki de seçimle) işçi sınfının devleti kaldıraç olarak kullanıp sosyalizmi kurabileceğini düşünüyordu. Bu devlet meselesi Bakunin’le çatışmasına yol açtı. Çünkü Bakunin herhangi bir devlet iktidarının ne adına olursa olsun zorbalığı getireceğini öngörmüştü. Kısaca, Marx’ın, bütün devletçi yönelimlerine rağmen Lenin’in kurduğu türden bir totaliter düzeni tahayyül etmesi imkânsızdı. Herhalde mezarından kalkıp görse bir hayli şaşırır ve üzülürdü.

  3. Anonim

    Beni affeder misiniz?

    Ben sizi hep; köktenci, kesin, keskin, nefret ve öfke dolu bir “Anti-Marx” zannetmiştim.

    Ama yeri geldiğinde, Marx’ın bile haklı olduğu konular olduğunu söylüyorsunuz.

    Özür dilerim sizi yanlış anladığım için, umarım beni affedersiniz…

  4. Gün Zileli

    yok yahu, affedecek bir şey, hepimizin önyargıları var. Beni anladığına sevindim tabii ki.

  5. Cevabınızı sabırla bekliyorum

    Gün bey,

    Size, “1 saat 4 dakika”lık bir video “link”i gönderiyorum:

    https://www.youtube.com/watch?v=F74xFkF-qYM

    Lütfen bu videoyu izlerken acele etmeyiniz. Mimar “Michael (Mike) Reynolds”un yaşadıklarını dikkatle dinlemenizi öneririm.

    Size sorum şu:

    Bu videoda anlatılan yaşam şekli; “anarşizm” mi?

    Eğer değilse;

    Toplu para biriktirebilecek kadar imkâna (ve sabra) sahip olan insanların, “şehir telaşı”ndan kaçmak için kendilerini kandırdıkları bir yaşam şekli mi?

    Hemen cevap yazmak zorunda değilsiniz. Ama sizin cevabınızı öğrenmeyi çok isterim. Sabırla bekliyorum…

    Saygılarımla

  6. Gün Zileli

    Anarşizm yaşam tarzıyla izah edilemez. Ama bu arkadaşlar hiç de kendilerini kandırıyor değil. Ben de olanağım olsa böyle bir yerde yaşamak isterdim.

  7. Pipsqueak

    1. “İroni” önceleri “sahte cahillik” demekti. Sokrat’ın “saflık ve cahillik” numaraları yaparak, etrafta bu site bilgelerine benzer büyük beyinlileri gibi zamanın en son modalarına hemen ayak uyduranlara yönelttiği sorular “ironi” anlamına misaldi.
    2. Bu yazıdaki anlamı ise “zamanla beklenen ile gerçekte olan arasındaki zıtlık”. Kısacası enayi ruhani dinci peygamber kurtarıcılar ve zamanına uyup akıntıya yüzen tüm laik-seküler, “saf ve cahil”in tam tersine, maşallah! cambaz “-izm”ci peygamber kurtarıcılara hemen katılan, çok bilgili ve modern bilimciler ve taklitçi yamakları.
    Bir tarihi örnek ne demek istediğimi daha iyi anlatır.
    Mısır firavunun cariyelerinden biri halihazırda akıma katılmış bir Yahudi bebeği kurtarır. Musa Saray’da büyür, Yahudi olduğunu öğrenir. Mısıra ilk kapitalizmi getiren (bolluk-kıtlık rüyaları falan filan) Hiksoslarla Mısıra gelip sonra köle edilen Yahudilerin “kurtarıcısı” olur. Musa firavuna “halkını” serbest bırakmasını ister, malum ya, Saray’da büyüdüğü için hemen pasaportlar verilir. Zavallı Yahudiler kurtuluşun yarattığı bolluk hayallerine dalarlar. Musa ise tıpkı Marks, Lenin, Troçki, Stalin, Mao ve zamanın son akımına katılan devrimciler gibi Saray hayalleri kurarlar.
    Uzatmadan, beni kahkahalara boğanı anlatayım. Saray kurma hayalleri içinde olan Musa, çölde bolluk hayalleri içindeki bolluğa kavuşma hayalleri içindeki Yahudilere kuyruklarını kovalatırken, Yahudiler çadırlarında mırıldarlar: “Yahu, Mısır’da yeteri kadar mezarlık yok muydu, bizi buralara ölmeye getirdin?”
    Trump’dan sonra bile hala bu bolluk hayalini en şahane başaran Kapitalizm ve pe*zevenk taklitçileri solcu/sağcı devrimci politikacılarının, sözüm ona, politikacı olmak isteyenlerin aldanmışlık masalları zamanımız utanmazlığına çok uyar.
    Çok sevdiğim Hindistanlı yazar Arundhati Roy “God of Small Things” kitabında bunu benden çok daha güzel ve hiciv dolu anlatır:
    “Komünist Parti’nin Kerala’da Hindistan’ın hemen hemen her yerinden çok daha başarılı olmasının nedenini tam olarak açıklanamıyordu.
    Birbiriyle çelişen birkaç teori vardı. Bunlardan biri, eyaletteki Hristiyan nüfusunun yoğunluğu. Kerala nüfusunun yüzde yirmisi, Diriliş’ten sonra Doğu’ya seyahat eden Havari Aziz Thomas’ın Hristiyanlığa çevirdiği yüz Brahman’ın soyundan geldiklerine inanan Suriyeli Hristiyanlardı. Yapısal olarak Marksizm, Hristiyanlığın basit bir ikamesiydi. Tanrı’yı Marks’la, Şeytan’ı burjuvazi ile Cennet’i sınıfsız bir toplumla, Kilise’yi Parti ile değiştirin ve yolculuğun biçimi ve amacı aynı kaldı. Sonunda bir ödül olan engelli bir yarış.
    Bu teorinin sakıncası, Kerala’daki Suriyeli Hristiyanların büyük ölçüde zengin, mülk sahibi, feodal beyler olmasıydı ve komünizm onlar için ölümden beter bir kaderdi. Her zaman Kongre Partisi’ne oy vermişlerdi.
    İkinci bir teori ise bunun eyaletteki nispeten yüksek okuryazarlık oranıyla ilgili olduğuydu. Ancak bu yüksek okuryazarlık oranı büyük ölçüde Komünist hareketten kaynaklanıyordu.
    Asıl sır, komünizmin Kerala’ya sinsice sızmasıydı: Kast sistemine dayalı, son derece geleneksel bir toplumun değerlerini asla açıkça sorgulamayışı. Marksistler, mezhepsel ayrımların içinden hareket ederek ne onlara meydan okudular, ne de meydan okumaz göründiler. Bir kokteyl devrimi sundular. Doğu Marksizmi ve Ortodoks Hinduizm’in, bir tutam demokrasiyle harmanlanmış, baş döndürücü bir karışımı.
    Komünistler Eyalet Meclisi seçimlerini kazandı ve Nehru 1957’de onları hükümet kurmaya davet etti.
    Kerala’da Marksizmin gösterişli Brahmin başrahibi Yoldaş E. M. S. Namboodiripad, dünyanın ilk demokratik olarak seçilmiş Komünist hükümetinin başbakanı oldu. Komünistler aniden kendilerini, eleştirmenlerin saçma bulduğu, hem halkı yönetmek ve hem de devrimi kışkırtmak gibi olağanüstü bir durumda buldular.” Yoldaş E. M. S. “”Komünizme Barışçıl Geçiş” tezini ileri sürdü. Ama yıl bitmeden Barışçıl Geçişin Barışçıl kısmı sona erdi.
    Her sabah kahvaltıda bir baba, Kerala’yı sarsan isyanlar, grevler ve polis vahşeti olaylarının gazete haberlerini okuyarak, büyük beyinli ve her “-izmci” gibi daima Saray hayalleri içinde yaşayan ve daima ölü balıklar gibi akıma yüzen olan, daima devrimci olan, oğluyla alay ederdi.”
    Yapım safha ve araçlarından asla söz etmeyen, yarım milyon dolarlık evler dolandırıcısının videosu ve bunun yutan iki büyük beyinli de anlattıklarımın çok güzel bir örneği.

  8. Pipsqueak

    Adından hızlı devrimci olduğu belli ” Akkotakko 16 Kasım 2025″ sorar:
    “Yoksa lenin marksizmden bir sapma mıydı?!”
    Devrim uzmanı cevap verir:
    “Marx herhangi bir sistem tasarlamış değil. Otoriter bir kişiliği vardı ama yaşadığı dönemde bir “SOSYALIZM TAHAYYÜLÜ” YOKTU DOĞAL OLARAK.”
    Gerçek ANARŞİZM devrimcilerinin gerçek dünyada kavuşmak istedikleri sevgilisi GERÇEKTEN ANARŞİST GERÇEK dünyada olanlar yine bir hayal kırıklığına sürükleyecek galiba:
    Friedrich Engels: “Socialism: Utopian and Scientific”
    Türkçeye çeviri:
    Friedrich Engels: “Sosyalizmin Ütopyadan Bilime Gelişmesi”
    Önsözler:
    1- Fransızca İlk Baskıya Önsöz (1880) KARL MARX
    (“SOSYALİZM TAHAYYÜLÜ” olmayan zavallı bolluk peygamberi Karl Marks! Ama devri uzmanı haklı! O sosyalizm tahayyülü peşinde değil. O DOĞAL olarak GERÇEK SOSYALİZM peşinde!)
    2- Almanca Birinci Baskıya Önsöz (1882) Friedrich Engels

  9. Pipsqueak

    17’nci yüzyılda başlayan ve 19’ncu yüzyılda zirvesine erişen laik-seküler Modern Bilim (bolluğa kavuşma) dininin müritleri sayısız. Ancak müritler asla bir defaya mahsus geleneksel ruhani dinlere kıyasla kendi dinlerinin ilerleme ve değişme özelliği taşıdığını belirlemezler. Müritler arasında en fazla gürültü yapanlar bilim adam-kadınları ve ilerici sağ-sol devrimciler ve ne yazık ki, ilerici anarşistler gelir.
    Bir daha ne yazık ki, asıl yararlananlar 17’nci yüzyılda kök alan Modern Bilimin yarattığı Teknolojinin kökü çok daha geçmişte atılan temellere dayanan Devlet-Banka ile birleşmesi ile zirveye ulaşır. Yazı, bürokrasi, ticaret-tüccarlar, … ve özellikle Medeniyetin içerde baskı dışarıda fetih gücü birikimi ile tüm dünyaya egemen olur.
    Bu birde üç, üçte birin eski/yeni adı SARAY! İlaveten, SARAY içindeki asalaklar ve sağ/sol devrimciler gibi içeri girip asalak olmak isteyenler de var. Bu sapıklar tüm dünyayı kendilerine benzetir: Tüm dünya SARAY sakinleri gibi anlamdan yoksun NİHİLİZM yaşar. Marks ve müritleri bu sapıklar arasında.
    Benim sorum şu: İroni mi yoksa ironi maskesi ile bu hiçliği evcilleştirme mi? Çünkü ben bu İRONİYİ bir laf oyunu, bir ayıp donu, bir yalana ad takma görüyorum.
    Tarihte olmuş sayısız benzerlerinden bir ünlüsünü seçtim.
    Hristiyanlık İsa ile doğdu. Etrafta dolaşıp gördüğü durumu sözlere vurarak anlattı, bir şey yazmadı. Ama devrimcilere benzeyen Aziz Paul ile günümüz Hristiyanlığı doğdu. Aziz Paul yazıp Hristiyanlığı biçimine soktu. Bilenlerle bilmeyenler, Büyük Beyinlilerle Küçük beyinliler türedi.
    Üstelik Aziz Paul tıpkı Aziz Marks ve sayısız sağ/sol devrimciler gibi tatlı dilli, bakın, maşallah, ne der: “Bizim savaşımız et kemikli canlılarla değil. Savaşımız yönetimlere, otoritelere, bu karanlık dünyanın güçlerine ve göksel bölgelerdeki kötülüğün ruhsal güçlerine karşıdır.”
    Hristiyanlar katıldıkları kolonicilerle kolonilerde ölüm saçtılar, yüz binlerce küçük çocukları bile seks zevkleri için kullandılar, insanları ve doğayı soyup soğana çevirdiler, her bastıkları yer, günümüzde artık apaçık olmuş, insan-doğa çölü oldu. Tarihleri binlerce benzeri şatafatlı dille ironisi dolu!
    Aynısı veya benzer alçaklıkları Marks müritleri becerdiler! Nasıl şimdi Trump’ı pompalayan Hristiyanlar, Aziz Paul’un yarattığı Hristiyanlık gibi, gücün kaldıracı olan Paraya tapıyorlarsa, Marks müritleri de çıplak Güce taptılar. Ne yazık ki, günümüzde, ister istemez herkes, bu radikal nihilizm tanrısı Paraya tapmak zorunda

  10. Anonim

    Gün hocam,

    Öğretmenler gününüz kutlu olsun, sizi çok seviyoruz.

    === Anarşist öğrencileriniz ===

  11. Gün Zileli

    🙂

  12. Anonim

    “Öğretmenlik” mesleğine gerek var mı hâlâ?

    Artık “ChatGPT” sayesinde her şeyi öğrenebiliyoruz.

    Biliyorsunuz; “öğretmenler” her sene 3 ay (Haziran-Temmuz-Ağustos) yatarak para kazanıyor, bu adil mi?

    Bu kadar maaşı “öğretmenler”e boşu boşuna vermektense, onları AVM’lerde temizlik görevlisi olarak çalıştırsak daha verimli olmaz mı?

  13. Gün Zileli

    🙂

  14. anonim

    Hem öğrenim hem de yapay zekâ hakkındaki yorumu okuyunca, düşündüğüm biriki hususu ilave edeyim dedim. Bir yapay zeka fırtınası estiriliyor (Küreselleşmeyi de böyle estirmişlerdi; eleştirel bir söz söylemek çağdışılıkla hatta geri zekalılıkla eş hale getirilmişti). Yapay zekaya yüz milyarca dolar yatırım aktı, akmaya devam ediyor. Bütün bu fonlar artık getiri bekliyor. Teknoloji devleri ve yapay zeka şirketlerinin (Meta başta olmak üzere Google, Apple, Microsoft, Amazon, Nvidia, Anthropic, AMD gibi şirketlerin) yapılacak yapay zekâ düzenlemeleri ve ilgili konular hakkında yoğun lobi faaliyet ve harcamaları yaptığı, Washington’daki etkilerini artırdıkları – yalnızca Kongre’de değil, Beyaz Saray ile Ticaret, Savunma ve Adalet bakanlıkları nezdinde de girişimlerde bulundukları- haberlere yansıyor. Konunun parasal boyutunu aşan yönleri olduğunu varsaymak gerek (Biz varsaymasak da düşünenler vardır). Bu devasa olanaktan, sınırlarını çizmek koşulu ile faydalanmak ayrı. Diğer yandan yapay zeka sistemlerini en başta değerlerinizle ilgili karar verici yapmanın; bu sistemi kurgulamış olanlara (ayrıca müdahale etme olanağına sahip bulunan veya algoritmasının nasıl çıktılar üreteceğini bilenlere) olağanüstü olanaklar/ve doğal ki üstü örtük olanaklar sağlayacağı açıktır. Ekonominizin tüm göstergelerini girdiniz ve gidişat hakkında bir değerlendirme istediniz. Eğer pareto analizi yapıyor ise, gelir dağılımındaki bozukluk yerine kaynakların ne kadar etkin kullanıldığını esas alacaktır (Yani alttakilerin canı daha çok çıkıyor olsa da ekonomi iyi yoldadır). Ama sizin bakış açınız, aslında gelir dağılımındaki bozukluğu gösteren Gini katsayısının esas alınmasını gerektiriyor olabilir. Sorduğunuz konunun çok hakimi de değilseniz, ipin ucunu iyice kaçırırsınız. Kamu politikası/hukuk düzenlemeleri gibi sosyal konularda mutlak doğrular yoktur. Dünya görüşü/ideoloji/nereden baktığınıza göre doğru değiştir. Aklını yapay zekâya kaptırıp söndürmek, köleliği bir adım daha ileri götürecektir.

  15. Pipsqueak

    Sayın “14 Anonim 24 Kasım 2025 at 20:06”
    “Kamu politikası/hukuk düzenlemeleri gibi sosyal konularda MUTLAK DOĞRULAR YOKTUR. Dünya görüşü/ideoloji/nereden baktığınıza göre doğru değiştir.”
    Yanıtım daha çok “MUTLAK DOĞRULAR YOKTUR” ile ilgili. İşittim! Ulan kısa kes! Enerji sarfiyatı yapma! Buna MDY de gitsin! Karşısındaki çaresizlik, daha doğrusu ağlamak, yerine gülmek çaresine başvurmak daha iyi. Kısa keseyim, “Dünya görüşü/ideoloji/nereden baktığınıza göre doğru değiştir” lafınızla oynayacağım ama asıl amacım sizi de gülümsetmek.
    Bence MUTLAK DOĞRU VARDIR (MDV) ve bu cambazlığı DAİMA MUTLAK YALAN SÖYLEYEN POLİTİKACILAR, yani Devlet çarklarını yağlayanlar, şerbet seçimlerle çoğunluk avcılığı yapanlar… Kısacası DAİMA DOĞRU KONUŞANLAR becerirler.
    Bir masal.
    Evvel zaman içinde MUTLAK DOĞRU VARDIR, gerçi tarihin kendisi benzeri avcı yemiyle mürit toplayanlar tarihi ama bu yazı çok uzar, MDV inançlı faşistler her şeyin izafi, MDY, olduğunu ileri süren bir yararlı enayiyi “yanlış” anlar ve öldürmek isterler. Enayi, sadece görünüşte MDY ama aslında MDV olduğunu anlatınca bırakırlar.
    Yararlı enayi “Yani alttakilerin canı daha çok çıkıyor olsa da ekonomi iyi yoldadır” lafınızın çok doğru olduğu demokrasi mekanı ABD’ye gider. En ünlü ve en sağlam demokrasisi olan ABD’de halk, kendi kendini yönettiği demokrasi sayesinde, altta olmayı ve canlarının çıkmasını şerbet seçimlerle seve seve ve gönüllü tercih eder. Orada da politikacılar önce “yanlış anlar” uyuz olurlar ama masal bittiğinde “doğru anlarlar”, hoşlarına gider ve “daha çok masalların varsa anlat” derler. Enayi çok ünlü bir üniversitede püfürpüfür-eser olur.
    Halk ve insanlıktan tamamıyla kopmuş modern bilimci-teknisyen adam ve kadınlar, modern bilim-teknik doğalı, 4-5 yüz yıldır, MDY ineğini sağıp dururlar ve hatta gurur duyarlar.
    Sanırım eninde sonunda Yapay Zeka da aynı hokkabazlığa başvuracak. Hatta şimdi bile Yapay Zeka çarkını yağlayan, büyük beyinli Yapay Zeka EMEKÇİLERİ arasında gürültü eden şamatacılar var.
    Ben, pipsqueak, sonsuz küçük beyinliyim, böyle konular beni çok aşar. En iyisi “bu, her zamanki gibi, yeni ve daha iyi malın sürümünün daha BAŞLANGICI” deyip ilerde ne olacağı kahve fallarına bakmayayım. “Yetiş Ya Hızır” diyerek Nietzsche’nin öğüdüne uyacağım: Böyle konular buzlu suda yıkanmaya benzer; hemen girip hemen çıkacaksın.
    Aynı öğüt, büyük beyinli, büyük zekalıların buzlu su dolu küveti için de geçerli. Küvettekiler: “çoktandır dünyada en ucuz meta fikirdir”, “yapay zeka bilgi değil enformasyondur” ve yüz binlerce benzerleri.
    Geleyim bir Yapay Zeka EMEKÇİSİNİN çetrefilli ve şatafatlı Yapay Zeka eleştirisine:
    “https://www.theguardian.com/news/2025/nov/18/what-ai-doesnt-know-global-knowledge-collapse”.
    Bu büyük beyinli Yapay Zeka EMEKÇİSİ kara cahil ama en azından sıradanlardan sonsuz daha üstün zekalı. Lütfen içinde yaşadığımız cahillikle sonsuz büyük zekalı olmanın bir arada olduğu gerçeğini hafife almayın. Bu kara cahil cin gibi maşallah! Üstelik her devrimci gibi çok iyi kalpli. Çoktan yapay olmuş bilgiyi reform etmek peşinde. Büyük beyinli emekçi, daha henüz kendisi gibi canavarın öpücüğünü tatmamış olanların da öpülmesini istiyor. Herif o kadar cahil ki, tarihin böyle muhabbet tellallığı yapanlar tarihi olduğunu bile bilmiyor. MATERYAL teknisyeni Marks’ın ikizi RUH teknisyeni Freud’ın kurbanı olan EMEKÇİ, “ha MDY ha MDV yeter ki SATIŞI olsun” dediğinin farkında bile değil. Tarih boyunca daima daha iyisini arama peşine düşmüşlerin daima aynı çarkın içinde dönüp durduklarını da bilmez. Bence, bu enayi EMEKÇİ en azından işin içinden kimin karlı çıkacağını biliyor ve daha yüksekte uşaklığa hazır olan bir EMEKÇİ olduğu reklamını yapıyor.
    Her neyse, biraz Yapay Zeka tarihini kurcalıyım.
    Sümerlilerle ticaret yapanlar Sümerlilere “beyinlerini ceplerinde taşıyanlar” adını taktılar.
    Tarih atlaması.
    Francis Bacon (1561- 1626) modern bilim babası olarak bilinir. O bile altın yumurtasına “Novum ORGANUM” adı verir. Yani bilim bile hala bir ORGAN, bir yaşayan varlık UZUVU!
    Daha sonra kalpleri yerine beyinleriyle dünyayı anlayan EMEKÇİ üst zekalılar, şahane bir kuyruğunu kovalama dolandırıcılığı icat ettiler: KURTULUŞ PEYGAMBERİ ve TUTULAN YOLDA İLERLEME. Halk arasında: “Ölme eşeğim yaz gelsin!”
    Asırlar atlayıp kısa keseyim.
    – 19’ncu yüzyılın en ünlü mantıkçısı “doğru/yanlışı TEK ve TEK emir veren AMİR bilir” dedi.
    – En güvenilir olduğuna inanılan matematik ve mantığın da çelişkisiz olmasının imkansızlığı çoktan ispat edildi.
    – Fizikçiler “ya doğru, ya değil” önerisinin doğru olmadığını çaktılar ve teknolojisini çoktan ebedi tanrılarına, severek uşaklık ettikleri politikacı efendilerinin hizmetine soktular.

    Modern zamanları bayağılar devri olarak tanımlayan bir tarihçi filozofa (Ortega y Gasset) göre bayağılığa en uygun insanlar bilim-teknik (algoritma) adam-kadınları! Bu kara cahiller cahilliklerinden gurur duyarlar.
    Zaten, Modern Bilimde asla son söz imkansız. Sonsuz yok ama “sonsuza dek” var ve devasa bir güç oldu. Bu açıdan bakınca, bilimci şarlatanlarla, sözüm ona karşıtları olan, ruhsal dinci şarlatanlar arasındaki fark sadece müritleri arasındaki fark: İnançlarının yanlış veya doğru olduğu, MDY ya da MDV olduğu, SONSUZUN SONU geldiğinde bilinecek! Haydi, İNŞALLAH!

  16. Deng Marksist-Leninisttir.

    Pazar Sosyalizmi cennettir.

  17. Anonim

    Şimdi o proleterya ağlıyor

  18. Gün Zileli

    yıktığı rejime değil, kaderine ağlıyordur.

  19. Gün Zileli

    🙂

  20. Ahmet O.ŞEN

    Sonuçta geldiğiniz nokta “keşke Çarlık rejimi veya Osmanlı rejimi ayakta kalsaydı, onlar daha iyiydi”, hakikaten acınası bir yer. Fes takıp “Marx’a Kapital’i şerir cinler fısıldadı” diye vaaz etmeye çeyrek kalmış. Ferhan abi sağ olsa ne dalgasını geçerdi…

  21. Gün Zileli

    “Görece iyiydi” demek o rejimiler ayakta kalsaydı iyi olurdu, demek değildir. Mesela, 1908 devrimi son derece güzel bir devrimdir, çünkü Padişah diktatörlüğüne son veren bir halk devrimidir. Fakat bu devrim sayesinde iktidara gelen İT, ondan da beter bir diktatörlük kurmuştur. Bu durumda halkın, “yahu, sultan yönetimi bunlar kadar diktatör değildi” demesi neden yanlış olsun. Ferhan Şensoy’u severim. Arkadaşım olurdu. Hâlâ ayağımda ayakkabıları vardır, biraz parçalandılar ama anı olarak koruyorum. Ferhan dalgasını geçse de hiç alınmazdım. Bir düzeltmea yapayım: Türkçede “vaaz etmek” diye bir kullanım yok. Bu çok sık yapılan bir hata. Vaaz vermek var , bir de vazetmek var. İkincisinin “vaaz”la ilgisi yok. “Ortaya koymak” anlamında kullanılır. Burada da sanırım bu anlamda kullanılmış.

  22. Gün Zileli

    Eğ er “vaaz anlamında kullanılmışsa o zaman “vaaz vermek” demek gerekir.

  23. anonim

    “Deng Marksist-Leninisttir.
    Pazar Sosyalizmi cennettir.”
    Çin’e nasıl bakmalı? Memuriyette iken Çin’e birkaç günlüğüne gitme fırsatım oldu (sanırım 2008). Pekin Havalimanına indik. Üniformalı güzel Çinli kızlar pasaport ve geçiş işlemlerini yapıyorlar. Yüksekçe bir kabindeler. Benim işlemim bitip geçerken, -görevli kızın göremeyeceği biçimde yerleştirilmiş- yanda üç tane düğme gördüm. Üzerlerinde (emoji mi diyorlar) resimler var. Biri gülümsüyor, bir asık suratlı, diğeri ifadesiz. Size yapılan muameleden memnun kalırsanız gülümseyene basıyorsunuz (benim yaptığım gibi). Duruma göre diğerlerine… Zaten gelişmiş bir ülke, ben bu esnada da epey yol almış olduklarını düşündüm. Rusya büyük bir beceriksizlik sonucu çöktü ve parçalandı. Gorbaçov denilen adam, ülkeyi yağmalattı (Mafyanın her türlüsü, Marc Rich/ Mogileviç gibi büyük yağmacılar…). Rusya adına utanç verici bir durumdu bence. Çin gerekli manevraları yaparak düze çıkmış ve eskisinden daha güçlü görünüyor. Sistemin birincil amacı nedir ki zaten? Varlığını korumak (ve gelişmek). Çin Komünist Partisi bunu başardı. Piyasa ekonomisi uygulamasında çok kritik bir durum var bence. Piyasa ekonomisi Çin Komünist Partisi’nin bir ihsanıdır. Yani inisiyatifini kaybetmiş değildir. Bu çok önemli. Abd merkezli küresel kapitalizm bunu istemiyor. Kimsenin kontrol edemediği -yani kendisinin tam patron olduğu, risksiz sömürebileceği bir piyasa istiyor-. ÇKP kendi açısından (ve bence ideolojisi açısından da) “mümkün olan” en iyi noktada görünüyor. Bir anlamda tez-antitez-sentezlerle ilerliyor diyebiliriz sanırım.

  24. Anonim

    Tekrar merhaba Gün bey,

    Size bir tavsiyem daha olacak:

    Önyargılı biri değilsiniz.

    “Yanis Varoufakis” ismini duymuşsunuzdur diye tahmin ediyorum.

    Kendi siyasî referanslarını nereden alıyor, bugün söylediği ve savunduğu şeylerin kökleri nerelere dayanıyor; bütün bunları derli-toplu bir şekilde, herhangi bir yüceltmeye ve/veya yermeye yönelmeden, gayet samimî bir şekilde anlatmış.

    Sizin otobiyografi kitaplarınız gibi bir yapıya sahip:

    • “Raise Your Soul: A Personal History of Resistance”

    https://www.amazon.com.tr/dp/1847929079/

    Müsait olduğunuzda okumanızı öneririm.

  25. Gün Zileli

    koşullarım içinde almam biraz zor görünüyor. Yiine de aklımda tutacağım.

  26. Anonim

    anonim
    27 Kasım 2025 at 17:45
    Ben şaka yapmıyordum zaten. Belki ML kısmı şaka olabilir ama Deng’in reformları Çin’i görece diğer ülkelere göre cennete çevirmiştir. Bu sistem ve felsefeden bağımsız bir bakış açısıdır.

  27. Anonim

    Hatırlatma:

    “Flu TV” YouTube kanalındaki son videonuzun altına gelen yorumları okumanızı tavsiye ederim:

    https://m.youtube.com/watch?v=kY96hWOHaPY

    Özellikle “Bartu Bölükbaşı” ile konuşma yapmanız ile ilgili talepler epey çok.

    Bartu bey’i kısaca tanıtayım:

    Mesleği “illüstratörlük”. Fakat bugün yanlış bir şekilde yansıdığı hâliyle; kof, sırf eğlenceye yönelik çizimler yapan biri değil. Özellikle “mitoloji(ler) tarihi” ile ilgili derin araştırmalar yapıp, oralardan esinlendikleriyle yarattığı nitelikli çizimler mevcut.

    Şahsî instagram profilinde, sizin videonuzdaki açıklamalarınıza istinaden birkaç yorumda bulunmuş, takip edebilirsiniz eğer isterseniz:

    https://www.instagram.com/bartubolukbasi/

    Bartu bey, tartışmaya açık birisi. Kişisel saldırılara (karakter saldırılarına) asla yanaşmıyor. Daima, “söylenen & yazılan & beyan edilen argümanlar” üzerinden tartışmaları yapmaya özen gösteriyor. Ölçülü ve sağlam birisi. (Kısacası; “beton kafalı solcu” tipinde biri değil.)

    Sadece SSCB tarihi değil; asya tarihiyle ilgili de geniş bilgiye sahip. Konuşmalarında yer yer “milletlerin sembolleri”yle ilgili epey ayrıntılı tarihî bilgiler aktarır, fakat kendisi “milliyetçi” değildir. (Sağcı veya solcu bütün “kahraman kültleri”nin birer siyasî taktikler tarihi olduğunun farkında. Aldanmış biri değil.)

    “Türkiye’deki 1968 kuşağı” ile ilgili de, genç yaşına rağmen epey “nötr (manipüle edilMEmiş)” bilgi sahibi olabilmiş.

    “Anadolu Üniversitesi: Güzel Sanatlar Fakültesi: Animasyon” bölümünden mezun.

    Eğer Bartu bey de kabul ederse, onunla bir progam yapmanızı çok isteriz Gün bey.

    Ne dersiniz?

  28. Pipsqueak

    Arada bir ABD ile Çin arasındaki yarışma hakkında bilgiyi böyle en yetkili ve ilk ağızdan öğrenmek, hele Marksist-Leninist ve devlet memuruysa ve dolayısıyla emir alıp yerine getirmeye alışmış biriyse, insan bu dünyayı sarsan konularda ne kadar cahil olduğunu anlıyor. Beni aydınlığa kavuşturdu, memur beye minnettarım.
    Üstelik Memur Bey kendisinin hayatta ilerleme diyalektiğini kullanmış:
    Tiz Okula gir.
    Antitiz Okuldan çık.
    Sentiz Bir iş bul, hayatını doğmakla değil çalışmayla kazan.
    Not: İnşallah memur bey Çince bildiği kadar Arapça da biliyordur.
    İlerleme konusunda çok ilerde bu memur bey. Tek daha ilerde olanlar sürüyü güdenler. Ha sürüye katıl Ç(ok)K(aka var)P(opomda) desinler, ha A(rkama gir)B(al)D(olu). Seyirci toplumunda doğup büyüyen için önemli olan maça seyirci olmak.

  29. Anonim

    Hatırlatma:

    “Flu TV” YouTube kanalındaki son videonuzun altına gelen yorumları okumanızı tavsiye ederim:

    https://m.youtube.com/watch?v=kY96hWOHaPY

    Özellikle “Bartu Bölükbaşı” ile konuşma yapmanız ile ilgili talepler epey çok.

    Bartu bey’i kısaca tanıtayım:

    Mesleği “illüstratörlük”. Fakat bugün yanlış bir şekilde yansıdığı hâliyle; kof, sırf eğlenceye yönelik çizimler yapan biri değil. Özellikle “mitoloji(ler) tarihi” ile ilgili derin araştırmalar yapıp, oralardan esinlendikleriyle yarattığı nitelikli çizimler mevcut.

    Şahsî instagram profilinde, sizin videonuzdaki açıklamalarınıza istinaden birkaç yorumda bulunmuş, takip edebilirsiniz eğer isterseniz:

    https://www.instagram.com/bartubolukbasi/

    Bartu bey, tartışmaya açık birisi. Kişisel saldırılara (karakter saldırılarına) asla yanaşmıyor. Daima, “söylenen & yazılan & beyan edilen argümanlar” üzerinden tartışmaları yapmaya özen gösteriyor. Ölçülü ve sağlam birisi. (Kısacası; “beton kafalı solcu” tipinde biri değil.)

    Sadece SSCB tarihi değil; asya tarihiyle ilgili de geniş bilgiye sahip. Konuşmalarında yer yer “milletlerin sembolleri”yle ilgili epey ayrıntılı tarihî bilgiler aktarır, fakat kendisi “milliyetçi” değildir. (Sağcı veya solcu bütün “kahraman kültleri”nin birer siyasî taktikler tarihi olduğunun farkında. Aldanmış biri değil.)

    “Türkiye’deki 1968 kuşağı” ile ilgili de, genç yaşına rağmen epey “nötr (manipüle edilMEmiş)” bilgi sahibi olabilmiş.

    “Anadolu Üniversitesi
    Güzel Sanatlar Fakültesi
    Animasyon” bölümünden mezun.

    Eğer Bartu bey de kabul ederse, onunla bir progam yapmanızı çok isteriz Gün bey.

    Ne dersiniz?

  30. Gün Zileli

    Her türlü tartışmaya varım. Yalnız Bartu arkadaşın yorumunu okuyamadım. Buraya atabilir misin?

  31. Anonim

    Merhaba,

    “Bartu Bölükbaşı”nın instagram profili:

    https://www.instagram.com/bartubolukbasi/

    Eğer bilgisayardan giriyorsanız:

    Profilindeki “Reels” kısmına tıklayabilirsiniz.

    Bulamazsınız, İlker bey’in personeli “Yaren hanım”a sorarsanız Bartu bey’in yorumunu bulmanıza yardımcı olacaktır.

    Bartu bey ile program yapmanızı da temenni ederim Gün bey. İlker bey’le görüşürseniz, randevu tarihi ayarlayacaktır.

  32. Gün Zileli

    Yorumunu hâlâ okuyabilmiş değilim. Bartu’nun yorumunu buraya copy past yapıp neden atmıyorsun ki?

  33. Gün Zileli

    Osman Bölükbaşı’nın torunu mu? Tanırdım kendisini.

  34. Pipsqueak

    “30 Anonim 29 Kasım 2025 at 09:10” Ne Demek İstiyor?
    Modern çağlarda (ünlü devrimlerden bu yana) sadece iki ideoloji başarılı oldu ve tüm dünyaya yayıldı: Nasyonalizm ve Kapitalizm.
    Türkiye önce Nasyonalizmi ithal etti ve Atatürk mideyi dolduracağına ki zaten istese de beceremezdi, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sloganı ile beyinleri doldurdu.
    İkincisi, Kapitalizm, Japonya hariç, hiç bir yerde tam bir başarıya ulaşamadı.
    Her fakir/geri kalmış ülke gibi Türkiye Kapitalizm bolluğuna Marksizm/Komünizm kestirme yolla varmak istedi.
    Şimdi Türkiye bir çeşit Türk-İslam, İslam/nasyonalizm, çorbası.
    Sizin verdiğiniz isim en azından tedirgin edici.
    Mayıs 1960 darbesinden sonra bazı nasyonalist subaylar benim bulunduğum şehre “vatandaş Türkçe konuş” sloganı ile geldiler ve sonra da, beklendiği gibi, FAŞİST bir parti kurdular.
    Kültürler ve diller arasındaki tamamıyla doğal farkları masum bilgi satışına, diğer bir deyişle, politik alana sokanlar temelde faşist ruhlu insanlardır.
    Mitleri en derinden inceleyen ve bu konuda dünya çapında ünlü olan Mircea Eliade bu tuzağa düştü.
    Marksizm hayal kırıklığına uğrayanları, sanırım bilmeyerek, benzeri tuzağa düşürmek mi istiyor sununuz?
    Unutmayın, 1920’lerde bir düşünür “insanlar güzellikle kafayı fazla yemişler, bu faşizmin geleceğine delalettir” dedi. Ve dediği doğru çıktı. Günümüzde, özellikle elektronik medya sapıkları arasında, aynı şey çok bariz ve faşistlerin estetiğe sonsuz önem vermesi bilinen bir olgu.

  35. Anonim

    Pipsqueak’e:

    “Kültürler ve diller arasındaki tamamıyla doğal farkları masum bilgi satışına, diğer bir deyişle, politik alana sokanlar temelde faşist ruhlu insanlardır.

    Mitleri en derinden inceleyen ve bu konuda dünya çapında ünlü olan Mircea Eliade bu tuzağa düştü.”

    • Bu iki paragrafınızı biraz daha açar mısınız?

    Mircea Eliade’nin; kültürler ve diller arasındaki doğal farkları “siyasîleştirdiğini (politikleştirdiğini)” mi söylüyorsunuz? Düştüğü tuzak bu mu?

    “Siyaset (politika)” denen şey; zaten, birkaç kişinin bir araya gelebilmesiyle ortaya kendiliğinden çıkan bir olgu değil mi? Yani; tek kişi (sadece “bir” kişi) siyaset yapamaz çünkü etrafında kimse yok. Ama kişi sayısı çoğaldıkça (insan sayısı arttıkça) “siyaset” kendiliğinden ortaya çıkmaz mı? Bu konudaki görüşünüz nedir?

    (Not: Dikkat ediniz; “ideolojiler”den bahsetmiyorum. Sadece “siyaset [politika]” olgusundan bahsediyorum.)
    _____________________

    “Günümüzde, özellikle elektronik medya sapıkları arasında, aynı şey çok bariz ve faşistlerin estetiğe sonsuz önem vermesi bilinen bir olgu.”

    • Bu cümlenizi de biraz daha açar mısınız?

    “Mitolojiler tarihi” ile ilgilenen kişiler, eğer buralardan esinlenerek çeşitli çizimler (“illustrate”) yapıyorsa; bu duruma “faşistlerin estetiğe önem vermesi” demek kestirmeci, kolaycı bir yorum değil mi?

    “Mitolojiler tarihi” ile ilgilenen kişileri; “sağcılık” veya “solculuk” kategorilerine sokmak kestirmeci, kolaycı bir yorum gibi gözüküyor.

    Sizin ne demek istediğinizi anlıyorum (“Leni Riefenstahl”, “Martin Heidegger”, vb.); fakat estetik meselesini salt faşistlere vehm etmeniz yanlış gibi. Ne dersiniz?

    Arjantin’deki “Cueva de las Manos (Eller Mağarası)”nda keşfedilen “el çizimleri”ni yapan insanlar, “faşist” değildi:

    https://en.wikipedia.org/wiki/Cueva_de_las_Manos

    Fransa’da “Pech Merle” mağarasında keşfedilen “el çizimi”ni yapan insan, “faşist” değildi:

    https://en.wikipedia.org/wiki/Pech_Merle

    “Faşizm”e elbette kızabilirsiniz, kızmalısınız da.

    Fakat; “estetik”in kıymetini faşizm çukuruna dökmeyin lütfen.

  36. Pipsqueak

    Ben bu siteyi daha titiz bilirdim. Galiba “TEK ALLAH kusursuzdur!”
    Bir itirafım var: Trump gibi bir faşistin tüm dünyaya egemen olduğu bir devirde, daha doğrusu, tarih boyunca enayileri meşgul eden Devlet-Din vb ayıp donlarına ihtiyaç kalmadı! Artık tek TANRI: HER ŞEY GÖRECE!
    İki örnek ve bunu utanmadan bu siteye aktaranlar.
    Bir yanda Çin’e giden memur beyin (“23 Anonim 27 Kasım 2025 at 17:45”) bitpazarından aldığı bir gözlükle gördüğü Çin. Diğer yanda, tam tersi, ultra modern kantik-elektronik-trumpik-medya pazarından aldığı bir beyinle gören “Anonim 28 Kasım 2025 at 12:15”. Çemberde en uzak ve en yakın aynıdır.
    İkincisin kaynağı: TikTok, Zhang Yiming tarafından kurulan Çinli teknoloji şirketi ByteDance Ltd.’ye aittir.
    Şimdi zaman içinde… Ölüleri dirilten “23 Anonim 27 Kasım 2025 at 17:45” memur bey ve TikTokçu muhabbet tellalı “Anonim 28 Kasım 2025 at 12:15” medya artisti hem varmış hem (inşallah) yokmuş.
    ‘100 ameliyat geçirdim ve asla durmayacağım’ – Çin’deki estetik cerrahi patlamasının iç yüzü
    Çin’deki estetik cerrahi çılgınlığının iç yüzü: 100’den fazla ameliyat geçiren Abby Wu, Çin’in estetik cerrahi etkileyicilerinden (influencers) biri.
    Şu anda 35 yaşında olan Abby, YARIM MİLYON DOLARA mal olan 100’den fazla estetik ameliyat oldu.
    Allah, Marksist-Konfüçyüsist, pardon Marksist-Komünist Çin’i, her TEK tanrılı dünyada doğmuş büyümüş, TEK olmak için çırpınan faşist ruhlu elektronik medya artistlerine bağışlasın! AMİN!
    Her köşede Gözetim Kameraları (Kapalı Devre Televizyonu) olan Çin’de, nedense aşağıdaki Marksist-Leninist-Kapitalist rezillik gözden kaçmış olacak!
    Her yıl 20 milyon Çinli estetik operasyonlara para veriyor.
    Ameliyat olmak isteyenlerin büyük çoğunluğu, yüzde sekseninin ortalama yaşı 25 olan GENÇ KADINLARDIR. (Sanırım Türkler MAÇO olduğundan “Anonim 28 Kasım 2025 at 12:15″in reklamını yaptığı “influencers” gibi erkekler de var!
    Allah, bu yalnızlar kalabalığını mezarlığa, pardon muradına eriştirsin! Amin!
    Yıllar boyunca en çok aranan özellikler BATI İDEALLERİ, (tıpkı KAPİTALİZM gibi değil mi? Ama neden olmasın ki?) İlk bilim erkeği ne dedi? IT WORKS! (ÇALIŞIYOR!)
    Bu ve diğer güzellik trendleri, ünlüler ve sosyal medyada etkili kişiler tarafından paylaşılıyor ve teşvik ediliyor; bu da arzu edilen ve normal kabul edilen şeylerin hızla değişmesine neden oluyor.
    Şanghay’da lisanslı bir kozmetik cerrahi kliniğinin sahibi ve plastik cerrah olan Dr. Yang Lu, son yıllarda başarısız operasyonları onarmak için ameliyat olmaya gelen insan sayısının arttığını söylüyor.
    GÜNÜMÜZ ÇİN’İNDE, İYİ GÖRÜNMEK PROFESYONEL BAŞARI İÇİN ÖNEMLİDİR. Türk Devlet memur beyin yaşayan çirkin ruhuna fatiha!
    Resepsiyonist pozisyonlarından biri adaylardan “en az 160 cm boyunda ve estetik” olmalarını isterken, idari bir pozisyon için “çekici bir görünüm ve zarif bir duruş” gerekiyor.
    Hatırlatma: TEK tanrılı memurun “23 Anonim 27 Kasım 2025 at 17:45” “Çin’e nasıl bakmalı? Memuriyette iken Çin’e birkaç günlüğüne gitme fırsatım oldu (sanırım 2008). Pekin Havalimanına indik. Üniformalı GÜZEL ÇİNLİ KIZLAR pasaport ve geçiş işlemlerini yapıyorlar.”
    Allah böyle faşist ruhluları Marksist-Leninist TEK tanrısına bağışlasın! Amin!

  37. Pipsqueak

    Anonim 30 Kasım 2025’e
    En başta uzun cevabınız için teşekkürler. TikTok ve “Sosyal” Medya diktatörlüğünden çok farklı bir yanıt. tekrar ve tekrar teşekkürler!
    Sorularınız yerinde ve haklı! Ama amacım doğru/yanlışı ayırt etmek değil. Bilgi sınırlarım içinde dünyada çok yaygın olan akımlara karşı yüzmek. Tek kesin bildiğim çok az. En başta gelen de doğru/yanlışı ayırt edenlerin sonsuz alçak şarlatanlar olduğu. Hepsi o kadar!
    Yazınızdaki sorulara SONSUZ GENEL bir cevap: Önemli olan fikirler değil, fikirlerle ne yaptığınız.
    Basit örnekler.
    Bitkiler böcekleri çekicilikle tozlaşmaya alet ederler ve böylece insan için en temel hatta tek temel olan yiyecek sağlarlar.
    Çok yaşa Kropotkin! Hala tüm dünyada g*tü yalanan Saray uşağı Darwin dinle! Kral-Kraliçe g*tlerini yalamana devam et!
    Kuşlarda erkekler güzellikle dişileri çekerler, insanlar arasında ise dişiler erkekleri. Gerçi, bence, bu daha çok medenileşmiş toplumlarda doğru. Gılgamış destanı, tapınak fahişeleri vb. Diğer ve kesin bildiğim de var: Kolonilerde fahişelik beyazların, sarışın mavi gözlülerin, gelmesiyle başlar. Bence, en temel biyolojik bir olgunun “ayıp ve günah” olması bir sapıklık.
    Mitolojiler için de aynı şeyle denilebilir: Mitoloji ile ne yapıyorsun?
    Eliade, aynı zamanımızdaki Marksist-Leninist-Komünist safsatalarına inanıp hayal kırıklığına inananlar gibi şimdi MODİ alemi olan, “mistikler” dünyası Hindistan’a gider ve sonra hayal kırıklığına uğrar. Aynı Eliade, birkaç kez Rumen Hıristiyan faşist örgütü Demir Muhafızlar’ı destekledi.
    Yanlış yoruma karşı bir ek: Kitaplarının hepsini okudum ve çok beğendim.
    Üstelik kendimin beğendiği düşünürler arasında faşistlikle kırıştıranlar oldu. Mademki Heidegger’in adını verdiniz. Çok sevdiğim düşünür Hannah Arendt onun sevgilisiydi ve sevmeye devam etti.
    Diğer bir ek: Bence antropoloji çok önemli ve medeniyet denilen şeyi doğal ve normal görmek en azından çok sorunsal.
    Bu bahaneyle bildiğim bir miti anlatayım.
    Havaililer tanrıların ve kralın (not: aralarından birinin kral olmasının tuhaflığı ima edilir!) denizden geldiğine inanırlar. Bir gün Kaptan Cook gelir demir atar. Kayıklar, kadın erkek dolu, gemilere giderler. Tayfalar yarı çıplak kadınları gürünce, aynı şimdiki seks açlığı içinde olan erkekler gibi, kafayı yerler. Kadınlar seve seve tanrılarla birleşirler. Mitlerinde, krala yaptıkları gibi tanrıları evcilleştirip akraba etmek inancı var. Kralın da işlerine karışmasın diye etrafını kadınlarla doldurur, bol bol yedirir şişko ederler. Her neyse. Tayfalar medeni, alış-veriş dünyası ucubeleri. Kadınlara hediyeler verirler. Erkekler hemen adaya döner daha çok kadın getirirler. Uzatmayayım, kasap et derdinde koyun can derdinde, Kaptan Kraliçnin g*tünü öpme derdinde tayfa seks derdinde, vahim durumu gören Saray uşağı kaptan demirleri çeker.
    Diğer bir ek: Bence sağ ve sol arasında fark yok. Özellikle modern çağlarda. Bunlar farkında bile olmadan, bilgi ticaret sanayisi değirmenine su taşırlar. Hele “taş devri, bolluk devri” kitabından sonra bu işin ticaretini yapanlar!
    Geleyim siyaset ve sayılara.
    İlk önce, nicelikler. Ok ve yayla öldürülen sayısı başka, sapıkların atom bomba maslahatlarını sallayarak dünyaya meydan okuyup tüm canlı ve cansız varlıkları yok etme ile korkutması başka.
    Politika kelimesinin kökeni olan yer aynı zamanda demokrasi kelimesinin doğduğu yer. Politika kelimesinin kökeni (polis) şehir, yani birbirleriyle ilişkileri dolaylılaşmış olanların adı. Demokrasi kelimesinin kökeni ise beraber yaşayanların kendi idarelerini birlikte yapmaları.
    Bence bu anlamlara karşı “iyi ama iş işten geçti, artık maslahatlarını sallayanların dünyasında medya gevezeliği etmekten başka bir çaremiz kalmadı, en iyisi işi bilenlere bırakmak” diyenler ile “her şey Tanrı’nın elinde” diyenler arasında zerre kadar fark yok. Tarımın doğduğu yerde aynı zamanda bu p*zevenk muhabbet tellalları tanrıların ve özellikle ve radikal iyi/kötü ayırımın doğduğu yer olduğu bence doğru. Daha sonra olanları doğal, kaçınılmaz, normal ambalajı ile sarıp enayi avcılığı yapanları faşist ruhlu görmek o kadar da kötü bir şey değil.
    Benim temel sorunum çok basit: Neden bazıları kalbi ile bazıları beyni ile düşünür? Büyük beyinliler diliyle söylersem, ahlak kökeni nerede filizlendi. Politika ve Demokrasi kelimelerinin çıktığı yerde bile “Göze göz, Dişe diş”ten güzel konuşanların aracılık (p*zevenlik) etmesine geçişine karşı çok piyesler yazıldı. Çok daha önce gelen ve sözüm ona “Göze göz, Dişe diş”e dayanan Hammurabi yasalarında bile Hammurabi, sosyal sınıflarla, kıvırdıkça kıvırır, maşallah!
    Ucuz bilgiçler ve şarlatanların özeti: TEK TANRI HER ŞEY GÖRECE!

  38. Anonim

    Kavramları birbirine karıştırmayın:
    _____________________

    “ESTETİK” TANIMI:

    Genellikle canlı veya cansız nesnelerin (objelerin, eşyaların, cisimlerin) fazlalıklarını nazikçe ve dikkatlice eleyip, sadeliğe ulaşma çabalarına; veya, eksik olduğuna kanaat getirilen canlı veya cansız nesnelere (objelere, eşyalara, cisimlere) çeşitli fonksiyonlar ve simgeler ekleyerek “insan ruhunu tatmin etme çabaları”na “estetik” denir. Tarih boyunca yer yer, zaman zaman bizzat insan bedeninin kendisi de estetik çabalar için (adeta ressamların “tuval”i gibi) görev de görmüştür.

    • Meksika, ABD ve Kanada’da kızılderili kabilelerindeki kadınların giydiği kıyafetlerin üzerine ördüğü işlemeler, desenler, simgeler, hayvan figürleri, vb.; hepsi birer “estetik”tir. Bütün bunlar takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    • Rusya’daki bir nalburun omzuna yaptırdığı mitolojik bir dövme (“tattoo”); “estetik”tir. Takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    • Antik Mısır’daki veya Hindistan’ın köylerindeki kadınların suratlarına sürdüğü boya (“makyaj”); “estetik”tir. Takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    • Kıymetli sanatçı “Auguste Rodin”in heykelleri; hepsi birer “estetik”tir. Takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    • İskoçya’daki erkeklerin “bıyık” ve “sakal” uzatıp bunlara traş bıçağıyla nazikçe çeşitli şekiller vermesi; “estetik”tir. Takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    • Arap kavimlerinin çoğunda; genellikle “karşılama & kutlama ritüelleri”nde kızların saçlarını sağa-sola ritmik bir şekilde savurarak yaptıkları dans stiline “khaleegy” denir; bu dans “estetik”tir. Takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    • Japonya’daki kadınların giydiği “kimono”ların üzerine resmedilen kuş figürleri, ve antik samurayların “katana (kılıç)”larının kınına (kılıflarına) resmedilen mitolojik figürler; hepsi birer “estetik”tir. Takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    • Konya’nın en eski “mevlevihaneleri”ndeki semazenlerin, “cezb” olurcasına sergiledikleri ritüel; İslamiyetin nadide bir “estetik” ritüelidir. Takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    • Eğer bütün siyasî angajmanları (ve AKP’nin sloganlarını) bir kenara bırakabilirseniz: İstanbul’daki “Ayasofya Kilisesi & Müzesi”; Hristiyanlığın nadide bir “estetik” eseridir. Takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    • Arjantin’de “Cueva de las Manos” mağarasındaki veya Fransa’da “Pech Merle” mağarasındaki taş duvarlara çizilen (“illustrate”) el resimleri; “estetik”tir. Takdir edilmeli, saygı gösterilmelidir.

    Arjantin’deki mağara:

    https://en.wikipedia.org/wiki/Cueva_de_las_Manos

    Fransa’daki mağara:

    https://en.wikipedia.org/wiki/Pech_Merle

    (…)
    (…)
    (…)

    Örnekleri çeşitlendirebilirsiniz. Salt nesnelerle sınırlı değil; müzikte, edebiyatta, resimde, heykelde, sinemada [Bkz.: Ken Loach’un filmleri, vb.] estetik çabaları hep vardı, gelecekte de daima olacak.

    Bütün bu “estetik”lere özenle yaklaşılmalı, takdir edilmeli, ve hâttâ teşvik edilmelidir. İnsan ruhunu tatmin etme çabaları olan “estetik”ler hem insanın kendi huzuru için iyidir, hem de tabiata (doğaya) zarar verme hırsını azaltır.
    _____________________

    “PLASTİK (VE SENTETİK) CERRAHÎ DEFORMASYONLAR” TANIMI:

    “Endüstri (sanayi)”nin hızla gelişmesiyle aynı anda insanlar arasındaki rekabet de körükleniyor.

    “Kapitalizm” adlı sistemin çarkları arasında kaybolmamak için insanlar kendilerini görünür kılmaya mecbur bırakılıyor. Yani; “altta kalanın canı çıksın” düzeni geçerli artık.

    Tabiatı (doğayı) tahrip etmekle yetinilmiyor, insan bedeni de tahrip ediliyor. [Bkz.: Michel Foucault’nun uyarıları]

    Özellikle “insan suratı”na yapılan plastik cerrahî müdahalelerin çoğu; insanların kendi ruhunu tatmin etmek için değil, banka hesaplarındaki para miktarını tatmin etmek içindir. Amirlerinin gözüne girmek, onlardan “aferin” lafını duymak için, şöhret basamaklarını çabucak tırmanmak için suratlarına (ve vücudun çeşitli bölgelerine) yapılan plastik cerrahî müdahaleleri tek tek saymaya gerek yok.

    En güncel örnekler:

    Donald Trump’ın yörüngesi içinde kalıp, onun iktidarının getirdiği şöhretten istifade etmek isteyen “kurnaz siyasetçiler”; “Mar-a-Lago suratı” olarak bilinen plastik cerrahî müdahale ile suratlarını deforme ettirdiler, suratları adeta hissizleşti, sırıtmaktan başka hiçbir duygu emaresi kalmadı. Bu kişilerin banka hesaplarındaki para çoğaldı ve şöhretleri arttı, ama erdemleri azaldı:

    • Donald Trump’ın tayin ettiği “ABD İç Güvenlik Bakanı” Kristi Noem’in plastik cerrahî sonrası suratı:

    https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/2/2a/Official_Portrait_of_Secretary_Kristi_Noem.jpg

    • Donald Trump’ın tayin ettiği “ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi” Kimberly Guilfoyle’un plastik cerrahî sonrası suratı:

    https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/a5/Kimberly_Guilfoyle_Official_Portrait_scaled.jpg

    • Donald Trump’ın gelini ve aynı zamanda “Cumhuriyetçi Parti (G.O.P.) Merkez Yürütme Kurulu Başkan Yardımcısı” Lara Trump’ın plastik cerrahî sonrası suratı:

    https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/e/e4/Lara_Trump_2025_%28cropped%29.jpg

    • Donald Trump’ın en azılı destekçilerinden biri olan, ve “federal hükümete kapak atmak için” canla başla uğraşan Laura Loomer’ın plastik cerrahî sonrası suratı:

    https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/61/Laura_Loomer_2024_%283x4_cropped%29.jpg

    • Cumhuriyetçi Parti’nin (G.O.P.) Florida teşkilatı 1. bölgeden seçilerek 2017 yılında “Federal Temsilciler Meclisi Üyesi” olan Matt Gaetz 2024 yılında bu görevden ayrıldı. Donald Trump, Matt Gaetz’i “ABD Başsavcısı” olarak tayin etmeyi plânlıyordu, bundan vazgeçti ve onun yerine “Pam Bondi”yi “Başsavcı” pozisyonuna tayin etti. Matt Gaetz’in plastik cerrahî sonrası suratı:

    https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/8/80/Matt_Gaetz_117th_Congress_portrait_%28crop%29.jpg

    Suratları hissiz, ama paraları bol.

    Dünyanın düzeni budur…

  39. Pipsqueak

    Sanırım “Kavramları birbirine karıştırmayın” bana (Pipsqueak’e) bir uyarı.
    Yazıyı şimdi gördüm ve ilk tepkim hem acele hem de sadece “ESTETİK” tanımından anladığıma dayanacağından çok kısa olacak.
    Tekrarlayacağım: “Önemli olan fikirler değil, fikirlerle ne yaptığınız.”
    Günümüzde, “Sanat”, sanatsal olmayan “Çalışma” saatleri tarafından kazanılan boş zamanlarda tadı çıkarılacak daha yüce şeylerinin bir parçası olarak algılanır.
    Sanatçılarla işçiler, örneğin tuval üzerine resim yapanlar ile ev duvarlarını boyayanlar ve kalem tutanlar ile çekiç tutanlar arasındaki ayrım.
    Galiba yine bir kavramlar karıştırma günahı işleyeceğim.
    Dünyayı düşünme ve pasif olma ile devrimciler gibi devamlı dünyayı değiştirme eylemler (etkinlikler) yaşamı arasında veya özgür ile kölelik arasında bir ayrım olduğu ile alay ediyorum ama amacım farkı hasıraltı etmek değil: sadece medeniler dünyasında ikisi arasında MUTLAK BİR AYRIM olduğuna işaret etmek ve düşünme yerine estetik bir yaşam, yani bir haz hayatı koyulduğuna dikkat çekmek istiyorum.
    Her halükarda, sanat ve çalışma uyumsuz ya da en azından içinden çıkılması imkansız kalıplarda yaşayan özgür, bağımsız, demokratik medeni falan filanlar gibi. Kısacası, nihayet SON ON BİN YILLIK TARİHTE BİLE ilk kez sanatsız bir endüstri yaratıldı.

  40. Pipsqueak

    Yine ben, Pipsqueak. Sanırım “Kavramları birbirine karıştırmayın” bana yazılmış bir haklı ve güzel uyarı. Ama ısrar edeceğim: “Önemli olan fikirler değil, fikirlerle ne yaptığınız.”
    Bu ve benzeri, çok özellikle medenileri görüş açım, bendeki en derin saplantı. Tek cankurtaranım bir mantık tesellisi:
    50 yıl daha aynı bu saplantıya bağlı kalacağım.
    O halde,
    50 yıl daha yaşayacağım!

    Kelimelerin sözlük anlamlarından kaçınmak zor ama anlamların altında yatanları tıpkı Devlet-Endüstri-Banka ve Yamakları Bilim-Teknisyenleri ve farkında bile olmadan onlar gibi dünyayı görenlerden kurtulmak imkansız.
    Cesur Yeni Dünya’yı yazan Aldous Huxley’e yıllar sonra kitabı hakkında ne düşündüğü sorulur: “İçindeymişim görmemişim” der.
    Thomas Mann da içindeki durumu bizim şimdi çok daha yakından tanıma talihsizliğini yaşadığımız dünyayı gelecekte görür.
    Thomas Mann: “Tahmin ediyorum, hatta eminim ki, AKLIN YÖNETMEDİĞİ tüm sanatı kara büyü, içgüdünün beyinsiz ve sorumsuz ürünü olarak görecek ve kınayacak bir gelecek yaşayacağız.”

  41. Pipsqueak

    “Kavramları birbirine karıştırmayın” ben Pipsqueak’e bir uyarı.
    Tekrar edeyim: “Önemli olan fikirler değil, fikirlerle ne yaptığınız.”.
    Hafta sonu olduğundan uzun bir cevap yazabileceğim
    Biraz gülelim. Siz bir ESTETİK taş (-fikir) ile üç kuş vurmuşsunuz. BENİ, “GERÇEK” ESTETİĞİ ve “YAPMACIK” ESTETİĞİ! Bir daha kavramları karıştırdım, galiba. Şaka ediyorum ve size temelde katılıyorum. Ama şuna inanıyorum: Bence tıpkı doğru/yanlış gibi, iyi/kötü ayırımı da şarlatanlık! Hatta bu şarlatanlık medeniyetin temel taşı.
    Bu sabah aşağıda okuduğum bir haberde büyük bir KÖTÜ gördüm ama bu sitede “23 Anonim 27 Kasım 2025 at 17:45″ı yazan, Türkiye Devlet Memuru Marksist-Leninist’in Lusaka’daki Çin Büyük elçiliğindeki klonu Devlet memuru İYİ görür: “Çin-Zambiya ve Çin-Afrika işbirliğini, çok az sayıda kişinin görüşüne dayanarak neo-sömürgecilik olarak nitelendirmek ve Çin ile Zambiya ve daha geniş Afrika arasındaki KAZAN-KAZAN işbirliğinin daha geniş resmini göz ardı etmek büyük bir haksızlık olacaktır.”
    Felaket haberi aşağıda.
    “Yıkıcı zehirli sızıntı, Afrika ülkelerinin Çin’e karşı durup duramayacağının bir testi olarak görülüyor.”
    “41 yaşındaki Mary Penge gibi çiftçiler, ekili topraklarının zehirli sızıntı nedeniyle kirlendiğini söylüyor.”
    “Lamec, baraj çökmeden önce bile bakır madeninde çalışmanın güvenli olmadığını söyledi. Konuşma basına aksederse geçimini kaybetmesine yol açabileceğinden korktuğu için bizimle toplum içinde konuşmaktan veya gerçek adını kullanmaktan çok çekindi.”
    “Hükümete göre, çevredeki suyollarına ve tarım arazilerine en az 50.000 ton asitli atık döküldü. Çevrecilere göre, 1,5 milyon tona kadar asidik atık döküldü ve temizlime on yıldan uzun sürecek.”
    “Yetkililer, zehirli sızıntıdan sonra Kafue Nehri’nde balık avlamayı yasakladı.”
    “Prof. Chan: Çin’in isteyeceği son şey Zambiyayı Amerikaya yaklaştırmak.”
    ” Çin’e borçlu olan tek ülke Zambiya değil. 2000- 2023 yılları arasında 49 Afrika ülkesi Çinli kreditörlerle 182,3 milyar dolar değerinde kredi anlaşması imzaladı.”
    Estetikle ilgili bir notum: Eski sömürgeciler Afrika’da köle toplarlardı. Kadınlar arasından da güzel olanları seks kölesi yaparlardı. Kadınlar bu alçaklığa kurban olmamak için kendilerini çirkinleştirdiler. Afrikalı erkekler, medeni sarışın mavi gözlü Türk ve Avrupa erkelerinden farklı olarak, beyazların ırzına geçtikleri kadınların bebeklerini düşürmelerine yardımcı olurlardı.
    Son olarak da, hislerimi paylaştığınızı sandığım halde, “Dünyanın düzeni budur… ” ile ne demek istediğinizi anlamak istedim. Ben de bu dünyada değil miyim? Örneğin yukarıdaki haber İsrail’in Filistinlilere yaptıklarını andırdı. Tüm dünya Yahweh’nın Filistini Abraham’a verdiğine ve Abraham’ın da İsraillilere verdiğine inanıyor! Allah size biraz merhamet versin! Ben bundan sonsuz daha az karıştırıyorum, insaf be!
    İYİ/KÖTÜ ayrımı yapan sayısız büyük beyinli şarlatanların pis suratlarını gören hayran olduğum şair William Blake’den size bir hediye ile başlayacağım:
    London
    I wander thro’ each charter’d street,
    Near where the charter’d Thames does flow.
    And mark in every face I meet
    Marks of weakness, marks of woe.
    In every cry of every Man,
    In every Infants cry of fear,
    In every voice: in every ban,
    The mind-forg’d manacles I hear
    How the Chimney-sweepers cry
    Every blackning Church appalls,
    And the hapless Soldiers sigh
    Runs in blood down Palace walls
    But most thro’ midnight streets I hear
    How the youthful Harlots curse
    Blasts the new-born Infants tear
    And blights with plagues the Marriage hearse
    Blake aynı zaman da “Cennet ve Cehennemin Evliliği” şiirini yazdı ve müridi olduğu mistik Emanuel Swedenborg için “cenneti iyi biliyor ama cehennem bilgisi kulak dolgunluğu” dedi.
    Belki de fark görmek ve ayırt etmek aynı değil. Güneş hayat verir, öldürür de. Su da öyle. Ve milyarlarca diğer örnekler verilebilir. Göreceliği günahlarım kadar az severim ama kültür farkları (tabii artık TEK kültür MEDYA, TİKTAKTOK, YAPAY ZEKA…) ve beklemeden geçen tarih-zamanı bilmek çok önemli. Örneğin bu sitede insanları çektikleri azaptan kurtaracak Marksist-Leninist ideolojiye katılan sonradan uyanır.
    Şimdi de sizi bana karşı tekrar kışkırtacak bir alıntı.
    ——————Faşist modanın pek de gizli olmayan dili———————
    “Faşizm geri döndü. Eski sembolleri unutun: gamalı haçlar, ilmikler, Konfederasyon bayrakları, dazlakların tıraşlı kafaları ve asker botları. Aşırılık yeni bir görünüme kavuştu ve her zamanki gibi moda.
    Günümüzün aşırılıkçı stilleri daha çeşitli ve daha incelikli. Bariz ırkçılığı öne çıkaran tişörtlerin ötesinde, kodlanmış sembollere sahip polo tişörtler ortak bir grup içi kimlik yaratıyor ve diğer inananlara yönelik şiddete destek sinyali veriyor. Geleneksel kır elbiseleri ve güzellik rutinleri, muhafazakâr aile vizyonlarını destekliyor. Giyim, otoriterliği teşvik etmek ve bu davaya yeni üyeler kazandırmak için faşist fikirleri yaymak adına güçlü bir araçtır.
    Aşırı sağın nefret dolu fikirleri yaymak için modayı silah olarak kullanması yeni bir şey değil. Faşist hareketler estetiğin gücünü uzun zamandır anlamış durumda. 1920’lerde İtalya’da Benito Mussolini, gücünü ve markasını inşa etmek için siyah gömlekleri ve antik Roma sembolü fasces’i ( güç ve otoriteyi temsil eden, baltalı bir demet çubuk) kullandı. Nazi kartı taşıyan Alman kumaş üreticisi Hugo Boss, Schutzstaffel (SS) paramiliterinin ve Hitler Gençliği’nin üniformalarını üretti. Nefret, şık ve özel dikim bir görünümle geldi. ABD’de Ku Klux Klan’ın beyaz cübbeleri ve yanan haçlar uzun zamandır beyaz üstünlüğünün alametifarikası olmuştur. 1980’lerde orijinal faşistlerin dazlak halefleri, bombardıman ceketlerini, kazınmış kafaları ve savaş botlarını kendilerine özgü askeri şıklık biçimi olarak sahiplendiler ve yeniden kullandılar.”
    Bu son yazdığımdan yola çıkarsam, her gün medyada daha da FAŞİST (daha da ESTETİK?) dolaplar PARA için çevriliyor ve alışıldığından hoş bile görülüyor. Bence bunu yapanlar da faşist ruhlu. Örneğin “Amerikalılar 2024 yılında 20 milyar dolarlık estetik ameliyat harcaması yaptı.” Bu estetik ameliyatlar devrimcilerin Kapitalizmi süsleyip Komünizm etmesine benziyor.
    Diğer yandan, eğer güzellik ve çirkinliği de kökten ayıran medenilere dönersem: Sarışın mavi gözlü Kapitalistler, Marksist-Leninist- Konfüçyüsist-Komünist-(gözleri daima İLERİDE daha iyi bir hayat bekleyen) Anarşistlerden önce yaşamış, baskı altında yaşayan medeniler gibi asla kurtarıcı beklememiş fakat kurtulmuş medeniler tarafından soy kırımına uğrayan Kızılderililerin akıllarından bile geçmezdi kullandıkları eşyaların güzel olmasının gerekmediği
    Ben şu konuda sonsuz katıyım: Eğer bir toplumda kültür beraberce yaratılmış ve varlığı beraberce sürdürülmüşse, o toplum üzerinde değer yargısı yapan faşist ruhlu, yani “Dünyanın düzeni budur…” yerine düzene sokmak isteyen faşisttir. Aksi halde, neyin eleştirisini yapıyoruz?
    Antropologlar ilkel toplumları çalışırken, ne yazık ki “kıyaslarsak nasıl anlarız, kıyaslamazsak nasıl anlarız” metodolojik nedenden kıyaslama zorundalar.
    Düşündüğümü en güzel antropolog olmayan Nietzsche söyler:
    “Bazı yerlerde daha cemaatler (Almancadaki Gemeinschaft anlamda, yani Gesellschaft’ın karşıtı) ve sürüler var ama bizde yok kardeşlerim: burada devletler var.
    Devlet mi? O da ne? Şimdi bana kulak verin, size cemaatlerin ölümünü anlatacağım.
    Devlet bütün soğuk canavarların en soğuğu ve soğuk soğuk yalan söyler: “Ben devletim, ben cemaatim!”
    Cemaat olan yerde devletin ne olduğu anlaşılmaz; kem göz ve yasalara, törelere karşı işlenmiş bir günah sayılarak ondan nefret edilir.
    Size şunu belirteyim: her cemaat kendi İYİ/KÖTÜ diliyle konuşur: komşusu anlamaz. Dilini, yasaları, töreleri kendi içinde, yaşam süresinde yaratmıştır.
    Fakat devlet BÜTÜN İYİ/KÖTÜ DİLLERİYLE YALAN SÖYLER ve ne söylese yalandır – ve nesi varsa hepsi çalıntıdır.”

  42. Pipsqueak

    Portekizler, Batı Afrika kıyılarında güneye inerken, Afrikalılardan aldıkları GÜZEL VE ESTETİK yüksek değerli inci, elmas, zümrüt, altın, pırlanta ve benzerleri karşılığı çeşit çeşit renkli cincik boncuk dağıttılar.
    Karıştırmam başlar. O zamanın Afrikalıları ESTETİK değerleri, Portekizler ise PARA değerlerini tercih etmişlerdi.
    Şimdi Afrikalılar da Portekizliler ve Türkler gibi sarışın mavi gözlü oldular. GÜZEL VE ESTETİK olanları PARASI olanlar ve ESTETİĞİN ne olduğunu GERÇEKTEN BİLEN yüksek zekalılara bırakıyorlar.
    Las Casas “Kuzey ve Güney Amerika arasında bulunan Karaib Adaları’nın Yıkımının Kısa Bir Anlatımı” kitabında altınla süslenmiş yerlilerin, İspanyollardan kurtulmak için, İspanyolların taptıkları GÜZEL VE ESTETİK altınlarını ırmağa attıklarını anlatır.
    Marks bunu gazetecilik yaparken okur. Ormana girip hayvan avlayan bir köylünün hapse atılmasıyla alay eder: “Vahşiler jüri olsaydı köylüyü kurtarmak için Almanların taptığı ormanı yakmaya karar verirlerdi”
    Medeniler arasında da ayırımdan şüphe etmek din ve felsefede sık rastlanır. Tarihte de. En barizi: “böl ve fethet”.
    İblis kelimesi Antik Yunanca “diabolus”dan Arapçaya geçti. İngilizce “devil”, Fransızca “diable”, ” diablo” aynı kökten türediler. Bu kelimede ikilik “double” ima edilir. Zerdüşlük’de sonunda iyi kötüyü yener ve BÜTÜNLÜK, BİRLİK sağlanır. Budizmde birliğe, Nirvana’ya, dönüş, Herakles vb. Sayısız dolaylı ve dolaysız göndermeler var.
    Kısacası, “Dünyanın düzeni budur…”

  43. Anonim

    Önce iki hatırlatma:

    • “Unutuluş olmasaydı, dünya daha az ahlâklı gözükecekti.”
    (Friedrich Nietzsche)

    • “Kendi bilim dalımın tarihi hakkında pek konuşmamayı tercih ederdim, çünkü çok mahcup olurdum ve utanırdım.”
    (Prof. Michael A. Little
    Antropolog
    Binghamton Üniversitesi, New York)
    ______________________

    Pipsqueak’e:

    “Size şunu belirteyim: her cemaat kendi İYİ/KÖTÜ diliyle konuşur: komşusu anlamaz. Dilini, yasaları, töreleri kendi içinde, yaşam süresinde yaratmıştır.”
    ______________________

    Bu ifadenizi biraz daha açar mısınız?

    Ne demek istiyorsunuz?

    Hayatta; toplulukların (kabilelerin, grupların, cemaatlerin, köylerin, vb.) sayıca küçük ölçekli olan insanların biraraya gelerek kendi aralarındaki iletişimi sağlayabilmek için icat ettikleri “yerel (local) dil” ile; “devlet (krallık, imparatorluk, federal devlet, ulus devlet, vb.)” adlı modern yapıların kullandığı “dil”in aynı olmadığını mı söylüyorsunuz? Aynı olmak zorunda değil ki.

    Burada mühim bir hususu atlamıyor muyuz sizce:

    “Dil” denen şey; kalabalıklar sayıca çok (yoğun, geniş) olduğunda hayata tutunabiliyor, diye biliyorum. Acaba yanlış mı biliyorum?

    Hem “kas (fizikî beden) gücü” anlamında hem “zekâ gücü” anlamında, bir topluluk başka bir topluluk üzerinde hakimiyet kurabiliyorsa; zayıf olan topluluğun biriktirdiği bazı tecrübeler (“dil” dahil) ya çok çabuk, ya da zaman geçtikçe kaybolup gidiyor, unutuluyor, diye biliyorum. Acaba yanlış mı biliyorum?

    [Not: Yukarıda yazdıklarımdan; bütün bunları “onayladığım, iyi & hoş bulduğum, alkışladığım” sonucunu çıkarmayınız. Sadece “tarihî gerçekler”i eğip-bükmeden, manipüle etmeden hatırlatıyorum ve soruyorum size.]

    Bu tür olayları; biyolojik tarihi izah ederken Charles Darwin’in örnekler verdiği “evrim” ile açıklamak doğru mu?

    Siz de biliyorsunuz: “Biyolojik evrim” sürecinde; canlılar pek çok uzvunu (vücutlarındaki & bedenlerindeki uzantıları, parçaları, organları) kaybediyor, bunlar elimine oluyor.

    Acaba “kültürel evrim” sürecinde, “dil”lerin de zamanla kaybolmasını, unutulmasını; doğal (olağan) bir süreç olarak kabul etmek mi gerekir?

    “Charles Darwin” ismiyle beraber aynı anda epey ünlü hâle gelen “evrim” ile, hayatta olan biten her şeyi açıklamak (“kültürel başlangıçlar, bitişler, unutuşlar” dahil); faşistlik midir?

    Darwin’e yönelik şahsî bir gıcıklığınız mı var? Eğer yanılıyorsam lütfen doğrusunu belirtiniz, düzeltiniz.

    “Charles Darwin”in bizzat kendisinin “faşist” olup / olmadığına emin misiniz?

    Çünkü kendisi “19 Ağustos 1836″da şu uyarıyı yapmıştı:

    • “If the misery of the poor be caused not by the laws of nature, but by our institutions, great is our sin.”

    • “Yoksullarımızın sefaletine doğa kanunları değil de kendi inşa ettiğimiz kurumlarımız yol açıyorsa, çok büyük günah işliyoruz demektir.”

  44. Pipsqueak

    En başta bir iki itiraf: 1. Yazmasını bilen biri değilim 2. Zileli’nin cömertliğinden yararlanıyorum ama suiistimal de etmek istemiyorum.
    Not: Sorguladıklarınız “-” ile ve cevabım “:” ile başlar.
    – “Açmamı istediğiniz”: Çok basit, Eskimo mitleri deniz, buz, balık; Bedevi mitleri çöl, keçi-koyun motifleri içerir. Yasaları, töreleri ve diğer dile getirdikleri tecrübeler yaşamlarını ifade eder. İğneleme: Günümüz seyircileri birbirlerini İnternet ve Tik TakTok, Yapay Zekaya, ABD-Kanada canavarlarının diliyle anlarlar.
    – “Hayatta…”: Sorun aynı olma değil. Cemaatleri oluşturan dil BİRLİKTE ve yaşamlarıyla ilişki içinde gelişir ve yayılır; medenilerde ise yukarıdan aşağıya bastırılan okullar, iş yerleri, yasalar, dinler, ahlak, otomobil, tren, uçak vs. yani baskı düzeni içinde. Belki sizin için bunlar NORMAL ve DOĞAL, bana göre BASKI DÜZENİ.
    Not: Eğer rastgele bir konuyu kurcalarsınız, maşallah, HER ŞEY DOĞAL, HER ŞEY NORMAL! Mesela ilerde Darwin konusunda ona ipucu veren Malthus’un nüfus artışına değineceğim. Malthus da, maşallah, nüfus artışını doğal ve normal bulur. Bu beyin yıkamayı seven medyacılar da. Yani insanlar doğal ve normal olmak için 300 bin yıl beklemişler!
    – ” “Dil” denen şey” ve ““kas (fizikî beden) gücü” ve “zekâ gücü””: Dünya üzerinde yaşamış tüm türlerin %99’undan fazlası, evrimin ve geçmişteki kitlesel yok oluşların doğal bir sonucu olarak yok olmuştur. Bu da mı kas ve zeka DOĞAL üstünlüklerle oldu?
    Not: Gerçi çoktandır zekada üstünler politikacı efendilerine yağcılık edip bunu ileri sürmekteler ve inanmayanları da kasları güçlü olanlara bırakmaktalar.
    – ““onayladığım, iyi & hoş bulduğum, alkışladığım””: Bence iki DOĞAL çok farklı. Yukarıdan aşağıya bastırılan ayıp donu din ve ahlak dolandırıcılığı bile bunu tasvip etmeyen bir hava içinde doğdu ve büyüdü. (Bakınız bu ayıp donlarının doğduğu “Axial Age”.) Bence konu “onay…” değil. Bence konu içinde bulunduğumuz durumun nedeninin tarihte doğmuş olması. Hatta tarihin kendisi bile tarihte doğdu: “Bakınız Tarih Sümer’de Başlar” S. Kramer. Sanırım katılırsınız, daha önce DOĞA ve DOĞAL dünya vardı. Ne piramitler, ne şehirler, ne okullar, ne tapınaklar, ne ordular…Kitap, okuldan kaytarma da dahil, 30’yakın İLKLER sıralar.
    – “Charles Darwin’in … verdiği “evrim””: Charles Darwin kolonilerle zenginleşip yaltakçılarını besleyen Saray’ın uşağı. Bence fark için hemen hemen kimsenin tanımadığı Kropotkin’in yaşamın “kavga değil karşılıklı yardımlaşma” düşüncesini bilmek yeter. Aşağıdaki daha da yerinde bir yorum.
    – Onun faşist olup olmadığını tanımlardan yola çıkan ve tanımların tatmin ettiği sonsuz zekalı daima iş arayan akademisyenlere bırakacağım. Karl Marks ünlü kitabı Kapitali ona adamak istedi ama Darwin reddetti. “If the misery of the poor be caused not by the laws of nature, but by our institutions, great is our sin.” Kapital’in özü! Üstelik bu tüm dünyayı kuyruğuna sokacak kadar ZEKİ sarışın mavi gözlünün “the laws of nature” ile “our institutions” arasındaki farkı bilmemesi sonsuz akıl dışı. Gerçi Darwin’den bu yana sürekli iş arayan Saray (Kapital) uşakları üssel arttı ve artık her şey mümkün! Dünyada en ucuz ve en adi meta fikirler! Özellikle de modern Bilim-Teknik adam ve kadınlarının fikirleriyle yaptıkları dalkavukluk. Bunu görmeyenlerin kendileri dalkavuk!
    Not: Darwin ilhamını DİN ADAMI Malthus’dan aldı. Malthus insan sayısının artışında İKİNCİ DEVRİM endüstri-teknoloji (birinci TARIM) ile Kral ve Kraliçeye yetecek kadar gıda kalmayacak endişesine düşen diğer bir dalkavuk. Malthus ne tarım ne de zamanında başlayan ve sürmekte olan teknolojik devrimi duymuş. Nüfus artışını DOĞAL çocuk yapma sevdasından kaynaklandığını ileri sürer.
    Not: Biraz gülelim. Bu galiba din adamlarının seks açlığı ve sapıklığı. Koloni Kilise okullarında bu açlıklarını gidermek için, İsa başka yere bakarken, çocukların ırzına geçtikleri artık saklanmıyor bile.
    Çıkış: Yazınız hayli düşündürücü ve sorularınız çok yerinde. Yanıtıma çok uzun olur diye katamadığım iki konu var.
    1. Kapitalizm devasa bir iş ve işçi bulma-üretme fabrikası. Polanyi’yi çok beğenirim ama dağıtımdan üretime geçiş, nükleer savaş ya da doğal felaket dışı, duracak gibi değil. Tarihte hiç bir imparatorluk bu kadar güçlü olmadı.
    2. Göçebe çoban toplumların yerleşik toplumlarla ilişkileri. İbn Khaldun’un şahane gözlemine katılıyorum ama göçebe çoban toplumlar ile yerleşik toplumlar arasındaki ilişkiler çok karmaşık ve iç içe. Akkadlar, ilk Yahudiler, Mogollar, Endülüs’de Murabıtlar ve Muvahhidler, …
    ʻʻSavagery has become their character and nature. They enjoy it, because it means freedom from authority and no subservience to leadership. Such a natural disposition is the negation and antithesis of civilization.ʼʼ
    — Ibn Khaldun on nomads
    Muhammed de Müslümanları göçebe çoban Bedeviler hakkında uyardı: “Bunlara dikkat edin inanır gibi görünüyorlar ama inanmıyorlar!”
    Prof. Michael A. Little’ın göçebe çoban hakkında yazdıkları, kısa bir göz atmayla anladığım kadar, çok sayıda akademisyenler gibi günümüzde sorun olan çevre (biyolojik ve ekolojik) yani iş ve işçi bulma fabrikası açısından incelemiş.
    Nietzsche’den çok beğendiğim bir alıntı: “There are no moral facts, only moral interpretation of facts.”
    Önemli olan DOĞAL ve NORMAL olgularla ne yaptığınız!

  45. Resmi İdeoloji, Egemen İdeoloji

    “Egemen ideolojiyle resmi ideolojiyi birbirine karıştırmamak gerekir. Resmi ideolojiler kuşkusuz egemen ideolojilerdir. Fakat her egemen ideoloji resmi ideoloji değildir. Egemen ideolojiyle resmi ideoloji arasındaki en önemli fark cezai yaptırım boyutunda ortaya çıkmaktadır.
    Resmi ideolojiye karşı bir görüş ileri sürdüğünüz veya resmi ideolojiyi eleştirdiğiniz zaman devletin cezai yaptırımlarıyla karşı karşıya kalırsınız. Fakat resmi niteliğe sahip olmayan egemen ideolojilerin böyle bir fonksiyonu yoktur, örneğin burjuvazinin ideolojisi egemen ideolojilerdir. Fakat onu eleştirdiğiniz zaman devletin cezai yaptırımlarıyla karşılaşamazsınız.
    Fransa, Batı Almanya, İngiltere, İtalya, İsveç, Hollanda, ABD, Kanada gibi ülkeleri ele alalım. Buralarda egemen ideoloji burjuvazinin ideolojisidir. Fakat bunların cezai yaptırım boyutu yoktur.
    Türkiye, İran, Suriye, Irak, Suudi Arabistan gibi ülkelerde, Doğu Bloku ülkelerinde egemen ideoloji resmi ideolojidir. Ve bu ideolojiler cezai yaptırım boyutuna sahiptirler.
    İkinci kategorideki ülkelerde, yani, Türkiye, İran… gibi ülkelerde burjuvazilerin de bir ideolojileri vardır. Fakat bu ideolojiler de resmi ideoloji tarafından denetlenirler.”

    (İsmail Beşikçi : Bilim-Resmi İdeoloji, Devlet-Demokrasi ve Kürt Sorunu, s. 87)

  46. Anonim

    “Darwin ilhamını DİN ADAMI Malthus’dan aldı. Malthus insan sayısının artışında İKİNCİ DEVRİM endüstri-teknoloji (birinci TARIM) ile Kral ve Kraliçeye yetecek kadar gıda kalmayacak endişesine düşen diğer bir dalkavuk.”

    Malthusçuluk ve Kararnamecilik

    https://marksist.net/ozgur-dogan/kemalizmin-alti-oku-ve-gercekler
    “İktisadi bir temele dayanmaksızın da birtakım kararnamelerle toplumun gündelik yaşantısının bugünden yarına dönüştürülebileceğini, kültür kararnameleriyle bir kopuş yaratılarak Batı seviyesine çıkılabileceğini hayal eden bu tepeden inmeci, seçkinci anlayış”a bir örnek:

    Doğum izni 6 aya yükseliyor

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, doğum izninin 24 haftaya kadar artırılması için çalışmalara başladı.

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, iş-aile hayatını dengelemeyi ve azalan nüfus artış hızına çözüm üretmeyi amaçlayan yeni düzenlemesinde “doğum izni” süresinin 16 haftadan 24 haftaya kadar uzatılması planlanıyor.

    https://www.ntv.com.tr/ntvpara/dogum-izni-6-aya-yukseliyor-1702239

  47. Harun Yahya

    Evrim olgusunu inkâr eden dincilerin Darwin ile DİN ADAMI Malthus arasındaki bağlantıdan haberdar olmamaları da ilginç!

    Aslında şaşılacak bir durum da değil.

    Her şeye kâdir Yaratan’ın evrim yoluyla yaratmaktan âciz olduğuna, veya bütün insanları iki kişiden ensest yoluyla çoğaltmak yerine çok sayıda Âdem ve Havva yaratıp onlardan türetmeye gücü yetmediğine inananlar için normal.

  48. Anonim

    “Malthus da, maşallah, nüfus artışını doğal ve normal bulur. Bu beyin yıkamayı seven medyacılar da. Yani insanlar doğal ve normal olmak için 300 bin yıl beklemişler!”

    evrim teorisine inanıp sosyal darwinizm’i reddetmek

    “evrim teorisine inanıp, güzel kızla yatıp, üstüne doğum kontrol yöntemi kullanmak gibi bir şey işte. içgüdüler seks ve haz güdüsü doğamızdan biyolojimizden gelir, diğer omurgalı, memeli ve primat akrabayı taallukatımızla aynıdır. amacı da üremek çocuk yapmak ama “dur lan ne işim olur” deyip hamileliği engellemeye çalışıyorsun bir yandan.”

    https://eksisozluk.com/entry/19607035

  49. Ergenekoncu Darwin

    “Ergenekon Darwinist bir yapılanmadır”

    Adnan Oktar başta Ergenekon olmak üzere, son gelişmelerle ilgili konuştu.

    BOP’un yakın zamanda Büyük Osmanlı Projesi haline geleceğine dikkat çeken Adnan Oktar (Harun Yahya), Evrim teorisinin artık tamamen çürüdüğünü ve Ergenekon’un da Darwinist bir yapılanma olduğunu ileri sürdü.

    “Ergenekon örgütü Darwinist bir örgüttür. Komünist derin devlet diye tabir ettiğimiz, İttihat Terakki’den beri devam eden bu yapılanma Darwinisttir.”

    – O zaman Darwin de Ergenekoncu muydu? Ergenekon’un 600 yıllık bir yapılanma olduğu söylendiğine göre…

    – Hitler de Darwinciydi. Stalin de Darwinciydi. Marks da Darwinistti. Bununla ilgili kendi açık demeçleri var. Ergenekon yeni konmuş bir isim.

    “DÜNYADAKİ TÜM SIKINTILARIN TEMELİNDE DARWİNİST YAPILANMA VAR”

    https://www.memleket.com.tr/ergenekon-darwinist-yapilanmadir-31308h.htm

    (12 Ağustos 2008)

    Marks, Hitler ve Stalin’in bu iddialara cevabı:

    https://www.youtube.com/watch?v=1E2RUmcTVDs

  50. Âdem, Havva ve biz

    Âdem ile Havva’nın adlarını epeydir duymamıştım, seminerde karşıma çıktılar.
    Yanımdaki konuşmacılardan biri, üniversitenin sosyoloji bölümü başkanıydı. Profesördü. Ve konuşmasında insanlığı Âdem ile Havva’dan başlattı.

    Yüzümde, kahkahasını bastırmaya çalışan bir kişinin ifadesiyle arkadan tekme yemiş bir kişinin ifadesi arasında, ama ikisine de tam olarak benzemeyen bir ifade belirmiş olmalı ki, salonda gülüşmeler oldu.

    Sayın Profesör elbette Âdem’in ilk insan olduğuna da, Âdem’in kaburga kemiğinden Havva’nın yaratılmış olduğuna da, çeşit çeşit başka şeylere de inanmakta serbesttir. Serbest ne kelime, en doğal hakkıdır.
    Hakkı olmasına hakkıdır da, adam sosyoloji profesörü!
    Sosyoloji, yani toplumbilim, adı üstünde, insan toplumlarını inceleyen bilim dalı.

    Ve herhalde derste kalkıp şöyle anlatıyor: “İlk insan toplumu Âdem adlı bir adam ve onun kaburgasından yaratılan, sonra da ortalıkta başka kimse olmadığı için mecburen onunla evlenen Havva’dan oluşmuştur.”

    Bu ilk küçük toplum nerede ve nasıl yaşardı, nece konuşurdu, ne yerdi, ne içerdi, ne üretirdi, alet kullanır mıydı, toplumsal dinamikleri nasıldı?
    Kemiklerinin ve kullandıkları alet ve eşyaların fosilleri, kalıntıları bulunmuş mu?
    Galiba hiç bugüne kadar bulunamamış. Niye bulunamıyor?

    Âdem, Havva ve biz
    Roni MARGULIES
    https://www.marmarayerelhaber.com/roni-margulies/8550-âdem–havva-ve-biz

  51. Anonim

    Allah Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da insanın yaratılışını “Âdem” (yani İbranice’de “adam”, Türkçe’de bildiğimiz adam/insan) metaforu ile açıklamakla büyük bir hata etmiş.

    Onun yerine, o çağlarda biyoloji bilgisi kısıtlı toplumlara evrim olgusunu açıklamak için ciltler dolusu ansiklopediler indirmeli, ayrıca ileride dünyaya gelecek Darwin adında birinin teorisini istismar edecek Sosyal Darwinist ve soykırımcı diktatörlük rejimlerine karşı insanlığı uyarmalıydı.

    Eğer öyle yapsaydı bunların hiçbiri yaşanmaz, İmam-Hatipoğlu’nun istediği gibi “her şey çok güzel” olur, her yer günlük güneşlik olur, kuşlar öter, çimenler yeşerir ve martılar gülerdi.

    Kısmet!

  52. Burjuvazinin Nüfus Problemleri

    “Kapitalizmin krizler çağında egemenler için bir kriz daha peyda oldu; nüfus krizi! Doğurganlık oranlarının dünyanın birçok yerinde düşmesiyle birlikte ABD’den Çin’e, Rusya’ya, Avrupa ülkelerinden Türkiye ve Güney Kore’ye kadar pek çok ülkede burjuvazi alarma geçti. Doğum oranlarındaki düşüşün adeta bir felâkete işaret ettiğine dair demeçler veriliyor, oranı yükseltebilmek için türlü politikalar devreye sokuluyor. Düşük faizli krediler, arttırılan çocuk yardımları, uzatılan doğum izinleri, tüp bebek ve tedavi destekleri… Çocuk bezi satışının yaşlı bezi satışının gerisinde kaldığı Japonya’da, evlenmeye teşvik için bizzat kamu kurumları tarafından flört uygulaması dahi uygulamaya konuldu.

    Doğurganlık oranı kadın başına düşen canlı doğum sayısına göre hesaplanıyor. Kadın başına ortalama çocuk sayısının 2,1’in altına düşmesi nüfusun azalacağını, genç nüfusun sayıca yaşlı nüfusun gerisinde kalacağını gösteriyor. 2023 verilerine göre Avrupa’da bu oran ortalama %1,54, ABD’de %1,62, Çin’de %1, Türkiye’de ise %1,51 olarak gerçekleşti. Nüfus artış oranının bu denli düşmesi, her zaman genç nüfusa ihtiyaç duyan burjuvazi için büyük bir tehlikeye işaret ediyor. Savaş ve salgın hastalık dönemleri dışında belki de ilk defa doğurganlık oranları bu denli düşmüş, genç nüfusun azalması tehlikesi bu denli artmıştır. Trump doğurganlık oranlarındaki bu düşüşün Batı için Rusya’dan bile büyük bir tehlike olduğunu söylerken, Elon Musk bu tehdidin insanlık için küresel ısınmadan bile büyük olduğunu söyleyerek el yükseltiyor.

    Genç nüfus demek burjuvazi ve onun temsilcileri için ucuz ve yedek işgücü demektir, savaşa sürülecek kurşun asker demektir. Genç nüfusun yüksek olması bir yandan ücretlerin düşük tutulmasına imkân sağlarken diğer yandan da işsizliğin yani yedek işgücünün garanti altına alınması anlamına geliyor. Yaşlı yani üretim sürecinden çekilmiş nüfusu sırtında bir kambur olarak gören burjuvazi için genç nüfusun azalması emeklilik maaşını, yaşlıların sağlık ve sosyal güvenlik gibi giderlerini daha da büyük bir yük haline getiriyor. Hal böyleyken doğurganlık oranlarının yükselmesi, genç nüfusun yaşlı nüfusa oranının artması kapitalist sistemin efendileri için hayati önem taşıyor. Emperyalist paylaşımın kızıştığı, orduların büyütülmesine yönelik politikaların hayata geçirildiği bu dönemde genç nüfusun sayıca arttırılması ihtiyacı da büyüyor.

    Bu nedenlerle birçok ülkede nüfusu ve doğum oranlarını arttırmaya yönelik politikalar hayata geçiriliyor. Örneğin dünyanın ikinci en yüksek nüfusuna sahip olan Çin 2016 yılına kadar tek çocuk politikası izliyordu. 2016 yılında bu sayı ikiye, 2021’de ise üç çocuğa çıkarıldı. Ancak doğum oranlarında bir artış yaşanmadı. Dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri haline gelen Çin, artan işgücü ihtiyacını karşılayabilmek için çocuk başına vergi indirimleri, maddi destekler, gençlerin evlenmelerini teşvik için eğitim programları, doğum izinlerinin arttırılması gibi politikalar uygulamaya başladı. Avrupa’da da çocuk destekleri arttırılıyor, kadınlar için esnek ve kısa çalışma, doğum izinlerinin arttırılması gibi politikalar devreye sokuluyor. Sağlığın emekçiler için pahalı ve ulaşılması zor bir hizmet olduğu ABD’de, sigorta şirketlerinin hamilelik ve doğum hizmetlerini sigorta kapsamına alması zorunlu kılındı. Doğurganlık oranı Avrupa ortalamasının altında kalan Türkiye’de ise 2025 “aile yılı” ilan edildi. Gençlere düşük faizli evlilik kredileri verilirken, çocuk başına verilen paralar arttırıldı.”

    https://marksist.net/elcin-karaca/burjuvazinin-nufus-problemleri

  53. İki Harun ve İki Charles

    Karolenj Rönesansı’na öncülük eden Charlemagne’ın adaşı ve mirasçısı olan Charles Darwin gibiler başarılı olurken, Abbasi Rönesansı’nın öncüsü Harun Reşid’in torunları olan Harun Yahya gibi şarlatanlar neden o dönemin bile gerisinde kalmışlardır?

    Bu da “Tarihin Büyük Bir İronisi” midir?

  54. Bukalemunlar

    Sosyalizmin tarihine ve geçirdiği bütün bu değişimlere bakınca, onun ciddiye alınmaması gereken bukalemun bir ideoloji olduğu ortaya çıkıyor.

    Marks’ın ideolojisi Leninist otoriterliğe, oradan da Stalinist totaliterliğe “ilerledi”. Ardından Kruşçev ve Gorbaçov gibi Protestan “Reformcular” geldi. SSCB’nin çöküşüyle de geriye bir “Sosyal Demokrasi” ve nostaljik bir sol kültür kaldı.

    Tıpkı yalın bir Yahudi tektanrıcılığı olan Hıristiyanlığın, önce üç tanrılı Greko-Romen paganizmine, ardından Anglo-Sakson Protestanlığına, nihayetinde de Amerikan pop kültürünün ve Hollywood propaganda makinesinin bir ürününe dönüşerek tanınmaz hale gelişi gibi.

  55. Pipsqueak

    Bilim-Teknik bilimcisi bilge: “Anonim 08 Aralık 2025 at 19:52”
    Batı’da ticaret-bankacılık 11’nci yüzyılda başladı ve yerleşti. Bu dönemlerde Müslüman ve Hıristiyan tüccarlar karşılıklı saygı dolu mektuplar yazarlardı.
    Gerçeğe İKİ, akıl ve vahiy, yoldan varılmayı savunan İbn Rüşd’ın kitaplarının Avrupa’ya girişi yasaklanmıştı ama bu aydınlanma fikir hazinesini çakanlar kitapları karanlıkta gizlice sokarlardı. Aynı dönemde benzeri bir aydınlanma olan Modern Bilim Sicilya’dan Batı’ya “Her şey Allah’ın elinde” olarak geçti, Antik Grek tercümeler hakeza. Sizler gibi sonsuz bilgililere bilgi vermek beni utandırsa da, “HER ŞEYİ BİLEN” kavramından esinlenip “HER ŞEYİ BİLMEK MÜMKÜN” kavramına geçişi bilmiyorsanız en azından günümüzde bilim-teknisyen kuyruk sallayanları tanırsınız.
    Bilimci ve filozof Laplace (1749 – 1827), her dalkavuk bilimci gibi, coşkunluk içinde modern bilim becerilerini imparatoruna sunar. Hala eski emzikler dağıtan imparator sorar: Peki, bu beceride Tanrı nerede?
    Laplace, cevap verir: Artık o hipoteze gerek yok!
    Allah cahilliği başımızdan eksik etsin!
    Zaten daha önce Newton, Platon’un mükemmellik modeli gökyüzü tanrısını her an değişen yeryüzüne indirmişti. Biraz atlarsam, Batı’nın İş-İşçi bulma Üretim-Tüketim Tanrısı, daima değişenleri mantar gibi biten okullarda öğretir. Ama bu da yetmez, sürekli değişme devasa bir ticari üretim-tüketim olur!
    Doğal ki çok büyük beyinliler hemen İş-İşçi üretimine katılırlar. Önce ve başta işgüzar BEYİN EMEKÇİLERİ eski İş-İşçi emziği dağıtan Hıristiyanlığın sahte olduğunu ispat yoluna girdiler. Ama zamanla iş işten geçti ve tek kuru kelleler bu işe kafa yormaya devam ettiler.
    Daha önceki İş-İşçi yaratma kurum emziği fıkrası: Evvel zaman içinde, 12’nci yüzyılda, manastıra çekilmiş bir rahip Tanrı’ya gece gündüz dünyanın sırrını açıklaması için dua eder. Bir gün yemekhanede melek gelir ve “tamam Tanrı sana ya sırrı açacak ya da 100 milyar euro verecek”. Rahip hemen sırrı ister. Yemekhanedeki diğer rahipler olanı çakar ve sorarlar: “Peki, şimdi daha önce bilmediğin ne öğrendin?” Rahibin cevabı: “100 milyar euroyu almalıymışım!”
    “Anonim 08 Aralık 2025 at 19:52” 7-8 yüzyıl sonra Atatürk’ün karanlıkta olan Türkiye’ye getirdiği yeni emziği emiyor. Allah Türklere sarışın mavi gözlülüğü kazandıran Atatürkü kalplerde yaşatsın!
    Bir Uyarı: Benzeri İş-İşçi bulma Müslüman düşünürleri çoktan kaba Türklerin Orta Doğu’ya gelişiyle İslam bilimciliğini durduğuna can yanmaktalar. Kısacası, asıl olan “cahillik cennettir”!
    Allah cahilliği başımızdan eksik etsin!
    Batı olsun, Batılaşan taklitçiler olsun, enayilere ucuz bilgecilik ve emzikler dağıtmanın yararlarını iyi bilirler. Batı’da Devlet ve Kilise çoktan evlendi ve Bilim-Teknoloji-Endüstri devriminden sonra Kilise “canı senin, ruhu benim” atasözüyle ile işi kapattı.
    Ancak durum çok daha karışık. Şu an hem çok ciddi ve düşünmeye değer dine dönüş fikirleri olduğu gibi, kendim sonsuz dinsiz ve allahsız olduğum halde, çok beğendiğim ve saygı duyduğum dinci düşünürler var.
    Not: Hatta bazı ünlü Marksistler bile uzun bir süre önce aşkıncıların varılan düzeni eleştirilerinin çok daha radikal olduğunu kabullendiler.
    Her neyse, sonuç belli: Bilim-teknoloji sayesinde Üretim-Tüketim, İş-İşçi bulma ve kara cahil papağanlar üssel arttı.
    Allah cahilliği başımızdan eksik etsin!
    Olmuş bir olgu: Malay Takımadaları’nda araştırma yapan, fakir bir aile çocuğu Alfred Wallace, aynı evrim teorisini geliştirir ve Darwin’e gönderip ne düşündüğünü öğrenmek ister. Saray yakınlarından bir aileden gelen Darwin’in etekleri tutuşur. Hemen kendi kitabını baskısının daha önce yapılmasını sağlar.
    Wallace okur ve Darwin’e bir mektup yazar. “Evrim teorisine katılıyorum ama insana gelince çok daha dikkatli olmak gerekir. Ben çıplak vahşiler arasında yaşıyorum ve bu vahşiler bizim İngilizler kadar zeki” der. Darwin cevap verir: “Eğer mektubun senden geldiğini bilmeseydim çöpe atardım!”
    Belki çok bilgililer Wallace’ın SOSYAL boyuta dikkat çektiğini görmezler.
    Saray yakınlarında büyüyen Darwin, “HERKES BİRBİRİNE KARŞI, ALLAH DA HERKESE KARŞI” muhabbet tellalı! Kropotkin doğada “YAŞAM İÇİN KARŞILIKLI YARDIM” görür. Kropotkin çok daha açıkça ifade eder.
    Allah cahilliği başımızdan eksik etsin!

  56. Pipsqueak

    Gün Zileli Post author)14 Aralık 2025 at 09:00: Bu sitede sansür olmaz. ADMİN
    “Bukalemunlar 09 Aralık 2025 at 01:21” ender rastlanan ve çok değerli bir yorum ama bir şaşırtıcı tarafı beni bu cevabı yazmama dürttü.
    Şaşırtıcı olan yanı: “Tıpkı yalın bir Yahudi tektanrıcılığı…” pasajında ima edilen tektanrıcılık. Bence tektanrıcılık da çok güzel bir teşhis olan “Amerikan pop kültürünün ve Hollywood propaganda makinesinin bir ürünü…” Sanırım katılırsınız, TEK tanrıcılık gökten zembille yere inmedi.
    Gülmeyi sevdiğim için eklemeden geçemedim. Teknolojik Devrim’den bu yana YARATICILIK PARA kadar kıymetli oldu: Sanki, yaratıcı yaratıcıyı yaratmış!
    Bir sorun daha var: Medenilere özgü TEK olma saplantısı ya da TEK hastalığı.
    Olmuş bir olayla açıklayayım. Brezilya ormanlarında ilk defa çıplak vahşilere rastlayan TEK tanrılı Hıristiyanlar, Kilise’nin TEK başına rapor yazarlar: “Buradakiler geldiğimiz yerde aşina olduğumuz dogmatik sert mermerlere* benzemiyorlar, bitkilere benziyorlar: Ne desen, ‘olabilir’ gibi cevap veriyorlar ama maalesef ertesi gün sanki duymamışlar gibi aynı yaşamı sürdürüyorlar.”
    *Not: Mermerler sürekli didişen Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık, Hinduizm, Confüçyünism, Zerdüştçülük, Budizm, Manihaizm…
    Tabii, daha henüz doğmamış olan modern laik-seküler-bilimsel-sosyolojik-historik falan filan ideolojiler (“-izm”ler) adlı yeni dinler listeye dahil değil.
    Elektronik okul-televizyon-medya kazazedelerinin dedikoduları karşısında mermer olmamak çok zor. Tesellim bunun çok yaygın bir dert olduğunu bilmek. Şu an, içinden çıkılmaz bir çelişki içinde yaşıyoruz: Kıtlık ve azap çekmek insanı insan etti; bolluk ise dünya çoğunluğunu oluşturan, eski adı burjuva, orta sınıflıları elektronik-biyolojik mutanlar, titreşim ucubeleri etti.
    TEK tanrılılık konusuna dönersem, Eski Mısır’da Akhenaton bir örnek. Diğer yandan, TEK tanrıcılığı Mezopotomya’dan Eski Mısıra giren Hiksoslar getirmiş olabilir. Her halükarda, Henoteizm, Hollywood gibi enayilere eğlence çeşitliliği dağıtır ama dolaylı da olsa yardımcı olur. Özellikle de beni cevap yazmaya dürten Yahudilik örneği: Günümüzde adı Netanyahu olan, ünlü KISKANÇ TANRI Yahveh, Yahudilere “benden başka bir tanrıya ibadet etmeyeceksiniz” komutu verir. Yani Yahveh çok tanrılılığı kabul ediyor. Nitekim Netanyahu da Trump’ın başka bir tanrı olduğunu kabullendi.

  57. Pipsqueak

    Gün Zileli Post author)14 Aralık 2025 at 09:00: Bu sitede sansür olmaz. ADMİN
    “Resmi İdeoloji, Egemen İdeoloji 07 Aralık 2025 at 18:01” ile başlayan güzel kızla yatan “Anonim 08 Aralık 2025 at 16:51” ile biten yorumları yazan BİLGELER bende aşağılık duygusu yarattılar: Çok cahilmişim!
    Önsöze önsöz : “Zaman” aşağı yukarı 8-10 bin yıl önce doğdu. Daha önce zaman yoktu, evren(kozmos) vardı. 300 bin yıl önce de şimdiki sonsuz çoğunluk elektronik medya BİLGELERİ, AKILLI AKILLILAR doğdu.

    Önsöz: “Zaman” doğduktan sonra dönen dolaplar çizelgesi.
    HER ŞEY yaratan TANRILAR ve DEVLETLER Tarım Devrimi ile doğdu. 7 bin yıl sonra iş tamamlandı, mitler ruhsal dinlere sızdıysa da, HER ŞEY yaratan TANRILARIN başkanlar olduğu RUHSAL DİNLER doğdu. Bir 1.500 yıl sonra da diğer bir, bu defa AKLA dayanan, HER ŞEY yaratan FELSEFE doğdu. ASIL FELAKET bilinir ama emekçilik*, sağ/sol devrimcilik**, “-izmler” ve ideolojilerle örtüldüğünden gözden uzak gönülden uzak olur.
    Bu bağlamda bir uyarı ya da beni sonsuz şaşırtan bir gözlemimi aktaracağım: Bence bu sitede DEVLETLERİN İNSAN DÜŞMANLARI olduğu pek ciddiye alınmıyor. Bunu çok yerinde ve basit gibi algılanacak bir örnekle açıklayayım. Atom bombası ile taş yontması arasındaki tek fark: Taşı İnsan yontar, bombayı, dalkavuk ve alçak bilim-teknisyenleri yardımıyla, DEVLET yapar. Aslında ikisine ortak olan insanın maddeyi değiştirmekle yararlı kılması.
    *Emekçilik: Avrupa ülkelerinde yüzde yüz pez*evenk olan emekçi partiler.
    **Sağ/Sol Devrimcilik: DEVLETİ ele geçirme yolunu tutan sağ/sol devrimcilerin tek becerisi b*k aynı b*k sinek değiştirmek. Solda Çin ve daha önce Sovyet “komünistler” ve ufaklık piçleri. Sağda Faşistler ve Naziler ile piçleri.
    FELAKET NE? İnsan dahil tüm canlılar için YİYECEK mutlak gerekli. Hayvanlar ve bitkiler insan üretim/tüketim çılgınlığı kurbanları olmalarına rağmen idare ettiler. Ben insanım, o sınırlar içinde kalacağım. Tarım Devrimi ile doğan DEVLETLER (çok daha doğrusu PEZ*VENKLER) insan ile YİYECEK arasına girip etrafa dehşet saldılar.
    Bakalım sonsuz büyük beyinli ucube bilgeler nasıl buyurmuşlar.
    1. Bilge: “Resmi İdeoloji, Egemen İdeoloji 07 Aralık 2025”
    Eğer biraz beklerseniz sadece resmi ideoloji olan yerlerdeki DEVLETLER sizin gibi bilgelerin böyle önemli fark uyarılarını duyar, kendilerine çeki düzen verirler. Ama daha henüz politik-ideolojik-ekonomik-sosyolojik-teknolojik-filozofik vs jik jikler nedeniyle sizi dinlemeye hazır değillerse, siz öldükten sonra, okullara şükür, yerinizi alacak bilgeleri dinlerler. Onları DEVLET memurluğuna atar, enayi oyalamalarını kolaylaştırırlar. Her halükarda, DEVLET ölümsüzdür, ben ise biliyorum ki öleceğim. Sizler ise DEVLET noksanlıklarını bulup çıkararak okul kitaplarında yaşamaya devam edersiniz.
    Beni şaşırtan bir nokta, “Karıştırma” lafınız. Laik ve rasyonel bilgeler modernlik coşkunluğu içinde İDEOLOJİ kelimesinin DİN yerine kullandıklarının farkında değiller. Siz hem karıştırmış hem de ayıklayıp ayırmışsınız! Ne yardan geçmek ne de serden! Üstelik üç tek tanrılı dinlerde, Eyüp ile öğrendiğimiz masalının belirlediği gibi Yahudilikte, Hıristiyanlıkta MS 350 yıllarında İstanbullu Constantine, İslam’da 600 yıllarından sonra Muhammed Medine’de DEVLET ile DİNİ evlendirdiler.
    2. Bilge: “Anonim 08 Aralık 2025 at 14:38”
    Bu, birinci bilge gibi, uzaydaki kara deliklerden çok daha güçlü olan “DEVLET’İN işine akıl ermez” amentüsünü duymamış. İlk bilge, her türlü yeniliği geçmişte kucaklayan DEVLET’İN yeni bir yeniliği benimsemeyişine dert yanar. İkinci bilge, DEVLET ile DİN’İN çoktan evlendiklerinden habersiz. Bir Müslüman ülkede Medine’de inen ayetlerin DEVLET kurma ayetleri olduğunu bilmemesi çok ayıp, vallahi billahi. Hatta bir derin dinci çok ünlü tarihçinin “son 5 bin yıl insanlar ALLAH’A taptıkları inancıyla DEVLET’E taptılar” dediğini de duymamış.
    Biraz daha gülelim: Marksizm dini Türkiye’de solcu devrimciler arasında yayılırken ELİF ve benzeri “halk” cici bici isimleri üssel arttı. Elif Çekbaş, sitesinde Marksizm rahibesi. Belki bilirsiniz, bu kelimenin kökeni İbrani dilinde Aleph, mecaz olarak İLK anlamda kullanılır. Yani tüm dinler gibi ilk var ama sonu “bekle eşeğim yaz gelsin” Hele sitedeki diğer bir isim, Özgür Doğan. Haydi, inşallah olmuş ya da olacak! AMİN!
    Bu eliflik ineğinin sütünü sağan diğer bir İLK daha var: ELİF ŞİFUKS. Bu ELİF ruhsal İngiltere’de Mevlana-Sufilik-Kadıncılık-Ruhsal çorbası satıyor. Yeni düzeni izleyen izciler İngiltere ve Batı, Salman Rüşdi ve İsmail Kadare ve diğer benzerleri gibi ELİF ŞİFUKS’I da pompalamakta.
    Tıpkı Venezuela’ya barış için saldıran ABD faşist Trumpının k*çını yalamaya koşturan Avrupa-İsveç’inin pompaladığı Trump yalakası Venezuela muhalefet lideri María Corina Machado ötmesi: ‘ÖZGÜRLÜK mücadelemiz, BARIŞ mücadelesidir’
    3. Bilge: “Harun Yahya 08 Aralık 2025 at 15:32”
    Bu bir mantık hilkat garibesi ve battığı çamurda çırpındıkça daha çok batmış.
    Üç tek tanrılı din, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’da TEK TANRI, EVRENİ ve CANLILARI YOKTAN VAR ETTİ be mübarek! Evrim teorisi çıkıp dünyayı saralı, böyle çoktan laikleşmiş uyuşuklar konuyu anlamadan ve bilmeden işi sidik yarışına çevirdiler. Kestirme bir formülle işi bağladılar: “Eğer sevgili TANRIMIZ her şeyi yapmışsa, evrimi de o yapmıştır!” Maşallah, Maşallah! Allah bile ensesten kaçındığı için cennette medya artisti Hara YuhYa vb laik-dinciler için özel ısmarlama huriler yaratmış. Hadi çabuk gebersinler, hurilerle birleşip ruhsal bebekler üretsinler! Amin! Kim demiş “SADECE KAPİTALİSTLER VE KOPYASI MARKSİST KOMÜNİSTLER ÜRETİM TANRISINA TAPAR!”
    Bir mantık bilmecesi: “Yaratan” mı yoksa “Her şeye kâdir Yaratan” diyen dalkavuk bilge Hara YuhYa mı daha kadir?
    Seçtiğim cevap: Allah bu PARAYA tapanları BAŞIMIZDAN EKSİK ETSİN!
    4. Bilge: “Anonim 08 Aralık 2025 at 16:51”
    “evrim teorisine inanıp sosyal darwinizm’i reddetmek”
    Bu bilge, yukarıdaki basmakalıp çok şekerli enayi emziğini emdirenlerin okulundan mezun olmuş galiba. Ama aradaki fark sandığı gibi değil…:
    Evrim teorisinin sosyal içeriği var ve bunu Kropotkin ifşa etti.
    Her halükarda, nasıl Doğa Evrim teorisini kucaklamışsa, medyada bol bol dağıtılan seks-spor-süpermarket lokumlarından biri olan “güzel kızla” yatmayı kucaklamış. Bu seks sapığının kadını Marksist-Komünist-Konfüçyüsist Çin’in bol bol sattığı seks oyuncağı güzel kız olmalı.
    Fakat bu çok bilgili bilgenin bilmediği hem iyi hem de kötü bir haber var: Başta Komünist Çin, ardında ahlak ayıp donlarını yırtmalarına rağmen bir türlü çıkaramayan Batı, “Anonim 08 Aralık 2025 at 16:51” gibi EMEKÇİ seks sapıkları ve robotlarla yapay mutant üretimi tasarlamakta. Sapıklar ve robotlar, yapılan ısmarlamalara göre, seks içgüdüleri ve haz güdüsü olan veya olmayan yapay mutantları yapacaklar. Kapitalizmde SEÇENEK SEÇENEĞİ çok önemli!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2026 Gün Zileli

Theme by Anders NorenUp ↑