Aktüel siyasi gelişmeler üzerine ahkâm kesmekten hoşlanmam. Toplum öylesine kaotik bir yapı, siyasi güçler öylesine çapraşık oluşumların ürünüdür ki, ahkâmların yanlışlanması neredeyse kaçınılmazdır. Siyasi yapılar ya da siyasi yorumcular, buna rağmen her adımda yaptıkları tahlillerin yanlışlandığını görmezden gelip ortaya yeni tahliller atmaktan geri kalmazlar. Bunu, kendi varlıklarının bir vazgeçilmezi olarak görürler.
Oysa yakın gelecekte olacaklar hakkında “bilmiyorum” demek en doğrusudur. Çünkü karmaşık toplumsal ve siyasal aktüel gelişmelerin nereye varacağını bilebilmek için müneccim olmak gerekir.
Ben, bunun yerine, ortalıkta cirit atan yanlış bakış açılarıyla uğraşmanın daha yararlı olduğunu düşünürüm. Benim de hatalı görüşlerim vardır muhakkak. Biri bu yanlışlarımı gösterdiği zaman savunmaya geçmek yerine üzerinde düşünmeyi ve görüşümü düzeltmeyi tercih ederim.
Bu yazımda, son günlerde gördüğüm iki yanılgı üzerinde duracağım. Bunlardan biri, Kılıçdaroğlu’nun “birilerinin adamı olduğu” için böyle davrandığıdır.
Diğeri ise, Abdullah Öcalan’ın, “partilerin kapılarını balyozla kırarak demokrasi olmaz” diyerek iktidarın uygulamalarına karşı yıllardır ilk kez tavır alması karşısında, bunun Öcalan’ın bir manevrası olduğunu belirtip, onun geçmişteki özgürlük düşmanı uygulamalarına vurgu yapmaktır.
Kılıçdaroğlu’nun “birilerinin adamı” olduğu için böyle davrandığıyla başlayalım. Kılıçdaroğlu’nun gerçekten akıl sır almaz tutumunu ve fütursuzluğunu izah etmek için insan aklı hemen kolay izahatlara başvuruyor. Kafa böyle çalışınca da hemen buna ilişkin “kanıtlar” ortaya dökülüyor. Ben bu kanıtların fuzuli işgal olduğunu düşündüğümden neler olduklarını bile buraya taşımayacağım.
Oysa bunların hiçbiri geçerli değil. Ya da şöyle diyelim: Bu “ayan beyan kanıtlar” yıllardır biliniyordu da neden şimdi ortaya döküldü. CHP’nin lideriyken bu tür laflar yine vardı belki ama kimseye inandırıcı gelmiyordu. Ne zaman Kılıçdaroğlu, gerçekten iktidarın ya da devletin aparatı gibi davranmaya başladı, o zaman bunlar da “inandırıcı kanıtlar” olarak ortaya döküldü.
Kimse, Kılıçdaroğlu’nun davranışının ardındaki iktidar hırsının üzerinde bir saniye bile düşünmüyor. Oysa basit gerçek budur. Kılıçdaroğlu, CHP’de iktidarını kaybedince onu yeniden ele geçirmek için her türlü aracı kullanmaktan çekinmedi ve böyle bir yola girince de artık geri dönüşü mümkün olmadı.
Ben daha da ileri gidip, geçmişteki bütün siyasi olaylarda iktidar hırsının ve güdüsünün belirleyici olduğunu söyleyeceğim. İktidar hırsı ve güdüsü iktidar sahiplerinin ya da adaylarının elinde tehlikeli bir patlayıcıya dönüşür. Kılıçdaroğlu’nun akıl almaz tutumunun bundan başka bir izahı yoktur.
Gelelim Öcalan’a. Öcalan’ın daha başından, özellikle de örgüte Bekaa’da fiilen önderlik yaptığı dönemdeki kötülüklerini, insanlara uyguladığı zulmü ben de biliyorum. Ayrıca Öcalan, yakalandığı dönemden beri, yani 25 yılı aşkın zamandır her dönemeçte AKP iktidarına destek vermiştir.
İyi ya, böyle birinin yukarda sözünü ettiğim beyanı, bırakın bu beyanı küçümsemeyi ya da buruşturup bir kenara atmayı, çok büyük önem taşımaz mı? Her şey bir yana bu, iktidar cephesinin çatır çatır çökmekte olduğunun bir iktidar virtüözü olan Öcalan’ın ağzından ilanı değil midir? Öcalan’ın geçmişteki suçları, onun bugün söylediği hakkaniyetli sözlerini elimizin tersiyle bir kenara itmemize neden yol açsın?
Gün Zileli
26 Mayıs 2026
CHP’nin bu mücadeleyi sürdürme kapasitesi yoktur
Erdoğan’ın bu saldırısını Marksist analizden bağımsız, sanki salt bir hukuk meselesi veya “demokrasi-otoriterlik” ikiliğiymiş gibi ele almak, yanıltıcı bir resim ortaya koyar. Çünkü CHP, “demokrasinin kalesi” olarak sunulamaz:
Birincisi, CHP yapısal olarak emperyalizmle iç içedir. CHP lideri Özgür Özel, Mart 2025 protestoları sırasında CNN’e verdiği röportajda “NATO ile güçlü bir ittifakı ve Batı ile entegrasyonu destekliyoruz,” demekten çekinmemiştir. Gazze’deki soykırımın ve Ukrayna savaşının arkasındaki güç olan NATO emperyalizmini savunan bir partinin demokratik hak savunucusu rolüne soyunması derin bir çelişkidir.
İkincisi, CHP kitlesel hareketi frenlemektedir. WSWS’nin Mart 2025 analizinde belgelendiği üzere, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından patlak veren kitlesel protestolar CHP liderliğini korkuttu. Özel, yüz binlerce kişiyi adliyeye yürütmeyi vaat edip bu vaadinden vazgeçti; çünkü kitlelerin devletle doğrudan yüzleşmesini istemiyor, hareketi seçim kanalına yönlendirmeye çalışıyordu. Bir siyasi liderin, kurultayına yapılan saldırıdan çok, saldırıya karşı bağımsız harekete geçebilecek olan işçi sınıfından korkması oldukça açıklayıcıdır.
Üçüncüsü, CHP de belediyelerinde “sınıfa karşı sınıf” tutumu sergilemektedir. WSWS’nin analizi şunu saptamaktadır: CHP, yönettiği belediyelerde işçi grevlerine şiddetle karşı çıkmakta, kemer sıkma politikalarını uygulamakta ve özünde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile aynı sınıfın çıkarlarını temsil etmektedir.
https://www.wsws.org/tr/articles/2026/05/21/zfut-m21.html
Görünüşte Kılıçdaroğlu/Özel kavgası,
Özünde ise sistem içi bir hesaplaşma;
Türk-İslam-Kemalizm üçgeninin yansımasıdır.
Ortak noktaları T.C.’nin bekasıdır;
T.C.’nin bekası ise Kürdistan düşmanlığıdır.
Hangisinden yana olursanız olun,
Sonuçta devlete hizmet etmiş olursunuz.
Aynı oyun, farklı aktörler:
Dün A. Hamid – İttihat,
Bugün Tayyip – CHP.
Kürdler bu kıskaçtan kurtulup kendi bağımsız ulusal çizgisini kurmalıdır.
“İşçiler, emekçiler, emekliler, çiftçiler, kadınlar, gençler bu iktidardan uzaklaşıyor. Ne var ki karşılarında ezilenlerin çıkarlarını savunan güçlü bir siyasi yapı görememeleri ve böyle bir yapı tarafından tutarlı bir politik çizgide harekete geçirilmemeleri onları büyük ölçüde pasif bir konuma hapsediyor. “Demokrasi için seferberlik”ten dem vuran Özgür Özel, halkın üzerine düşeni yaptığını söylüyor. Bu aslında faşizme karşı mücadelede üzerine düşeni yapmayanın bizzat CHP yönetimi olduğunun Özel’in ağzından itirafıdır. Burjuva muhalefetin kendine biçtiği misyon, CHP’nin haftada iki kez düzenlediği mitinglerde birkaç bin kişinin boy göstermesinden ve sandıklar kurulduğunda halkın gidip “yurttaşlık görevini” yerine getirmesinden ibarettir. Ancak bu şekilde faşizm asla yıkılamayacağı gibi hileli seçimleri bir meşruiyet aracı olarak göstermeye ve muhalefet alanını daha da daraltmaya devam edecektir. Emekçi kitleler önayak olunduğunda gerçekten de cesaretle mücadele alanlarına akmaktadırlar. Polis gazına, copuna rağmen sürdürülen işçi direnişleri, 1 Mayıslar, çiftçilerin, kadınların, öğrencilerin eylemleri bunun somut göstergesidir. Fakat CHP de, sendika yönetimleri de, ön almak bir yana mücadeleyi dizginlemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. İşin özü, faşist rejim karşısında işçi sınıfı ve tüm ezilenler açısından iş başa düşmektedir: kendi gücüne güvenerek bağımsız sınıf çıkarları temelinde örgütlenmek ve kenetlenmiş bir şekilde mücadele etmek! Bunun için kuşkusuz sınıf devrimcilerinin yol göstericiliği yakıcı ihtiyaçtır.”
https://marksist.net/ilkay-meric/kan-kaybeden-rejimden-pes-pese-kilic-darbeleri
Cesaretli insanların dedikodusunu yapmak yerine insanlığa Evren’e faydalı yaratıcı diye bileceğimiz bir yazı yazsaydın.
İktidar hırsı dışında siyasal analiz için elimizde başka kavram yok gibi yazmışsınız, ilk bölümüne dair diyeceğim bu. Bu haliyle, kaba Marksistlerin her şeyi ekonomiyle açıklamaları gibi olmuş, illa her şeyi açıklayacak kocaman bir kavrama ihtiyaç duymak niye? Kılıçtar elbette iktidar hırsına sahip ama bütün olup biteni bununla açıklamak çocuksu ölçüde nahif..
Öcalan konusundaysa: Bugün paylaştığınız saptaması, CHP’ya dair durumun geldiği nokta itibariyle çoktan aşılmış ve elbette “hayır haksız” denmesi de olanaklı olmayan basit bir saptamadan ibaret. Yani açıklamasına dair mesele, Öcalan’ın siyasal sicili değil, ortalamanın üzerine çıkmayacak bir açıklamayla ortalamanın üzerine kısa bir sürede çıkmış bir siyasal durumu açıklamaya/geçiştirmeye çalışması.. Elbette şu an fazlasını ondan beklemek de saftiriklik olurdu ama diğer taraftan DEM heyetinin bayramda Özel ile görüşecek olması dahi başlı başına ve şaşırtıcı ölçüde olumlu.. (zira DEM ve Öcalan bir süredir iktidar -dairesi içinde bir iletişim- partneri konumundalar)
Merhaba Gün Hocam…
“Yakın gelecekte olacaklar hakkında..” Söz söylemek gerçekten de zor ve söylediğiniz gibi neredeyse yanlışlanması kesin “nafile” bir çaba gibi duruyor… Fakat buna rağmen sağlam bir ideolojik temel, geniş bir siyasal ufuk ve bunlara dayanan sezgisel yeteneklerle (kimleri tarif ediyorum ben…? 🙂 ) yine de öngörülü bir dizi yorum yapabilmek mümkündür diye düşünüyorum…
İçinden geçtiğimiz süreçte bence esas belirleyici olacak şey “görevden el çektirilen” CHP yönetiminin göstereceği reaksiyona bağlı olacaktır…
Yani bu “uygulamalar” kitlelere ve kamuoyuna parti içi klikler arası çekişmenin “mahkemede” “karara bağlanması” olarak kabul edilip yansıtılarak geçmiş davaya konu olay (?) olmaksızın yeni bir kongre süreciyle herşeyin düzeleceği tutumu takınmak esası itibariyle “parti içi iktidar” sorununu çözer…
Oysa sorun genel iktidarın değiştirilmesi sorunudur… Yaşanan olaylar geniş toplum kesimlerinde bir rahatsızlık, öfke ve mücadele azmi yaratıyor… Bu öfke ve tepki sistemin görev ve yetki alanları açıkça belirtilmiş kurumlarının işlevsizleştiğini görmeyi daha da kolaylaştıracak sorgulamalara kapı aralıyor…
CHP’nin “çıkmazı” da burada başlıyor… Kendisi müesses nizamın bir unsuru olarak sistemin ikiyüzlü bir varoluşa muhtaç olduğunu, bugün yaşananların da buna bir örnek oluşturduğunu propaganda edemiyor…
Öcalan’a gelince… “bir iktidar virtüözü” olarak söyledikleri pekala da “CHP içindeki kliklerin uyguladığı yönteme ilişkin bir değerlendirmedir..” denilip geçilebilecek şeyler değil midir….?
Sonuç olarak… Toplumsal olarak hareketli günlerden geçiyoruz… Kitlelerin birçok nedenle haklı öfke ve tepkilerini dışa vurdukları, yer yer sokağa çıktıkları bir dönem ve ne yazık ki böyle bir dönem Türkiye’deki Devrimci Marksistlerin yeterince kitleleri kucaklayamadığı toplumsal tepki dinamiklerinin CHP ile düzen sınırlarında tutulacağı bir dönem olacak gibi görünüyor….
“İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından patlak veren kitlesel protestolar CHP liderliğini korkuttu.” Çok doğru bir saptama. CHP mitingleri gelişen kitlesel hareketi çember içine almaya yönelikti ve yaptılar da.
Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan ve DEM Parti Özgür Özel’in CHP’sinden yana
Bahçeli’nin kankası Öcalan her zamanki gibi Kürtlere “Kürtlük ve milliyetçilik” yapmayın, Türkçü devlete hizmet edin demiş. CHP meselesinde de Özgür Özel tarafını seçerek “demokrasi havarisi” kesilmiş.
Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan:
“Orta Doğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Orta Doğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz. … Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur.”
İinsanların kökenlerine vurgu yapmak tipik ırkçılıktır…
Herkesi “Anti-Semitizm”le suçlayan Siyonist İsraillilerin çoğunun aslen “Ortadoğulu Semitik”ler olmadığını söylemek, yani onların “sarışın mavi gözlü Avrupalı” kökenlerine vurgu yaparak yalanlarını teşhir etmek de ırkçılık mıdır o zaman?
“Haiti halkı günümüzde Fransızca kökenli bir dil konuşur; ancak bundan, ezici çoğunluğu zenci olan bu halkın ırkça Fransız olduğu sonucunu çıkarmak kimsenin aklına gelmez.” (Yanlış Cumhuriyet, S. Nişanyan)
Türkiye halkı günümüzde Orta Asya kökenli bir dil konuşur; ancak bundan, ezici çoğunluğu Anadolu-Balkan-Kafkas kökenli olan bu halkın ırkça Orta Asyalı (çekik gözlü) olduğu sonucunu çıkarmak – aklı başında olan – kimsenin aklına gelmez.
Göçmen düşmanı Trump’ın kendisi göçmen torunu, muhterem zevcesi de Slovenya göçmeni. Ama bunu sakın dillendirmeyin yoksa ya “ırkçı” olur, ya da ICEtapo tarafından sınırdışı edilirsiniz!
Irklara ve kökenlere kafayı takmak ırkçı bir eğilime işaret eder.