Yine benim “Stalin takıntısı” içinde olduğumu düşüneceksiniz ama aile ve akrabalık ilişkilerinin sanıkları çökertmekte nasıl kullanıldığına ilişkin en bariz örnekler, üzgünüm ama yine Stalinist rejimlerde göze çarpıyor.
Stalin, Moskova Yargılamalarını organize etmeden kısa süre önce “cezai sorumluluk” yaşını, dünyada örneği görülmemiş bir biçimde 12’ye indiren bir yasa çıkarttı. Yani, 12 yaşındaki bir çocuk bile, yetişkin bir insan gibi aynı cezaları alabilecek ve idam edilebilecekti. (“Rolland… Sovyet basınında 7 Nisan 1935 tarihinde aktarılan on iki yaş üzeri çocukların ceza yasası kapsamında olduğu ve küçüklerin de infaz edilebileceği haberini kavramakta güçlük çektiğini ifade etti. Roland’ın yirmi dakika boyunca konuşmasına olanak tanıyan Stalin yanıtlamak için izin istedi. ‘Çocuk suçlulara yönelik ölüm cezası tehdidi oluşturan bu baskıcı yasayı geçirmek zorundaydık’ dedi. ‘Aslında, bu yasa uygulanmayacak. Umarım uygulanmayacak.. Elbette uygulanmayacağını açıkça itiraf edemeyiz; arzulanan etkisi, gözdağı verme etkisi yok olur.” (S. Kotkin, Stalin-2, çev: Ali Selman, İletişim, 2025, s. 400), ) (Bold kısım yazıya sonradan eklenmiştir, GZ) Rejim, bu korkunç yasayı, aç çocukların buğday taşıyan trenleri yağma etmesinin önüne geçmek gerekçesinin ardına saklamaya çalıştı. Öyle bile olsa, bu da korkunç bir şeydi, bir çocuğu açlık nedeniyle tren yağmaladı diye asmak olacak şey değildi ama bu görünürdeki gerekçeydi. O çocuklar zaten, çoğunlukla yakalandıkları an yerinde infaz ediliyorlardı. Esas amaç, Moskova yargılamalarına çıkarılacak sanıkları çocuklarının hayatıyla tehdit etmekti. Nitekim, Stalin, Kamenev’e, eğer itirafta bulunmazsa oğlunun da kendisiyle birlikte yargılanabileceği yönünde haber yollamıştır Yejov aracılığıyla. “Söyle ona, oğlunun Stalin ve Voroşilov’un arabalarının geçtiği yerlerde gözlemlerde bulunduğu yönünde kanıtlar var” diye eklemiştir.
Yejov, her sorgucunun sorgu sırasında, yeni ceza yasasının çocukların ceza yaşının 12’ye indirildiğini belirten maddesinin bulunduğu sayfanın açık tutulmasını istemiştir. Bazı durumlarda bu tehdit daha da belirgin hale getirilmiş ve sorgucu sorguladığı ana ya da babanın önünde telefonu açıp çocuklarının tutuklanması emrini vermiştir. Bu elbette blöftür. Aynı, “seni asmaya götürüyoruz” diyerek sanığın gözlerinin bağlanması ve koridorlarda yürütülmesi gibi.
Sorgularda sanıkların eşlerine ve çocuklarına duydukları sevgi çok kullanılan bir şeydi: “Kendini düşünmüyorsan onları düşün” gibi. Dahası, adamın karısını tutuklayıp ondan ifade alarak bu ifadeyi onun çözülmesi için kullanmak da bilinen bir yöntemdi. Örneğin, bütün şantaj ve işkencelere direnen Smirnov sonunda karısının itirafını kabul etmek zorunda bırakılmıştır.
Yurt dışındaki birçok Sovyet görevlisi, ülkeye döndüklerinde idam edileceklerini bildikleri halde, sırf ailelerine zarar vermemek için “ülkeye dön” çağrısına uymuşlardır. Çünkü Sovyet Ceza Yasası’nda “vatana ihanet eden görevlilerin ailelerinin de sorumlu olacağına” ilişkin bir madde bulunmaktaydı. (Yazıya sonradan ilave edilmiştir. GZ)
Kısacası, bu tür yargılamalarda eş ve çocuklar sanıklar üzerinde en büyük şantaj aracıydı ve oldukça etkili olmuştu. Bunun ötesinde, iş “adli menfaate” geldiğinde, geleneksel aile bağlarına karşı olduklarını iddia eden bu rejimler kadar aile bağlarına önem veren ve bunları kullanan rejimler yoktur. Örneğin, 1953’te Çekoslovakya’daki Slansky yargılanmaları sırasında tutuklanan Arthur London’un karısı, çıkıp kamuoyu önünde kocasını “halk düşmanı” ve “hain” olmakla suçlayan bir beyanda bulunmak zorunda bırakılmıştır. Sovyetler Birliği’ndeki Kızıl Ordu tevkifatlarında da buna benzer uygulamalar vardır.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in dünkü açıklamalarında, tutuklanan sanıklara “eşini ve çocuğunu düşün” tehditlerinin yapıldığını duyunca bunlar geldi bir anda aklıma. Bizde elbette Sovyet blokundaki gibi doğrudan hayatlar (idam) söz konusu değil ama sanığı çökertmek için aile bireylerine (eş ve çocuklar) duyulan sevginin istismar edilmesi ve bir tehdit haline getirilmesi aynı iğrenç polisiye bakışın ürünü.
Gün Zileli
15 Ağustos 2025
Silivri, Türkiye’nin “gulag”ı mı?
siyasi tutuklu hapishanesi ama Gulagla benzerliği yok. Gulag mahkûmları bedava emek olarak çok zor koşullarda zorla çalıştırılır ve ölürlerdi. Hayatta kalanalara da “köle” anlamında “zek” denirdi.
Sayın “pipsqueak” (10 Eylül 2025 at 20:15),
ŞUNU YAZMIŞSINIZ: “Ben sizin sürekli olarak beni makaraya aldığınızı düşündüm. Benimle ısrarla dalga geçtiniz.”
CEVAP: Hayır; sizi “makara”ya hiçbir zaman almadık, dalga geçmedik. Sizin yazdıklarınız gayet ciddi. (“Ciddiyet”; yer yer iğneleyici bir üslup ile, yer yer nükteli bir üslup ile aktarılabilir. Siz; iki yolla da aktarıyorsunuz. Zaten düpedüz, tatsız-tutsuz, yavan, kuru kuru aktarsaydınız; belki de kıymetini yitirirdi. Hindistan’daki “ashram”larda “sadhu”lar ve “aghori”ler de sizin benimsediğiniz üsluplara yakın üsluplar ile anlatırlar meramlarını; yer yer iğneleyici, yer yer nükteli.)
ŞUNU YAZMIŞSINIZ: “Guy Standing’in ‘Precariatlar’ kitabında da aynı şeyleri gördüğümü söylersem benimle alay edersiniz.”
CEVAP: Siz de “precariat”sınız, ama bunu henüz anlayamadınız!
ŞUNU YAZMIŞSINIZ: “Çok sevdiğim bir anlatı: Bir Zen toplantısında bir mürit ‘her şey illüzyon’ der. Pir diğer bir öğrenciye döner ‘şunun kafasına vur’ der. Farkımız basit ama aşılmaz bir uçurum. Ben, sizi ve Guy Standing ve solcu devrimcilerin Kapitalizm bolluk illüzyonu içinde yaşadığını; siz benim ‘gerçek’ dünyadan kopmuş bir salak olduğumu düşünüyor ve doğru yola sokmak istiyorsunuz. Her ikisinin de altında yatan gerçek dünya aynı! Siz doğayı doğa kaynağı, insanı insan kaynağı edenlerin dünyasındasınız; ben onu iğrenç buluyor ve tiksiniyorum.”
CEVAP: Şu “illüzyon” meselesini size tane tane izah ettik, ama hep sizle “makara” geçtiğimizi sandınız! Edward Bernays ve onun ardından gelen reklamcıların kurdukları tuzaklara siz de düşüyorsunuz; kıymeti bilinmeyen Jean Baudrillard’ın “Simulacra and Simulation (1981)” uyarısını size defalarca hatırlattık, umursamadınız! Sizin “iğrençlik ve tiksinti” hissetmenizi burada yazmanız bile reklamcıların tasarladığı ve size sunduğu “rahatlama (healing)” seçeneklerinden sadece biri! Siz tehlikenin büyüklüğünü henüz anlayamamışsınız! (“Nihilizm”i unutmayın!)
ŞUNU YAZMIŞSINIZ:
“– Önünüzde bilgisayar yok ama görüyorsunuz: İllüzyon! Kafayı yemişsiniz!
– Önünüzde bilgisayar yok ama görüyorsunuz: İllüzyon değil! Sonsuz faydalı enayi bilim adam ve kadınları beyninizin oksipital lobunu kurcalıyor. Bilim-tekniğe şükür, aslında, kafayı yememişsiniz!
– Önünüzde bir bilgisayar var ve görüyorsunuz: Sonsuz güçlü faşist ruhlulara şükür hem gerçeği görüyorsunuz, hem de kafayı yememişsiniz!”
CEVAP: “Bilgisayar”, “yapay zeka (artificial intelligence)”, “veri tabanı”, “YouTube”, “Instagram”, “TikTok”, ve benzerleri sadece ama sadece birer “platform”, birer “vehicle”, birer “iletim & aktarım aracı”. Siz bütün bunlara gereğinden fazla önem atfedip kendi kendinizi üzüyorsunuz. Size defalarca hatırlattık: Öfkenizi bu platformlara yönlendirmek boşuna. Öfkenizi; “insanların niyetleri”ne yönlendirmenizi tavsiye ediyoruz. Kabahati, “Edward Bernays”in ardından gelen reklamcıların niyetlerinde arayınız!
ŞUNU YAZMIŞSINIZ: “Hâlâ sonsuz defa sorduğum ama cevabını almadığım bir soru: Neden yürümek otomobilden daha hızlı? Henüz ateşli SOSYAListlerden bir cevap yok!”
CEVAP: “Sosyalistler”le yıllardır biz de kavga ettik, çoğu (lütfen ifademizi mazur görünüz) “kalas” kafalı idi. Aralarında; ruhu derin birkaç kişi vardı, ama onlar da sizin gibi göze batmamayı tercih ediyordu, büyük beyinlilerin diyarından hiç hoşlanmıyorlardı. “Sosyalistler”den cevap beklemeye devam edebilirsiniz elbette, ama pek umutlu olmayınız.
Eğer başka tavsiyeler vermemizi isterseniz, size:
• Mimar ve felsefeci “Paul Virilio’nun (1932-2018)” 1977’de yazdığı “Speed and Politics: An Essay on Dromology (Hız ve Politika: Dromoloji Üzerine Bir Deneme)” adlı kitabını öneriyoruz.
• Antropolog “Marc Auge’nin (1935-2023)” 1995’te yazdığı “Non-Places: Introduction to an Anthropology of Supermodernity (Yer-Değiller: Üstmodernite Antropolojisine Giriş)” adlı kitabını öneriyoruz.
Marc Auge’nin bir başka kitabı; 2001 yılında yazdığı “Les Formes de l’oubli (Unutma Biçimleri)”ni öneriyoruz.
• Yine bir diğer felsefeci “Byung-Chul Han”ın 2020’de yazdığı “The Disappearance of Rituals: A Topology of the Present (Ritüellerin Yok Oluşuna Dair: Günümüzün Bir Topolojisi)” adlı kitabını öneriyoruz.
“Paul Virilio” da, “Marc Auge” de, “Byung-Chul Han” da sizin sorunuza %100 açık ve net cevaplar veremez, sadece size yardımcı olabilirler.
ŞUNU YAZMIŞSINIZ: “Yenilik dürtüsü akıldışıdır! Akıldışıdılık kaçınılmazsa da, karşıtından ayırt edilemez. Tabii, şarlatanlar ayırt edebileceği becerisini medenilere sattılar ve satıyorlar! Mızrakdan ok ve yaya geçişi, uzayı dürbün gibi, kısaltmada daha etkili olduğu halde, Avustralya’ya girdiğinde bazı yerliler istemedi.”
CEVAP:
“Eskilik” / “Yenilik”,
“Akıldışılık” / “Akılcılık”,
“Modernlik” / “İlkellik”,
“At arabası” / “TESLA elektrikli, self-driving car”,
“Mızrak” / “Silahlı, insansız hava aracı (drone)”
“‘Negro’lar & ‘Nigger’ler & ‘Nigga’lar kötüdür”,
“Sarışın ve beyaz tenliler iyidir”,
Ve benzeri…
Ve benzeri…
Ve benzeri…
Bütün bunlar, artık, birer “alım-satım objesi”. Yani, bütün bunlar (özetle) “piyasada alınıp satılabilen birer ürün” hâline dönüştürüldü. Siz de yazılarınızda “para kazanma hırsı”nın hegemonyasından bahsediyorsunuz. Avustralya’ya gittiğinizde şunu göreceksiniz; oradaki “yerliler” bile yaşadıkları mekânı bir para kazanma yöntemi olan küçük butik otellere dönüştürüp para kazanma amacında artık. “İlkellik” eğer para getiriyorsa değerlidir, eğer para getirmiyorsa “flush it (!)”
“İlkeller” için bile aslolan “para” artık. Çünkü onlar da “precariat”!
“Precariat”, bir ideoloji değildir.
“Precariat”, günümüzdeki köleliktir! Siz ister beğenin, ister beğenmeyin; siz de “precariat”sınız sayın “pipsqueak”!
https://gercekgazetesi1.net/uluslararasi/fransa-ayakta
“Ulusal, siyasal, toplumsal bir iddiası olanlar örgütlenir. Örgütlenmeden, mücadele yürütmeden, çaba harcamadan bir “iddia” sahibi olduğunu söyleyenler sadece gevezelerdir.”
https://x.com/serhadmerdini/status/1967135650622431618
11 Eylül vs 15 Temmuz:
https://www.youtube.com/watch?v=rTt96XbxMHs
(NOT: Sabrınız ve ifade özgürlüğüne verdiğiniz önem için çok teşekkürler sayın Zileli.)
Sayın “pipsqueak” (13 Eylül 2025 at 19:49),
ŞUNU YAZMIŞSINIZ: “Günümüzde iki çeşit insan var; kafese alınanlar, kafese alanlar. Guy Standing ve benzeri Fransız sosyal bilimciler kafesin nasıl yapıldığının anlatım profesörleri. Bunlar, Marks gibi, DÜNYA SARAYLARINA daha yakın olduklarından kafesi iyi bilirler.”
CEVAP: Öncelikle; Guy Standing “Fransız” değil, “İngiliz”. Diğerlerinin de “hepsi” Fransız değil. Şuna dikkat etmelisiniz: Siz, size uyarı mahiyetinde verdiğimiz isimlerin (örnek: “Guy Standing” ve diğerleri) yaptığı “uyarılar”a dikkat etmiyorsunuz. Burada, siz; sadece ama sadece (spesifik olarak & salt & “only”) bu “isimler”in sizin zihninizdekilere yakın olup-olmadığına bakıyorsunuz. Böyle olunca; konuyu rayından çıkarıyorsunuz, ve (sadece & salt & “only”) “isimler” arasında bebeksi, çocuksu, banâl banâl, taş fırlatmak için bahaneler sıralayan çekişmelere dönüştürüyorsunuz. Sizin bu yaptığınıza; (‘latince’de) “ad hominem” denir. Yani (özetle); meseleler (“muhteva”lar) ile ilgili konuşmaktan uzaklaşıyorsunuz, sadece (salt & “only”) “isimler”e taş fırlatıyorsunuz. Size defalarca hatırlattık: Öfkenizi; insanların “niyetleri”ne yönlendirmenizi (örnek: Edward Bernays’in ardından gelen reklamcıların “niyetleri”ne yönlendirmenizi) tavsiye ediyoruz. Ama hiç umursamıyorsunuz, hâlâ “ad hominem” yapmaya devam ediyorsunuz!
Belki şaşıracaksınız ama yine de öğrenin, belki anlarsınız:
“Kurukshetra Savaşı”nın tam ortasında, Krishna, Arjuna’ya, “Bu dünyanın ne demek olduğu”nu izah ederken; sizin de işaret ettiğiniz “kafesin nasıl yapıldığı”nı anlatıyordu. Krishna’nın; ne “Marx” ile bağı var, ne de “saray dalkavukluğu” ile bağı var, hiçbiriyle bağı yok. Ve, Krishna; “profesör” değildi, hâttâ “Fransız” bile değildi! “Kurukshetra Savaşı” ise; (henüz adı bile konulmamış) “Yahudilik (din & religion)” doğum sancıları çekerken, çoook uzak bir coğrafyada geçtiği anlatılagelen (“narrating a mythological warfare”) bir savaştı. Size; “en erken & en eski mitolojik olaylardan biri”ni (yani “Kurukshetra Savaşı”nı) hatırlattık, belki anlarsınız diye! Lütfen darılmayınız ama, siz de bazen cahil gözüküyorsunuz sayın “pipsqueak”. Ama olsun, üzülmeyiniz. Size taş fırlatmaktan hoşlanmıyoruz. Büyük beyinlilerin diyarında, biz de en az sizin kadar sinirliyiz. Lütfen; (sadece & “only”) “isimler”le uğraşmayı bırakınız, “muhteva”lar ile ilgili konuşmaya odaklanınız. Sizin gibi tecrübeli birine bu yakışır.
ŞUNU YAZMIŞSINIZ: “İlkeller hakkında bilginiz karikatürümsü ve banâl. Bir örnek: İyi kalpli sosyal bilim profesörlerinin büyük beyinlerinden fışkıran: Eğer ilkeller değişirse, KÜLTÜRLERİNİ KAYBEDİYORLAR; biz medeniler değişirsek, İLERLİYORUZ!”
CEVAP: “İlkeller” hakkındaki bilgimiz ile ilgili ithamlarınız (ve yer yer, zaman zaman kullandığınız) “derogatory & pejorative” sıfatlar; yanlış. Kıyaslamak gibi olmasın ama; “ilkeller” hakkındaki bilgimiz sizden çok fazla ve nitelikli. Lütfen hakkımızda bilmediğiniz konularda ahkâm kesmeyi bırakınız (bu; “şantaj & tehdit” değildir, sadece “tavsiye”dir).
Günümüzde; ilkellerin “kültürlerini kaybettikleri” doğru bir tespit. Fakat “doğru” olan her şey; bunların otomatikman “iyi veya kötü” olduğu anlamına gelmiyor. Yani; “doğru” olan her şey, daima “iyi veya kötü” değildir. Mantık silsilesini ıskalamayınız, siz tecrübeli birisiniz sayın “pipsqueak”!
İlkellerin kültürleri “büsbütün” kaybolmuyor; “syncretic” & “eclectic” hâle geliyor. Yani (özetle); ilkellerin kültürleri “pure (katıksız, un-touched, un-cleaned)” değil, ve “pure (katıksız, un-touched, un-cleaned)” kalması da imkânsıza yakın.
Kalbiniz kırılmasın ama: Eğer “ilkeller”i yüceltmeyi siz kendinize gaye edinmişseniz; yanlış yapıyorsunuz. Çünkü bu “yanlış”ı yaparak; aslında “medeniler”in size kurduğu tuzaklara düşüyorsunuz! Farkında değilsiniz! Bu konuda neredeyse hiç tecrübeniz yok! (Umarız ne demek istediğimizi anlarsınız! Ve, size “şantaj & tehdit” savurMAdığımızı da biliniz.)
“İlkeller”i, yok edilmesi gereken düşman (öcü) gibi gösterenler; “medeniler”dir! Lütfen bu gerçeği idrak edin artık! Dikotomiyi (ve hâttâ “dilemma”yı); kasıtlı olarak “medeniler” yaratıyor, ve kültürlerin daima savaşmaya hevesli oldukları “safsatası”nı yaymak için sizin gibi kişilerin yüreklerine nefret tohumları ekiyorlar! Israrla bu tuzağa düşüyorsunuz sayın “pipsqueak”! Savaş isteyenler “ilkeller” değil, savaş isteyenler “medeniler”!
“Medeniler”in yarattığı yangını, siz daha da körüklüyorsunuz! Bu “tuzağı” anlayın artık yahu!
Hâlâ anlamakta zorlanıyorsanız:
• Kıymeti bilinmeyen “Jean Baudrillard’ın (1929-2007)”; 1981’de yazdığı “Simulacra and Simulation” uyarısı size yardımcı olabilir. (Size defalarca tavsiye ettik, hiç umursamadınız!)
• (Sosyolog) “Robert Alexander Nisbet’in (1913-1996)”; 1980’de yazdığı “History of the Idea of Progress (İlerleme Fikrinin Tarihi)” eseri size yardımcı olabilir.
• (Tarihçi) “Reinhart Koselleck’in (1923-2006)”; 1954’de yazdığı “Critique and Crisis: Enlightenment and the Pathogenesis of Modern Society (Kritik ve Kriz: Aydınlanma ve Burjuva Dünyanın Patolojik Gelişimi Üzerine Bir Deneme” eseri size yardımcı olabilir.
Yine (tarihçi) Reinhart Koselleck’in; “Fortschritt (İlerleme)” başlığıyla yazdığı çözümleme (analiz) size yardımcı olabilir. (1972-1997 yılları arasında yayınlandı.)
• (Tarihçi) “Ronald Wright”ın 2004’te yazdığı; “A Short History of Progress (İlerlemenin Kısa Tarihi)” eseri size yardımcı olabilir.
• (Felsefeci) Hanno Sauer’in 2023’de yazdığı;
Almanca:
“Moral: Die Erfindung von Gut und Böse”
İngilizce:
“The Invention of Good and Evil: A World History of Morality”
Türkçe:
“Ahlâk: İyinin ve Kötünün İcadı” eseri size yardımcı olabilir.
• (Felsefeci) “Byung-Chul Han”ın 2020’de yazdığı; “The Disappearance of Rituals: A Topology of the Present (Ritüellerin Yok Oluşuna Dair: Günümüzün Bir Topolojisi)” eseri size yardımcı olabilir.
Eğer “ilkelleri”i yüceltiyorsanız, ve eğer “medeniler”i yerin dibine sokuyorsanız, şuna emin olunuz ki; “medeniler”in size kurduğu tuzaklara düşüyorsunuz sayın “pipsqueak”! Lütfen bunu unutmayınız!
“Medeniler” adıyla işaret koyduklarınızın ise “ilerlediği”ni iddia ediyorsunuz; bu iddianız da yanlış.
“Diş macunu ile diş fırçalamak”,
“TESLA elektrikli & self-driving car” sahibi olmak,
“Smartphone” kullanmak,
“Uzaya roket göndermek”,
Tokyo’daki bir lokantada “dondurulmuş & hazır suşi” yemek,
New York’taki bir büfede “en büyük boy McDonald’s hamburger” yemek,
“Hızlı trene binip, kıtalar arasında çok hızlı gezmek”,
Ve benzeri…
Ve benzeri…
Ve benzeri…
“İlerlemek” değildir!
Kısa bir menkıbe:
• “Kızılderili”ye demişler:
“Bak! Lokomotif icat edildi! Akraba kabileler arasında çabucak seyahat edebileceksin artık!”
• “Kızılderili” cevap vermiş:
“Ruhum ve şiirlerim de, çabucak seyahat edebilecek mi peki?!”
ŞUNU YAZMIŞSINIZ: “Ben doğdum doğalı ‘precariat’ım ama yine de kalın kafamı bir mantık dersi ile sivriltenlere teşekkürler! ‘Precariat’, günümüzdeki köleliktir! Ben köleyim. O halde, ben ‘precariat’ım. [Yahu insaf be! La Boetie, 25 yaşında, 1500 yılı başında, insanların köleliği gönüllü seçtiğini yazdı!]”
CEVAP: “Precariat” olduğunuzu nihayet kabul ettiğiniz için teşekkürler. Bu; bir “fact”. (Not: “Guy Standing” ismini övmek veya yerin dibine sokmak hususunun “ad hominem” olduğunu artık anlayınız lütfen!)
Yahu, şunu idrak etmeniz zor olmamalı: “Luddite(ler)” 1700’lü yılların sonu ve 1800’lü yılların başındaki köleler idi, “precariat” ise günümüzdeki köleler. Yani (özetle); sizin günümüzde “precariat” güruhu içinde olduğunuz, köle olduğunuz gerçeği ile aynı. “La Boetie” taaa 1500’lerin başında insanların köleliği gönüllü seçtiğini yazmış, ama “Krishna” ondan da önce uyarmıştı zaten!
Siz “periods of time & timescale” konusunda epey takıksınız, bu sebeple anlayamıyorsunuz! Hep “isimler”in kafasına taş fırlatıyorsunuz.
• Bugün “Guy Standing” yazmış…
• 1500’lerin başında “La Boetie” yazmış…
• Milattan önce “15000 ile 2500 arası”nda “Krishna” söylemiş…
Eğer isterseniz, size; “daha erken vakitlerde kimlerin neler söylediğini de, yazdığını da” hatırlatabiliriz, böylece onların kafasına da rahatça taş fırlatabilirsiniz! Size hiç yakışmıyor sayın “pipsqueak”! Lütfen; (sadece & “only”) “isimler”le uğraşmayı bırakınız, “muhteva”lar ile ilgili konuşmaya odaklanınız. Sizin gibi tecrübeli birine bu yakışır.
ŞUNU YAZMIŞSINIZ: “Sivri kelleye sahip olunca sizi hemen ve tam anladım. Maalesef, reklamlara şükür, çok büyük bir rahatlık içinde yaşadığımdan, bu en son ve en iyi devrimcilik hareketine katılamayacağım. Ama fahri bir mürit sıfatıyla kapasiteme uygun karınca kararınca katkımı sunmak istedim.”
CEVAP: “Ad hominem” yapmaya çok meraklı olduğunuz için, “sivri kelle” ithamınız ile kimi ve kimleri işaret ettiğinizi anlıyoruz; fakat bizim bu kategoride olMAdığımızı bilmenizi isteriz, yani “sivri kelle” değiliz, bunu hazmetmeniz meşakkatli olabilir, üzülmeyiniz.
Hiçkimse sizi, herhangi bir “devrimcilik hareketi”ne davet etmiyor; bu sebeple, şu “devrime katılıp / katılmamak safsatası”nı fırlatmayı lütfen bırakınız.
Ve aynı minvalde, size; hiçkimse “fahri bir mürit” sıfatı da koymadı, bu ve buna benzer sıfatları (daha önce sık sık yaptığınız üzere) yine siz kendi kendinize uyduruyorsunuz. Böyle davranışlar size hiç yakışmıyor sayın “pipsqueak”!
ŞUNU YAZMIŞSINIZ:
“Eski ‘kurtuluş’ dinlerini çöplüğe atıp yerini alan laik din ‘kurtuluş’ naralarını sıralayacağım:
– (…)
– (…)
– (…)
Dolayısıyla, ‘Dünya Precariatları Birleşin!’ Hiç değilse, bu naradaki ‘Dünya’ kapsamı, benim gibi cahil hödükler ve çok küçük beyinliler hariç, daha da geniş.”
CEVAP: Ne çabuk unuttunuz, size şu uyarıyı yapmıştık: “Kurtuluş” denen şeyi; kimlerin, nasıl tanımladığına ve bunu insanlara nasıl “pazarladığına (marketing)” dikkat etmek gerekir. Tehlikeleri tespit etmek gerekir!
“Kurtuluş” vaadi ile insanları yüzyıllardır (hâttâ “binlerce yıldır”) kandıran şarlatanlar; bugün de var, yarın da olacak!
“Dünya ‘precariat’ları birleşin!” iddianız ise, tamamen safsata!
“Devrim amacıyla birleşme(k)” dediğiniz şey, “hayal satıcılığı”dır! (“Edward Bernays” ve onun ardından gelen reklamcılar; “hayal satmak”ta epey uzmandır!)
Sizin “precariat” olduğunuz “gerçeği”ni nihayet kabul etmeniz; otomatikman “Guy Standing” adlı kişiyi mürşit yapmıyor! Bunu, artık anlayınız!
1500’lerin başında, “insanların köleliği gönüllü seçtiği”ni haykırması; otomatikman “Etienne de La Boetie” adlı kişiyi mürşit yapmıor! Bunu, artık anlayınız!
“Kurukshetra Savaşı”nın tam ortasında, Krishna, Arjuna’ya, “Bu dünyanın ne demek olduğu”nu izah ederken, sizin de işaret ettiğiniz “kafesin nasıl yapıldığı”nı anlatması; otomatikman “Krishna” adlı kişiyi mürşit (ve hâttâ “a manifestation of God” veya “an avatar of God”) yapmıyor! Bunu, artık anlayınız!
Sizin ısrarla üzerinde durduğunuz; “İlkeller” ve “Medeniler” bile, artık, birer “alım-satım objesi”. Yani, bütün bunlar (özetle) “piyasada alınıp satılabilen birer ürün” hâline dönüştürüldü. Siz de yazılarınızda “para kazanma hırsı”nın hegemonyasından bahsediyorsunuz!
Geçmişte de vardı, ama günümüzde “tamamen” aslolan “para kazanma hırsı” artık!
Siz eğer isterseniz, “İlkeller” ve “Medeniler” ile ilgili, sayfalar dolusu, adeta çuvaldan boşaltırcasına; kızgınlığınızı, öfkenizi, “dalga (alay) geçmelerinizi”, Gün Zileli’nin bu websitesinde yazmaya devam edebilirsiniz.
Tarihin en eski, en unutturulmuş, en ücra köşelerindeki “isimler”i bile bulup, bu websitesine getirip, onların kafasına taş fırlatmaya devam edebilirsiniz. (“Ad hominem” yapmayı bırakmanızı umuyoruz!)
Lütfen:
Günümüzdeki asıl tehlikenin; (tamamen) “para kazanma hırsı” olduğunu idrak edin artık! (“Avustralya’daki ilkellerin butik otelleri” dahil!)
The most catastrophic turmoil, which human has ever created, is about to reach the peak! Neither “noble savages” nor the so-called “civilized people” are able to handle this imminent collapse!
“Nihilizm”i unutmayın!
Siz bu “tehlike”yi kavrayana kadar, ara veriyoruz.
Belki, (yine “uyarı mahiyeti”nde); “korku (fear)” ve “nihilizm” konuları ile ilgili birkaç şey yazarız.
Şimdilik hoşçakalın.
Bugünün dünyasında egemenlerin uykusunu kaçıranlar ilkeller ve birtakım zavallı “ilkelciler” değil, Filistinli, Kürdistanlı, Korsikalı, Yeni Kaledonyalı, İrlandalı, İskoç, Katalan ve Bask radikallerdir.
ABD, İngiltere, Fransa, İspanya gibi “Batılı” güçlerin, Rusya, Çin, İran gibi “Doğulu” güçlerin, ve TC ve İsrail gibi ne Batılı ne Doğulu olan neidüğü belirsiz hilkat garibelerinin asıl korkusu bunlardır.
Hangi İlkelcilik?
Hiçbir evcilleştirmenin olmadığı Paleolotik Çağ ilkelciliği mi?
Köpeğin av hayvanı olarak evcilleştirildiği Mezolitik Çağ ilkelciliği mi?
İlkel tarım ve hayvancılığa geçilen Neolitik Çağ ilkelciliği mi?
Bakırın kullanılmaya başlandığı Kalkolitik Çağ ilkelciliği mi?
Tuncun kullanılmaya başlandığı Bronz Çağı ilkelciliği mi?
Demirin kullanılmaya başlandığı Demir Çağı ilkelciliği mi?
avcı toplayıcı yaşama geri dönelim kampanyası
“tutan mı var, dön dediğim hede.
git ülkenin her yerinde, uçsuz bucaksız noktalarında istemediğin kadar mağara var.
seç beğen al, ne yapıyorsan yap
var mı engelleyen.”
https://eksisozluk.com/entry/130151606
Faşizm yükseliyor.
Kanıt:
https://x.com/KatAbughazaleh/status/1969013628398411810/video/1
Medeniyetin olumsuzluklarına karşı olmanın medeniyete toptan karşı olmayı gerektirmediğini anlayamayacak kadar düz mantıkçı olanlar var anlaşılan.
Devlete, sınıflara ve sömürüye karşı mısın?
Devletsiz, sınıfsız ve sömürüsüz bir medeni toplum da mümkündür.
Aşırı ve çarpık kentleşmenin, sanayi atıklarının doğayı mahvetmesine karşı mısın?
Doğayla uyumlu bir kentleşme ve sanayileşme de mümkündür.
Kâr amaçlı aşırı üretime, tüketim manyaklığına karşı mısın?
İnsanların ihtiyaçları kadar üretip tükettiği bir medeniyet de mümkündür.
Eğer bunlar mümkün değilse, o zaman bu saatten sonra bu kadar insanın topluca ilkelliğe dönmesi hiç mümkün değildir.
“Mümkündür” diyorsan, tek başına avcı-toplayıcı bir hayat sürerek bunu kanıtlaman için en yakın dağlar ve ormanlar seni bekliyor.
“Avcı-Toplayıcı İlkellik” ile “Savcı-Coplayıcı Polis Devleti” arasında bir seçim yapmak zorunda mıyız?
Emrah Safa Gürkan:
• Türkiye’deki solcular, hem “Sovyetler”e hem “Stalin”e; romantik bakış açısıyla bakıyorlar, rasyonel olamıyorlar.
• SSCB kurulurken “Lenin’i niçin övMEdiğimiz” ile ilgili eleştiriler alıyoruz.
• Spesifik olarak “Sovyet tarihi”yle ilgili konuştuğumuzda, bize; “tatlı su tarihçisi & pısırık (ne etliye karışır, ne sütlüye bulaşır)” gözüyle bakıyorlar.
• Ben; 1936-1938 yargılamalarını ciddiyetle okuyorum, anlamaya çalışıyorum, fakat belki “örgütsel” deneyimim olmadığı için; insanlar idam edilirken niçin “Stalin” diye bağırıyorlar, bunu tam anlayamıyorum.
• Sovyetler, “Soğuk Savaş”a hiç meraklı değildi. “Soğuk Savaş”; ABD’nin dünya genelinde hegemonyasını arttırmak için kullandığı, kasten köpürttüğü, kendi silah endüstrisini zenginleştirmek amacıyla (“medya yayınları” aracılığıyla) dünyayı sürekli “diken üstünde” tuttuğu devasa bir gerilim dönemiydi.
• Meslektaşım Onur İşçi’nin yeni kitabı “Kızıl Yıldız”; “Kronik Kitap” tarafından “Ekim” ayında yayınlanacak.
Burada:
https://www.youtube.com/watch?v=mXx_uaEx5T4
AKP rejimi ve onun atası olan Osmanlı padişahı Avcı Mehmet ile Avcı-Toplayıcı Mehmet arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz!
“Amerikalara ilk varanlardan bir haber: Burada “NE İNANÇ, NE YASA, NE DE KRAL (“Ni foi, ni loi, ni roi”) var.”
Hayvanlar âleminde de öyle.
So what?
Gün bey,
“Ankara Büyükşehir Belediyesi”ne de operasyon başlatıldı.
Sırada, “Mansur Yavaş” mı var?
25 Eylül’de yapılacak “Trump-Erdoğan görüşmesi” öncesinde; Türkiye’deki muhalefetin tamamen çökertilmesi için ABD’ye şimdiden teminat mı veriliyor?
Siz; hem “iç siyasî hamleler”, hem “uluslararası ilişkiler” alanlarında uzman bir entelektüelsiniz. Görüşünüz nedir?
İkiyüzlüler tarihinden bir yaprak: 26 Ağustos 2024 tarihinde eski adı Türkiye İlk Anarşistlik Bayiliği, şimdi ve şimdi Türkiye İlk Liberterlerlik Bayiliği tarafından satılan gazete köşe dönücüsü yazarın “kişisellik” kıvırmaları.
El kol kesildikten sonra bile o uzuvlardaki ağrılar hissedilirmiş. Belki aynı şey modern ve cici bici adı “Alzheimer”, eski adı bunaklık için de geçerli.
“Bundan böyle kişisel mektuplaşma ve atışmalar yayınlanmayacaktır”. Admin
Bunu yazan “Troçki Büyük Ada’da” Toplantısından İzlenimleri yazısındaki kişiselliğini unutuvermiş.
Daima zamanın en ileri dalgalarına kapılan elektronik MEDYA gazetesi köşe yazarı ve politika analizcisi “Troçki Büyük Ada’da” Toplantısından İzlenimler” ile analizler. Yazının tümü kişisel atışma monologu. Kendine cevap verecek kimse YOK!
Bakın şu bir zamanlar Marksist-Leninist-Troçkist-Maoist fırsatçılık trenine atlayanın şimdi de günah çıkarma ile Stalin bol sütlü ineğini sağma yazılarıyla enayileri tekrar uyutana! Nihayet asıl Tanrının PARA olduğu epifanisi ile LİBERTERLİK aydınlığına kavuşan, MEDYADA doğmuş, MEDYADA büyümüş tipik bir orta sınıf ucubesinin “KİŞİSELLİK” kıvırmasına: “Somut olarak karşılaştığım Mr. North, kıpırtısız yüzüyle ve KUZEY BUZ DENİZİ MAVİSİ SOĞUK GÖZLERİYLE bana Stalinist aparatçık tipine daha uygun gibi geldi.”
“Mr. North’un Kuzey BUZ DENİZİ SOĞUKLUĞUNDAKİ gözleri ve bakışları cesaretimi bir hayli kırdı”
Bunlar, başkalarında kendini görüp tiksinenler arasında çok sık rastlanan ünlü bir basmakalıp ifade.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi “Tom Barrack”:
“Ulus devlet” diye bir şey yok. “Ulus devletler” 1916’da İngilizler ve Fransızlar tarafından “Sykes Picot” ile kuruldu. Fakat, “Orta Doğu” öyle işlemiyor; aşiretler ve köyler var. “Barış” dediğimizde aslında bir illüzyondan bahsediyoruz. “Orta Doğu”da hiç barış olmadı. Muhtemelen de olmayacak çünkü herkes kendi meşruiyeti için mücadele ediyor.
“Ben epeyi eskiyim ama “Nev-i şahsına münhasır” deyişini hiç duymadım. Zaten liseden sonra, 1960’da, bursla, Türkiye’den çıktım ve ondan beri dışarıdayım.”
Fakat bu zaten çok eski bir deyiştir. Duymamanıza hayret ettim.
Sayın Anarşist Koçumuz, “Fakat bu zaten çok eski bir deyiştir. Duymamanıza hayret ettim.” demiş.
Şu an Sayın Anarşist Koçumuzun namevcut.
Anarşist Koçumuz ne Avrupa’da ne de Asya’da sayılan, Ortadan Uzak, Doğu Avrupa Politika Üniversitesi öğrencilerine “Anarşizm Nedir, Anarşizm Devrimi Nasıl Yapılır ve Emekçiler Nasıl Anarşist olur” koçluğu yapmakla meşgul.
Yorumunuz kişisel saldırı içerdiği için yayınlandı.
Gerçekten nev-i şahsına münhasır bir insansınız!
“Uygarsın”, biliyoruz
Peki çocukların sana bir gün sormaz mı:
İnsanı sevmezse neye yarar uygarlık?
Ot büyürken buğdaya
Buğday büyürken fidana
Fidan büyürken ormana
Orman büyürken insana benzer
İnsanı sevmezse neye yarar uygarlık?
“Fazıl Hüsnü Dağlarca”
(1914-2008)
1979 da. 19 yaşında henüz öğreniyorken Sosyalist meseleleri. İlk kuşkumdu; Bir lider ölür, 20-25 yıl birlikte çalıştığı adam onun yerine geçer; önceki yüce-şanlı, sonraki hain-revizyonist olamazdı; bu hayatın akışına uygun değildi.
Bu kuşku ile nasılsa 1937 civarı o döneme ait “Troçkist” bolşeviklerin bir kaç ifadesini okudum. İlk bolşevik devrimcilerin; zamanında tutuklanmış, sürgün görmüş, ölümlerden dönmüş bu adamların kendini aşağılayan ifadelerini şaşırarak okumuştum; aklıma gelen, böylesi ifadeler ancak sevdiklerinin işkence-ölüm tehdidi altında verilebilirdi. Bu ifadeler de hayatın akışına uygun değildi.
Onlarca yıl sonra sezdiğimi öğrenmiş oldum.
Hala anlayamadığım; 19 yaşın toyluğu ile bile akla gelebilecek bu korkunç olasılık neden Stalinci’ler tarafından, kanıtlar ortaya çıksa da reddedilir.
Bir tuhaflık daha; Stalin rejimi neden siyasal olarak ele alınıyor? Şu çok açık. Sanki, acımasız-tipik bir mafya lideri, iktidarda kalmak için entrikalar, komplolar, suikast ve katliamlar tertipliyor; asıl mesele, siyasî değil! Salt iktidarda kalmak; kendi canını da kurtarmak için Kirov’la başladı ve artık duramazdı. Stalin’i siyasi olarak savunmak konu dışına çıkmak olur. Konu siyasal-ideolojik değildi.
Parti içinden ya da Kızılordu’dan kendi alternatifi olabilecek kim varsa yok edildi. Kendinden azıcık daha akıllı parti üyesi, general kim varsa. Komplolarını, işkence ve cinayetlerini kim uygulamış, kim biliyorsa. (Yagoda ve Yezhov’un kendi ve adamları. Ve A Orlow anladı; kaçtı ve anlattı. ) Stalin konusu bir siyasî-ideolojik mesele değil. İktidarda kalmak için bir YÖNTEM tartışması olabilir. (Ekrem İmamoğlu’na ait süreç bir eski TKP’linin “danışmanlığı” altında mı? Benzerlikler çok; şimdilik cinayetler dışında)