Burjuva toplumda birbirleriyle ancak metalar aracılığıyla ilişki kurabilen yalıtık bireyler, meta mübadelesinin yapıldığı pazarda kof bir toplumsallık bulurlar. Yalıtık bireyleri birbirlerine bağlayan pazar ilişkisinin yarattığı toplumsallık illüzyonu, kendini yurt, ulus, devlet olarak çeşitli biçimlerde ortaya koyar.
Yurt, ulus, devlet gibi toplumsallık illüzyonlarının dayattığı “genel çıkar” da bir illüzyondur. Çünkü sahici bir toplumsallığı yaşamayan yalıtık bireylerin hepsini kapsayan sahici bir genel çıkar olamaz. Genel çıkar illüzyonu, gerçekte, özel çıkarların muharebe meydanını örten sis perdesidir.
İnsana yabancılaşmış faaliyetin birbirlerinden kopardığı bireylerin, birbirlerinden ayrı ve birbirlerine karşı işleyen özel çıkarları vardır. Bu özel çıkarlar ile genel çıkar illüzyonunu uzlaştırmak mümkün değildir.
Yurt, ilk bakışta, coğrafi bir gerçekliğe işaret edermiş gibi görünür. Ancak coğrafi mekânlar, kendiliklerinden yurt değildir. Bir coğrafya parçasını yurt yapan, o coğrafyada yaşayan insanların karşılıklı faaliyetleridir.
Yurt kelimesi, köken itibarıyla çadır demektir. İnsan faaliyeti klanları, kabileleri, aşiretleri aşarak daha geniş ilişkiler ağı yarattıkça, “çadır”ın kapsadığı mekân da genişlemiştir. Bugünkü anlamıyla yurt, sermayenin pazar bütünlüğünü sağladığı toplumsal faaliyet mekânıdır.
İnsan, evet, içinde doğup büyüdüğü aileyi, mahalleyi, şehri sever. Ancak insan doğarken bu sevgiyle doğmaz. Bu sevgi, doğuştan gelen değil, yaşam pratiğiyle sonradan edinilen bir duygudur.
İnsanın ailesini, mahallesini, şehrini, aynı yaşam serüvenini paylaştığı halkını sevmesi olağandır. Peki ama bu niye olağandır? İnsan, mahallelisini, memleketlisini, yurdunu sever de niye “öteki” için aynı sıcaklığı hissetmez?
Çünkü günümüzde insanların yaşam pratiğini, insana yabancılaşmış faaliyet belirlemektedir. Yabancılaşmış faaliyet içinde insanlığı örselenen yalıtık bireylerin zihinlerinde kendileri ve başkaları hakkında tek yanlı ve aptalca duygular oluşmaktadır.
Oysa insanların yaşam pratiğini evrensel-komünal faaliyet belirleseydi, insanların duygularını da evrensel-komünal faaliyet biçimlendirirdi. Eğer dünya çapında komünal insanlık ışıldasaydı, bütün dünya yurt olurdu, bütün insanlar yoldaş olurdu.
Ekonomi politik, özel mülkiyet duygusunu ve para hırsını insan doğasından gelen bir veri olarak kabul eder. Oysa özel mülkiyet duygusu ve para hırsı, insanların genetik kodlarında yazılı değildir. İnsanın böylesine tahrip oluşu, yabancılaşmış faaliyetin kuşaklar boyunca insanı kemirmesinin sonucudur.
Özel mülkiyetin harap ettiği bireyler, kendi mülkiyetlerinde olmayan nesnelere yabancı, hatta düşman muamelesi yapar. Özel mülkiyetin kararttığı ruhlar, kendi mülkiyetlerinde olmayan doğa dâhil her şeye karşı en iyi ihtimalle kayıtsızdır.
Yurtseverlik, mülkiyet duygusunun muhayyilede büyütülmesiyle varılan bir soyutlamadır. Marks’ın deyişiyle, “yurtseverlik mülkiyet duygusunun ideal [soyut – YZ] biçimi”dir. (K. Marks, Lui Bonapart’ın On Sekizinci Brumiyer’i, 1851-1852, MESE, İng., c. 1, s. 483.)
Yurt, ulus, devlet cenderesinde kayboluşu hem ifade eden hem de tahkim eden yurtseverlik, ulusçuluk, devletçilik ideolojileri mevcut insana aykırı düzenin zihinsel yansımalarıdır.
Bir yanıt yazın