T24’ten alınmıştır.

Herkül Millas, Muş Ovasında Bir Sakıncalı Piyade, Lejand, 2026

Herkül Millas, Türkiye sol hareketinde tek başına uzak bir yıldız gibi soluk ışığını her zaman bizlere ulaştırmış bir figürdür. ’68 kuşağının önceli ya da “early” (erken) 68’in temsilcisi gibidir. Dolayısıyla, 68 kuşağının 60’ların sonlarına doğru kayalara hırçınca vuran dalgalarını değil, başlangıçtaki dingin ve serin suları hatırlatır. Dönemleri şahsileştirecek olursak, Deniz, 68 fırtınasını, Herkül, ’60 başlarının bahar kokularını taşıyan meltemini akla getirir.  

1940 doğumlu Herkül, hem ‘30’lular, hem de ‘40’lılar kuşağının özelliklerini taşır ve bu iki kuşağı birleştiren bir halka gibidir. Hem ‘30’lular kuşağının (Demir Özlü, Ferit Edgü, Oğuz Atay) bireysel sanatsal duyarlılığını ve hayata ironiyle bakışını hem de 40’lılar kuşağının toplumsal mücadele anlayışını şahsında birleştirmiştir.

İşte bu birleşme, Herkül’ün, bugün yaptığı bazı ek yorumlarla sunulan 60 yıl önceki askerlik anılarına yansımış. Bu anılarda hem bireysel duyarlılığı hem de toplumsal eleştiriyi bir arada buluyoruz.

Herkül, giderek solda bir retorik haline dönüşen zulüm ve baskı gibi kavramları söylem olarak pek kullanmaz ama ordu ve askerliğin kendine özgü dünyasında bunları etinde kemiğinde duyan ve her türlü savunma aracından yoksun erlerin bireysel acılarıyla yansıtır. Baskıdan ve zulümden retorik olarak söz etmek, yasal tahkikat sakıncaları bir yana, o kadar zor değildir. Bu, aslında düzen muhalifleri kadar düzen savunucularının da bildiği bir gerçektir. Ama bu gerçeği, zulmü etinde kemiğinde duyan bir erin basit günlük hayatındaki küçük küçük olaylarla duyurabilmek bir meseledir. Herkül bunu başarmış.

“Tümen Komutanı Ali Fethi Esener’in” adını ezberlemek ve tekmil verir gibi tekrarlamak zorunda olan er Mehmet, bunu bir türlü beceremez ve her seferinde yanlış olarak “Onuncu Tümen Komutanı Ali Veli Esen” der. Ondan sonra gelsin dayak!

“Ne kadar dayak yerse yesin hiç ağlamazdı Mehmet. Falakaya da yatırsalar, koca değneklerle avuçlarını da şişirseler hiç gözyaşı dökmezdi. Belki ağlamaya utanıyordu, belki ağlamasını bilmiyordu. Yakındığını da duymadık Mehmet’in.” (s. 68)

Bu noktada, Sukhanov’un 1917 Rus Devrimi (Edebi Şeyler, s. 117) kitabındaki bir sahneyi hatırlamamak mümkün değil. “Sokolov bir masaya oturmuş bir şeyler yazıyordu. Etrafı askerlerle çevriliydi, kimi ayakta duruyor, kimi oturuyordu, bazıları masaya eğilmiş, Sokolov’a ne yazacağını yarı dikte ediyor, yarı öneriyordu… Göründüğü kadarıyla bu, Sovyet’in seçtiği bir komitenin askerlere yazdığı bir “Emir”di. Ortada ne bir gündem ne de herhangi bir tartışma vardı… Çalışma bittiği zaman başlığı da koydular: ‘1 Numaralı Emir.’” Bu emre göre, askerlerin subaylara selam verme zorunluluğu kalkıyordu;  askerlere “sen” diye” hitap edilmeyecek, her türlü kaba muamele kaldırılacaktı; askerler subaylarını kendileri seçecekti.

Herkül’ün askerlik anılarını anlattığı 1967 yılından tam 50 yıl önce gerçekleşen 1 nolu emrin kaleme alınması sırasında “ağlamasını bilmeyen” “Mehmet”in de orada olduğunu neden düşünmeyelim? Öyle değil mi, sönmez yıldız Herkül Millas!

Gün Zileli

1 Eylül 2026

gunzileli@hotmail.com

zileligun1@gmail.com