- Yazıya sonradan yapılan ekler bold olarak işaretlenmiştir.
Marksist Fikir Topluluğu’nun (MFT) 19 Temmuz 2025 tarihinde, Beyoğlu Suriye Pasajındaki toplantısında yapılan sunuş ve tartışmadan ilham alarak…
Konuya bodoslamadan girip şunu ileri süreceğim: Marksistlerin ya da Marksist-Leninistlerin neredeyse iki yüz yıla yakın bir zamandır kafamızı ütüledikleri “küçük burjuvazi” diye bir sınıf gerçeklikte yoktur. Kısacası, kendi aralarında da birçok farklılıklar gösteren (küçük tüccar, esnaf, küçük toprak sahibi köylü, zenaatkâr, küçük memur vb.) kesimlerin ortak bir sınıfsal kategoriye (ya da bir çuvala) sokuşturulup “küçük burjuvazi” olarak nitelenmesi tamamen ve kökten yanlıştır ve bence, iktidara geldiklerinde mülkiyeti devletleştirerek tekelleri altına almayı hedefleyen Marksist-Leninistlerin bir hilesinden ibarettir. “Devrim”den sonra sermaye sınıfının (burjuvazinin) mülklerine nasıl el konacaksa, son tahlilde bu “küçük burjuvazi” de uzun vadede de olsa mülklerinden arındırılıp baskı altına alınacaktır. Çünkü sonuç olarak “küçük” de olsa “burjuva”dırlar. Kısacası, “büyük” de olsa “küçük” de olsa mülk sahiplerinin hepsi burjuvadır ve son tahlilde hepsi “proletarya diktatörlüğü”nün baskısına maruz kalacaklardır. Tabii, taktik olarak bu her zaman bu kadar açık ifade edilmez.
Onlara göre, anarşist Proudhon, küçük mülk sahiplerini sermaye düzenine karşı kooperatiflerde örgütlemeye kalkmasıyla “küçük burjuva anarşisti” yaftasını fazlasıyla hak etmiştir. Hatta buradan giderek anarşizmin bütününe aynı yafta yapıştırılmıştır. Küçük mülk sahibini savunmak “küçük burjuva anarşizmi”nin bir özelliğidir.
O zaman bu meseleyi yeniden ele alalım. Burjuvazi kavramından başlayalım. Nedir burjuva sınıfının özelliği? Büyük sermayedar olmasıdır. Ya doğrudan üretim araçlarına (fabrikalara vb) sahiptir ya da bankalarda biriken finans kapitale. Bu gücü nedeniyle kapitalist toplumsal sistemin egemen sınıfıdır. Bu sermaye düzeninin esas eğilimi mülkiyeti ve sermayeyi az sayıdaki burjuvanın elinde toplamak ve gerek küçük mülk sahiplerini, gerekse emekçileri bir süreç içinde mümkün olduğunca mülksüzleştirmektir.
Küçük mülk sahipleri tekelci sermayeye karşı direnir ve kendi küçük mülkiyetini ayakta tutmaya çalışır. Esnafın ve köylünün hayatı bu ayakta tutma çabasıyla geçer neredeyse. Zenaatkârın da öyle. Memurlar, devlet çalışanları ve emekliler ise, enflasyonun yiyip bitirdiği maaşlarıyla yaşama tutunma mücadelesi içinde ömürlerini tüketirler. Sonuç olarak, küçük mülklerini ve gelirlerini kapitalizme karşı savunma durumunda kalan küçük mülk sahiplerinin bu mücadelesi kapitalizmin dev dalgalarına karşı bir hayatta kalma mücadelesidir ve kapitalizme karşıdır. Kapitalizm, küçük mülkiyeti ezmek ve yok etmek ister, küçük mülkiyet ise kapitalizme karşı yok olmama mücadelesi verir.
Dahası, fabrikalarda ve atölyelerde ücretli olarak çalışan işçiler de küçük ücretlerinden biriktirebildikleriyle kendilerine küçük bir mülk edinmek için çırpınırlar. Tapusuz alanlara gecekondu yaparak zaman içinde bu gecekonduların tapularını elde etme mücadelesine girişirler. Bazen bunu başarıp bu küçük evlere sahip de olurlar. Yani küçük mülk sahibi olurlar. Solcular bu olgu karşısında ya sessiz kalırlar ya da işçilere de “küçük burjuva” diye burun kıvırırlar. Gerçi 1970’li yıllarda işçilerin desteğini kazanmak için tapusuz alanlara gecekondu yapımına yardımcı olmuşlardır ama işçiler bu “konduların” mülkiyetine sahip olunca onlara da küçük mülk sahibi fırsatçılar gözüyle bakmaya başlamışlardır.
Kapitalist toplumsal düzende en alttaki emekçilerin başlarını sokacakları küçük bir ev ya da evlerini yapacakları bir arsa temin etmek için uğraşmalarından daha doğal bir şey yoktur ve aslında bu çabalar da kapitalist düzenin emekçileri ve küçük mülk sahiplerini mülksüzleştirmesine karşı bir direniş olarak görülebilir pekâlâ.
Keza köylüler de küçük topraklarında tutunma ve bu topraklarından elde ettikleri ürünlerle yaşama mücadelesi verir. Solcuların, köylülerin toprak ya da ürünlerini değerlendirmek için verdikleri mücadeleye karşı tutumları ikircimlidir. Bir yandan bu köylü kesiminin mücadelesinin kapitalist iktidarla, yerel sermaye sahipleriyle (tefeci-tüccar), büyük toprak sahipleriyle çatıştığını görerek köylülere destek verirler ama bir yandan da küçük mülk sahibi oldukları için köylülere içten içe bir güvensizlik duyarlar. Çünkü ne de olsa bu köylüler de onların gözünde “küçük burjuva”, yani küçük “sermaye sahibi”dir. Bunu köylülerin yüzüne açık açık söylemezler ama içlerinden böyle düşündükleri kesindir.
Nitekim 1930’lu yılların başında, Sovyetler Birliği’ndeki “kulak” (zengin köylü) kırımı, Marksist-Leninistlerin bu “küçük burjuva” güvensizliğinin ve “küçük mülk sahiplerini” kendi “sosyalist” devletlerinin tekeli altına alma girişiminin ürünüdür. Bu sakat mantığın sonucunda köylünün küçük mülkiyeti tekelci sosyalist devlete devredilirken nice köylünün canına da mal olmuştur.
Bizim “küçük mülk sahibi” ya da “küçük burjuva” karşıtı solumuza dönecek olursak, onlara 1960’ların deneyiminden yola çıkarak birkaç şey söylemek istiyorum. 1960’larda Türkiye İşçi Partisi’nin teşkilatlarını örgütleyenlerin, işçilerden çok, esasen “küçük burjuva” diye küçümsenen ve bir kenara atılan esnaf, zenaatkâr ve öğretmenler olduğunun tanığım. Keşke o zamanki teşkilatların kayıtları elimizin altında olsaydı. (TİP Bilim Kurulu üyesi Doğu Perinçek’in 1960’lı yıllarda TİP üyelerinin sınıfsal yapısı üzerine yaptığı değerli bir çalışma vardı. Ne yazık ki, internette aramama rağmen bu çalışmaya ulaşamadım. GZ) O zaman, TİP’in ilçe yönetimlerinin şu mesleklerden insanlarla dolu olduğu görülecekti: Üç işçi çalıştıran sabun imalathanesi sahibi, fotoğrafçı dükkânı sahibi, küçük köylü, çerçi, manüfaturacı, kundura tamircisi dükkânı sahibi, seyyar satıcı, kırtasiye dükkânı sahibi, kitapçı, sahaf, kuaför, emekli öğretmen, araba sahibi şoför, terzi vb vb. Bu insanların, o zaman TİP gibi baskı altında bir partiyi destekleyerek ve yönetiminde yer alarak geleceklerini sosyalist bir adil düzende gördükleri çok açıktır.
Artık bu hayali “küçük burjuva” takıntısını bir kenara atmanın zamanı gelmedi mi? “Sosyalist mülksüzleştirmenin” hedefi olan bir “küçük burjuvazi” yok. Kapitalist ve Sosyalist tekelciliğe karşı direnen küçük mülk sahipleri ve dar gelirliler var.
Gün Zileli
20 Temmuz 2025
Önce iki şahane alıntı:
1. Peki, ama görmüyor musun, şeylerin peşinde isimlerini takip eden ve anlamlarını analiz eden kişi büyük bir aldanma tehlikesiyle karşı karşıyadır?
2. Fiji’de din yoktur, sadece Avrupa’da din ve iş dünyası olarak ikiye ayrılmış bir sistem vardır.
Küçük/büyük burjuva ve benzeri kelimeler bir yandan içinde bulunduğumuz çok derin kelime/nesne (şey) bataklığının kaçınılmazlığını, diğer yandan insanlığı girdiği bataklıktan kurtarma dolandırıcılarının bu ikiliği kendine meslek eden sağ/sol devrimcileri arasında aynı/farklı yol yolcularının bitip tükenmez ölüm saçma/ölüm saçarak kurtarma laf kalabalığı.
Ne var ki, dil aynı zamanda ırkçı teorilerin biyolojik safsatasından çok daha önemlidir, kültürdür ve anneler tarafından aktarılır. Çoğu dillerde dile ana-dil denir. Ne yazık ki, çoktan beri dünyamız dil teknisyenleri, dolandırıcıları, mühendisleri ile dolup taşmıştır. Eski Ahit’te ilk iki günahtan biri “bilgi”! O zaman bile yalanlar başlamış!
Bilim adam ve kadınlarından günahlarımdan çok nefret ederim ama çaresiz bir dünyada yaşıyorum. Bilgi azınlıktan azınlığa aktarılmakta.
Asıl adı kurnazca gizlenen ve TEK BİLİM olan İSTATİSTİKSEL veriler.
1. 6 ülke dünyanın %40 toprağına çökmüş: Rusya, Kanada, Çin, ABD, Brezilya, Avustralya. Bunlar küçük burjuva mı, büyük burjuva mı? Dünya nüfusunun %10’ı dünya servetinin %76’sına çökmüş, %50’si ise servetin küçücük %2’ine “sahip” YOKsullar! Büyük burjuvalar %50’nin olmayan malına mı göz dikmiş, yoksa zengin ülkelerdeki ORTA BURJUVA EMEKÇİLERİN malına mı?
Bir tahmin: Geleceğin kurtarıcısı çocukların video oyunlarına harcadıkları para %50 YOKsulların %2’sini rahat aşar. Şu an Rusya, askeri insansız hava araçlarını tasarlamak ve test etmek için hayatları video oyunlarıyla ile geçen çocukları kullanıyor. Büyük burjuvasız Çin, harcamaları artırmak için “Legoland” gibi tema parklarını kullanıyor. Çin kızları, iş bulması daha kolay olduğundan, Batılı kızlara benzemek için yüz sayıda estetik ameliyat yaptırıyorlar. Türkiye Orta Doğu saf ve öz Müslümanların güzellik ameliyatlarının kâbesi olmuş vs. Marksist Fukır Topluluğu yıllardır yaptığı büyük burjuva entelektüel-emek yatırımından vaz geçer mi? Allah bu devrim yatırımcılarını insanları Üretim/Tüketim ile kurtarma Mesihi, devasa büyük beyinli, Marks’a bağışlasın! Amin!
Şimdi de ASIL YAZMAK İSTEDİĞİM: Kısaca, Üretim/Tüketim hokkabazlığının yutturduğu diğer bir gerçek.
Sarışın Mavi Gözlü Süper Irklar emek memek ile değil soygunculukla zengin oldular.
Ara Not: Gerçi Sarışın Mavi Gözlü Süper Irklar Medeniyet zincirinin son halkası ve alaşağı edilme kaygısı içinde kı*ına girdikleri ABD-Trump ile onun yerini alma adayı Çin’e gözdağı vermekte. Belki de bunu bilebilir Marksist Fukır Topluluğu yeni yatırımlar peşinde.
“İngiltere’nin en eski ve en prestijli eğitim kurumlarından biri olan Edinburgh Üniversitesi’nin, ırkçı bilimsel teorilerin oluşturulmasında “büyük” bir rol oynadığı ve Atlantik ötesi kölelikten büyük kâr elde ettiği, üniversitenin tarihine ilişkin çığır açan bir araştırmayla ortaya konuldu.”
Üstelik aynı sayfada ve alt kısımda
https://www.theguardian.com/education/2025/jul/27/edinburgh-university-outsized-role-creating-racist-scientific-theories-inquiry
(“Edinburgh ırkçı raporu”) okumaya fazlasıyla değer çok güzel 3 makale daha var:
1. Edinburgh Üniversitesi, sömürgecilik bağlantılarına dair raporun ardından antisemitizm tanımını kaldırabilir
2. Edinburgh Üniversitesi’nin kölelik ve sömürgecilik soruşturmasındaki kilit isimler
3. Mezunlarının zenginliği Edinburgh Üniversitesi’ni kölelikle nasıl ilişkilendirdi?
Bu konuya cevabınız ne olacak Gün bey:
İskoçya’daki dünyaca ünlü “Edinburgh Üniversitesi”nin, ırkçılığın yaygınlaşmasında ve özellikle “beyaz” ten rengine sahip insanların “üst” olarak zihinlerde konumlanması için çeşitli yayınlar yaptığı ortaya çıktı!
Öğrenmek isterseniz, kaynaklar burada:
27 Temmuz 2025, “The Guardian”:
Edinburgh University had “outsized” role in creating racist scientific theories, inquiry finds:
https://www.theguardian.com/education/2025/jul/27/edinburgh-university-outsized-role-creating-racist-scientific-theories-inquiry
28 Temmuz 2025, “The Guardian”:
Edinburgh University’s “skull room” highlights its complicated history with racist science:
https://www.theguardian.com/education/2025/jul/28/edinburgh-university-skull-room-highlights-its-complicated-history-with-phrenology
27/28 Temmuz 2025, “BBC”:
Edinburgh University had major role in racist theories, review finds:
https://www.bbc.com/news/articles/cr5rny8yp36o
Tarihçi & Akademisyen Stephen Kotkin’in yazdığı “Stalin biyografi serisi”nin ilk iki cildi yayınlandı, Türkçe’ye de çevrildi.
Kendisiyle yapılan röportajı izlemek için:
https://www.youtube.com/watch?v=YMfd3EoHfPI
Süre:
2 saat 14 dakika
Bu uzun röportajın bazı konu başlıkları şunlar:
• SSCB’nin ilk yıllarında milyonlarca sovyet vatandaşı, Stalin’i niçin destekledi?
• Stalin’in gizli polis örgütünün kuruluş aşamasında neler yaşandı?
• Stalin’e sadık olan kişiler, Stalin’in onları öldürmesine nasıl rıza gösterebildi?
• Niçin Stalin’i öldürmeye teşebbüs eden birileri çıkmadı?
• Çin’i fakirlikten kurtaran şey, “komünizm” değildi.
• Çin, Sovyetlerle bağını ne zaman kopardı?
• Günümüz entelektüelleri, Marksizm’e niçin çok fazla sempati duyuyor?
• “Solcular”ın 100 yıldır devam eden iç savaşı
Sayın Zileli, hatırlıyor musunuz; 2018 yılının Temmuz-Ağustos aylarında “Rahip Brunson krizi”yle çalkalandığımız günlerde Dolar/TL kuru “4 TL”nin üzerine çıkmıştı ve bir daha hiç inmedi!
2025 yılının Ağustos ayına girmek üzereyiz; kur “40 TL”ye ulaştı! Ama ülkede hiç kimse bu konuyu konuşmuyor!
Sebebi ne?
ABD tarihinde, klasik Marksizm tandanslı sol organizasyonlar niçin hiç olmadı?
ABD tarihinde; Avrupadakilere benzer bir şekilde bir sosyalist parti, bir işçi partisi niçin hiç kurulmadı, günümüze değin yaşayamadı?
Cevabı burada:
https://www.youtube.com/watch?v=PvFmBW7PY7k
Mersin’de bir pasajdaki dönercide çırak olarak çalışan 12 yaşındaki Eyüp Can Güner, “yavaş çalışıyorsun!” diye gerekçe gösterilerek ustası tarafından bıçakla öldürüldü.
Eyüp’ün babası şu açıklamayı yaptı:
“Şimdi soracaksınız, ‘Bu çocuk neden çalışıyordu?’
Emekliyim, hâlâ çalışıyorum. 16000 TL emekli maaşıyla geçinilir mi? Ödediğimiz ev kirası 10000 TL. Eyüp de bunu görüyordu, okul masrafları için çalışmak istedi.”
Kaynak:
https://x.com/pusholder/status/1951559929237561568
Günaydın “Anonim 01 Ağustos 2025”
Cevabı sizin kara cahilliğinizde! İnternet çağında affedilmez bir kara cahillik!
Industrial Workers of the World (IWW) (Wobblies). Hatta çok daha çarpıcı bir örnek verirsem, daha 23 yaşında büyük beyinliler diline tam hâkim olan ünlü Marksist sosyolog C. W. Mills “sosyolog (oku entelektüel) olmaktansa bir Wobblies olmayı tercihe ederim” dedi.
Not: Industrial Workers of the World = Dünya Sanayi İşçileri
Diğer tanınmayanlar arasında meşhur “Communist Party of the United States of America” (ABD Komünist Partisi)
Meşhur isimler arasında da, başta Marcuse, Almanya’dan kaçıp ABD’ye yerleşen Marksist Frankfurt okulu, W.E.B. Du Bois, Angela Davis ve benzerleri var.
YourTüpe – Vivek (= Zizek) Chibber (= Gibber) son zamanların medya tiryakisi olmuş enayiler avcısı.
Bence asıl nedeni Marksistlerin istediğini Kapitalistler fazlasıyla başarmıştı: ÜRETİM VE TÜKETİM.
Siz daha henüz ne Sovyet Rusya ne de, ayıp donu Marks, aslı Konfüçyüs olan Çin’in becerilerini bile bilmiyorsunuz!
Şu an sağ ve sol dünyaya hâkim olan DİN tıpkı KAPİTALİST DİN, yani HERKES BİRBİRİNE KARŞI ALLAH DA HERKESE KARŞI.
Avrupa’ya gelince. En azından bu sitede yayınlanan Gorter’in pezevenk Lenin’e açık mektubunu okursanız bir fikir edinirsiniz. Çok dahası var ama sonsuz daha dürüst Frantz Fanon’ın bir alıntısı şahane teşhis yeter.
Ama önce benden giriş:
Kolonileriyle zenginleşen Avrupa ki bu yalanı Marks da bal gibi yuttu, zenginliğini çalışkanlığıyla üretimi arttırması, sarışın mavi gözlü olması, ilericiliği, hammamizmi ile temizliği ve benzeri akıl almaz uydurmaları dünyaya yutturdu. Ama halihazırda dünya ülkelerini çoktan ele geçirmiş muhabbet tellalları yutmadı, taklit etti. Atatürk bu taklitçilerden, şimdi Afrika’yı soyup soğana çeviren AFRİKALI SİYAH liderler diğer örnekler hele Rusya, Çin, şimdi Hindistan… Bir de tüm dünya büyük beyinlierinin idare ettikleri toprakları satışa çıkaran LİDERLER var. Kısacası tüm dünya üretim/tüketim çılgınlığı içine girdi.
Şimdi de Frantz Fanon:
“Avrupa kolonileri arasında sadece Amerika kendine benzer olmayı başardı ve bakın şu sonsuz çirkin canavara!”
“İZAH”I OLMAYAN ŞEYİN, “MİZAH”I OLUR:
Çanlar Kimin İçin Çalıyor? >>> Diplomalar Kimler İçin Çalınıyor?
Ferrari’sini Satan Bilge >>> Diplomasını Satan Bilge
Kürk Mantolu Madonna >>> Çakma Diplomalı Madonna
Sineklerin Tanrısı >>> Diplomaların Tanrısı
Kayıp Zamanın İzinde >>> Kayıp Diplomaların İzinde
Silahlara Veda >>> Diplomalara Veda
La Fontaine’den Masallar >>> La Fontaine’den Diplomalar
80 Günde Devr-i Alem >>> 80 Günde Diploma
Denizler Altında 20000 Fersah >>> Denizler Altında 20000 Diploma
Beyaz Zambaklar Ülkesinde >>> Beyaz Diplomalar Ülkesinde
Fikrimin İnce Gülü >>> Fikrimin İnce Diploması
Mülksüzler >>> Diplomasızlar
Suç ve Ceza >>> Sahte Diploma ve Yüksek Maaş
Android’ler Elektrikli Koyun Düşler mi? >>> Android’ler Elektrikli Diploma Düşler mi?
Yapısal Reformlar ve Türkiye >>> Sahte Diplomalar ve Türkiye
Kendime Yazılar >>> Kendime Diplomalar
Memleketimden İnsan Manzaraları >>> Memleketimden Diploma Manzaraları
Saatleri Ayarlama Enstitüsü >>> Diplomaları Ayarlama Enstitüsü
Benim Adım Kırmızı >>> Benim Adım Diploma
Yeraltından Notlar >>> Yeraltından Diplomalar
9. Hariciye Koğuşu >>> 9. Diploma Koğuşu
Harry Potter: Zümrüdüanka Yoldaşlığı >>> Harry Potter: Diploma Yoldaşlığı
Yüzüklerin Efendisi >>> Diplomaların Efendisi
Haberiniz olsun diye yazıyorum Gün bey.
Şimdi de şu söylenti dolaşıyor:
“Eğer ‘şeriat’ olsaydı; herkes korkardı, hiçkimse hiçbir şey yapamazdı!
Fakat ‘laik & seküler’ bir düzende yaşadığımız için; hiçkimse hiçbir şeyden korkmuyor, ‘sahte diplomalar’ı rahat rahat üretebiliyorlar!
‘Şeriat’, geri getirilmelidir!”
“Halk niye itiraz etmiyor’ ve ” Şimdi de şu söylenti dolaşıyor” Anonimlerine
Şu an en çok çiğnenen çiklet DEMOKRASİ. Var olduğunu iddia edenler için sadece korktukları düşmanlarda olmayışı dırdırı. Olmadığını iddia edenler için çaresizliğin diğer bir adı.
Neyse asıl konuya döneyim: Demokrasinin gerçekten var olması için kişilerin demokrat olmaları gerekli ve yeterli olarak bilinir.
Hem Milliyetçilikte hem de Marksizm-Sosyalizm-Komünizm-Anarşizm gibi laik inançlarda Türkiye Batı kuyruğu/kıç*ına girdi.
Yukarıdaki yorumları yazan bireyler bu demokrasiden yararlanıyorlar ama diğerlerinin aynı demokrasiden yararlananları eleştireceklerine, kısa bir anlatımını yapacaklarına kısa ve yoğun ihtarımsı özetlemişler.
Türkiye ve tüm dünya politika erbapları, tarihsel olarak, Milliyetçilik ve Marks’ın üretim/tüketim dünyasına ağız sulanmalarını, temelde İLERİCİLİK, satıhta Marksizm-Sosyalizm-Komünizm-Anarşizm gibi anlaması kolay ve cana daha yakın dillerle zengin olma isteğine/paraya tapmaya ayıp donları ettiler. Çok daha derinde, Fransız devrimi ile sona eren burjuva devrimlerinin kopyacılığını yaptılar.
Medeniyetten önce rastlanmayan İLERİCİLİK saplantısı aşağı yukarı 5-6 bin yıl önce Mezopotamya’da ilk Medeniyet Sümer ile başlar. Bu aslında kazananlar tarihidir ve hala tam gaz devam etmekte.
Not: Eğer yüksek zekalıların insan, yani kazananlar, tarihini Yapay Zeka/ Veri Tabanı’nda ararsanız o bile İLERLEME, yani yüksek zekalılar tarihinin tüm insan tarihine kıyasla sadece 1,3% -2%’si olduğunu artık saklamaya gerek bile duymaz. Belki bilirsiniz bir kavramım karşı anlamı yoksa kavramın kendisi anlamsızdır. (Buna en güzel örnek Saray dalkavuğu Darwin’in “yiyecek için hayat kavgası’. Yiyeceksiz hayat olmaz ama sarışın mavi gözlü bir DAHİ!) Yani yüksek zeka ve salak beraber anlam kazanır. Diğer bir deyişle, Yapay Zeka/ Veri Tabanı çoğunluğun yararlı salaklar olduğunu bilir.
İLERİCİLİK kavramının eski kökenlerinden birkaç örnek:
Mezopotamyalılar doğa ile bütünleşmek yerine egemenlik altına alma yoluna girer. Ortaya DİN çıkar. İlk önce Yahudilik sonra da fırlamaları Hırisyanlık ve İslam. Gılgamış Destanı’nda Gılgamış orman korucusunu öldürür, vahşiliği uysallaştırır, şehirler kurar (Batı dillerinde Civilization ve Türkçede Medeniyet şehir kelimesinden türer) dalkavuklarına (bunların 99%’ı hala dalkavukluk ederler) ekmek ve bira dağıtır.
Eski Ahit’te Allah, Adam ile Havva’ya tüm varlıkları egemenliği altına almalarını emreder.
I. Konstantin (MS 272 – 337), bana ” pipsqueak” adıyla hitap eden, solcu devrimci, tam ve tüm düzen değiştirme cambazı gibi anteni sonsuz güçlülerden. Hristiyan olur! Ne güzel ama değil mi? TEK TANRI, TEK İMPARATORLUK, TEK İMPARATOR ( ve çok küçük harflerle yazacağım: Ya halihazırda Saray’da dalkavuklar ya Saray etrafında girmeye hazırlanan volta atan sağ-solcu devrimciler.)
Ufak bir ek: Bir ara bu güçlü antenli I. Konstantin’in Hristiyanlık ayıp donunu giydiği tarihi incelemek istedim.
Fransız yayıncılığının en önemli koleksiyonlarından biri olan “la Pléiade”a baktım.
Dediklerini benim dilimle aktaracağım. Hristiyan YÜKSEK ZEKALILARI Hristiyanlıkla ile Devletin evlenmesinin gerekli olduğunu görüp, düğüne hazırlanırlar. Salaklar toplantılarına, yiyecek içecek paylaşmalarına, İsa’ya duyulan sevgi şarkıları “agape”lerine devam ederler.
Aynısını veya sonsuz benzerini antropolog Clastrer anlatır: Uruguay, Guayakileri avcılık ve devşiricilikten vazgeçirmek, yerleşik yaşamla medenileştirmek ister. YÜKSEK ZEKALILAR kaçınılmaz olduğunu görüp yerleşirler. Salaklar hiç bir şey anlamaz ve ormana yiyecek bulmak için gitmeye devam ederler. Tabii, Clastrer “la Pléiade”ın tersine bıyık altından gülerek anlatır.
Not: Ümit ederim “03 Ağustos25 Sayın “pipsqueak”in dikkatine” ve “07 Ağustos 2025 Sayın “pipsqueak”in (6 Ağustos25) dikkatine” yorumlarını yazan çok yüksek zekalı ve çok güçlü antenliler son paragraflarda yazdıklarımla ne demek istediğimi anlarlar!
İki alem vardır: GEREKLİLİK ALEMİ VE ÖZGÜRLÜK ALEMİ. Bilgilerim gereklilik alemine bir taviz. Şimdi bilgi azınlıktan azınlığa aktarılmakta ve aktaranların 90%’ı Saray dalkavukları.
Burjuva duygularına daha uygun suret.
“Halk niye itiraz etmiyor’ ve ” Şimdi de şu söylenti dolaşıyor” Anonimlerine
Şu an en çok çiğnenen çiklet DEMOKRASİ. Var olduğunu iddia edenler için sadece korktukları düşmanlarda olmayışı dırdırı. Olmadığını iddia edenler için çaresizliğin diğer bir adı.
Neyse asıl konuya döneyim: Demokrasinin gerçekten var olması için kişilerin demokrat olmaları gerekli ve yeterli olarak bilinir.
Hem Milliyetçilikte hem de Marksizm-Sosyalizm-Komünizm-Anarşizm gibi laik inançlarda Türkiye Batı kuyruğuna girdi.
Yukarıdaki yorumları yazan bireyler bu demokrasiden yararlanıyorlar ama diğerlerinin aynı demokrasiden yararlananları eleştireceklerine, kısa bir anlatımını yapacaklarına kısa ve yoğun ihtarımsı özetlemişler.
Türkiye ve tüm dünya politika erbapları, tarihsel olarak, Milliyetçilik ve Marks’ın üretim/tüketim dünyasına ağız sulanmalarını, temelde İLERİCİLİK, satıhta Marksizm-Sosyalizm-Komünizm-Anarşizm gibi anlaması kolay ve cana daha yakın dillerle zengin olma isteğine/paraya tapmaya ayıp donları ettiler. Çok daha derinde, Fransız devrimi ile sona eren burjuva devrimlerinin kopyacılığını yaptılar.
Medeniyetten önce rastlanmayan İLERİCİLİK saplantısı aşağı yukarı 5-6 bin yıl önce Mezopotamya’da ilk Medeniyet Sümer ile başlar. Bu aslında kazananlar tarihidir ve hala tam gaz devam etmekte.
Not: Eğer yüksek zekalıların insan, yani kazananlar, tarihini Yapay Zeka/ Veri Tabanı’nda ararsanız o bile İLERLEME, yani yüksek zekalılar tarihinin tüm insan tarihine kıyasla sadece 1,3% -2%’si olduğunu artık saklamaya gerek bile duymaz. Belki bilirsiniz bir kavramım karşı anlamı yoksa kavramın kendisi anlamsızdır. (Buna en güzel örnek Saray dalkavuğu Darwin’in “yiyecek için hayat kavgası’. Yiyeceksiz hayat olmaz ama sarışın mavi gözlü bir DAHİ!) Yani yüksek zeka ve salak beraber anlam kazanır. Diğer bir deyişle, Yapay Zeka/ Veri Tabanı çoğunluğun yararlı salaklar olduğunu bilir.
İLERİCİLİK kavramının eski kökenlerinden birkaç örnek:
Mezopotamyalılar doğa ile bütünleşmek yerine egemenlik altına alma yoluna girer. Ortaya DİN çıkar. İlk önce Yahudilik sonra da fırlamaları Hırisyanlık ve İslam. Gılgamış Destanı’nda Gılgamış orman korucusunu öldürür, vahşiliği uysallaştırır, şehirler kurar (Batı dillerinde Civilization ve Türkçede Medeniyet şehir kelimesinden türer) dalkavuklarına (bunların 99%’ı hala dalkavukluk ederler) ekmek ve bira dağıtır.
Eski Ahit’te Allah, Adam ile Havva’ya tüm varlıkları egemenliği altına almalarını emreder.
I. Konstantin (MS 272 – 337), bana ” pipsqueak” adıyla hitap eden, solcu devrimci, tam ve tüm düzen değiştirme cambazı gibi anteni sonsuz güçlülerden. Hristiyan olur! Ne güzel ama değil mi? TEK TANRI, TEK İMPARATORLUK, TEK İMPARATOR ( ve çok küçük harflerle yazacağım: Ya halihazırda Saray’da dalkavuklar ya Saray etrafında girmeye hazırlanan volta atan sağ-solcu devrimciler.)
Ufak bir ek: Bir ara bu güçlü antenli I. Konstantin’in Hristiyanlık ayıp donunu giydiği tarihi incelemek istedim.
Fransız yayıncılığının en önemli koleksiyonlarından biri olan “la Pléiade”a baktım.
Dediklerini benim dilimle aktaracağım. Hristiyan YÜKSEK ZEKALILARI Hristiyanlıkla ile Devletin evlenmesinin gerekli olduğunu görüp, düğüne hazırlanırlar. Salaklar toplantılarına, yiyecek içecek paylaşmalarına, İsa’ya duyulan sevgi şarkıları “agape”lerine devam ederler.
Aynısını veya sonsuz benzerini antropolog Clastrer anlatır: Uruguay, Guayakileri avcılık ve devşiricilikten vazgeçirmek, yerleşik yaşamla medenileştirmek ister. YÜKSEK ZEKALILAR kaçınılmaz olduğunu görüp yerleşirler. Salaklar hiç bir şey anlamaz ve ormana yiyecek bulmak için gitmeye devam ederler. Tabii, Clastrer “la Pléiade”ın tersine bıyık altından gülerek anlatır.
Not: Ümit ederim “03 Ağustos25 Sayın “pipsqueak”in dikkatine” ve “07 Ağustos 2025 Sayın “pipsqueak”in (6 Ağustos25) dikkatine” yorumlarını yazan çok yüksek zekalı ve çok güçlü antenliler son paragraflarda yazdıklarımla ne demek istediğimi anlarlar!
İki alem vardır: GEREKLİLİK ALEMİ VE ÖZGÜRLÜK ALEMİ. Bilgilerim gereklilik alemine bir taviz. Şimdi bilgi azınlıktan azınlığa aktarılmakta ve aktaranların 90%’ı Saray dalkavukları.
Daha da temiz oldu ama sadece siz değil başkaları da gocunuyor
Kara Cahil Edward Bernaysistler
Yeni bir guru bulduğunuza sevindim. Hayatım, milyonlarca midesi dolu beyni ishal olmuş, cahillik ve bolluk cennetinde yaşayanlar arasında geçti. Tarih cahilliğiniz yüz kızartıcı. Bo*unuzda bulduğunuz boncukları sıralamış VeriTabanı REKLAMIYLA satıyorsunuz! HİÇ BİRİNİ okumadığınız besbelli. Zaten okusanız da anlamayacağınızdan eminim.
Artık herkes bildiği ve tüm tanrıların bile değiştirmeyeceği bir gerçek televizyonlarda bile açıkça seyirci sürülerine eğlence haber olmuş: Yaşam artık tamamıyla banalleşti ve dünya dandiklerle dolu.
Biri zaman öldürmek için sizinle bu haberin dedikodusunu yapar. Bu sizi gocundurmuş. Siz adama “Peki, neden intihar etmiyorsunuz? Peki, neden bizim gibi dandik olmuyorsunuz?” dersiniz. Yazınız böyle sizler gibi dandik cahillerden sık sık duyduğum benzeri şantajlar dolu!
Amerikalılar siz Türk sarışın mavi gözlüleri hödüklükte de geçtiği halde, oradaki klonlarınız hiç değilse intihar teklifi yapacağına “sen bu kadar biliyorsan, neden zengin değilsin?” derlerdi.
Son modalara uymanın zararlarından biri. Size benzerler önce Marksist Komünist ya da Marksist Sosyalist, daha sonra ilerici anarşist, daha daha sonra da İnternet Gazeteciliği yaptılar.
Belki da haklısınız! REKLAM insanları biçimsizleştiriyor!
En az 3 bin yıl önce ilk HER ŞEY teorileri din adı altında dünyayı sardı ve zamanla dünyayı ateşe de saldı.
Saygı Değer “17 Ağustos 2025” Edward Bernaysistleri
“17 Ağustos 2025” yorumunuza cevabım henüz yayınlanmadı. Bu arada bana hemen sizi hatırlatan bir yazı okuyup tekrar yazmak istedim.
Edward Bernays’in HER ŞEY REKLAM teorisini kanıtlayan bir yazıya rastladım. Okuyunca sizi hatırlayıp hemen anladım, beni bu teoriye uyardığınız için teşekkür ederim.
Yazı Güney Kore gençlerinin REKLAM sayesinde Seul’den kaçıp sakin bir köye yerleşmesi üzerine.
Bir gençle yapılan söyleşiden alıntılar:
Seul’un hayatta kalmak için çalışma hayatından hayal kırıklığına uğrayan bir grup genç Koreli, kırsaldaki Endişelenmeyin Köyü’ne sığınır.
“En zoru da konuşacak kimsemin olmamasıydı. İşten sonra evde televizyon kanallarını gezer veya video oyunları oynardım,”
Kim Ji-ung, Güney Kore’nin başkentinde yalnızlıkla mücadele ettikten sonra Seul’dan ayrılıp ‘Endişelenmeyin Köyü’ne gitmeye karar verdi.
Seul, yüksek maaşlı kurumsal işler vaadiyle insanları çekmeye devam ederken, nüfus sayımı rakamları şehrin genç nüfusunu elinde tutmayı başaramadığını, son on yılda şehre gelenlerin neredeyse aynı sayıda kişiyi terk ettiğini gösteriyor.
Aşağıdaki paragraf özellikle sizi, ilerici ve daima genç kalan anarşistleri ve teknolojik- kültürel gelişimlere hızla ayak uyduran bu siteyi andırdı.
Bu eğilim, Güney Kore’nin başkentinin uluslararası gezginler tarafından sürekli olarak dünyanın en heyecan verici şehirleri arasında sıralanan teknolojik ve kültürel bir güç merkezi haline gelmesine rağmen ortaya çıkıyor.
“Küçük Burjuvazi” Diye Bir Sınıf Yok!
Hatta ne Küçük Burjuvazi ne de Büyük Burjuvazi var!
Burjuvalar çoktan yok oldu. Benim dilimle ifade edersem, burjuvalar yerlerine geçenleri, orta-sınıflıları, görünce kahırlarına dayanamayıp intihar ettiler.
Son yüz yıl yazılan sosyoloji eserlere bakarsanız sadece sosyal sınıflardan söz edilir ve çoğunluk orta-sınıflılardır.
Bu çok uzun bir hikaye. Çok basitçe, burjuvalar orta çağa egemen dinsel dünya görüşüne karşı oluştular. Bir amaçları, bir misyonları vardı. Belki de Aydınlık Devri bunu güzel özetler.
Daha basitçe, eğer o zamanlar televizyon olsaydı, bir küçük/büyük burjuva Mevlevi sema ayinini gizli saklı seyrederdi. Şimdiki orta-sınıflılar için Mevlevi sema ayini akşam önünde geviş getirdiği, hayattan vekaleten zevk aldığı televizyon ekranında bir görüntü, bir gösteri, bir eğlence. Eğer biraz entelektüellik, yani büyük beyinlilik, taslayan biriyse, gördüğü İslam-Türk kültürü zenginliğini kanıtlar.
Laiklik geleneğini üstlenen orta-sınıflılar ve özellikle sol ve sağ-devrimciler, zaten küçük /büyük burjuva artık hiç bir yerde var olmadığından, küçük /büyük burjuva olmadıkları ninnileriyle rahatlayıp uykularına devam ederler. Aslında bunlar zamanımızı en fazla temsil eden bilim müritleridirler. B,l,m,n kralı da fizik olduğundan, bunun adı var: ” en az dirençli yol kavramı”. Hatta artık moda olmayan ama uzun bir süre zamanımızı daha da derinden simgeleyen Kapitalizmin müritleri bunun tembellik olduğunu ve eğer insanı dürtmezsen çalışmaz olduğu uzun havaları çekerlerdi.
Benim sevdiğim sadece küçük/büyük burjuva değil Marksistleri ve ilerici anarşistleri de hedef alan bir anarşist sloganı var: “Bunlar devrimle orta-sınıf olmak isterler, biz asil olmak isteriz!”
Rus ve Çin devrimlerinden sonra uyanmayan, bakirelik bahanesiyle aynı hayalle yaşayan ilerici anarşistler bile var. Eğer bu bakirelik saplantısı içinde debelenenler çok çok çok büyük beyinlilerse, Trump ve Trump’ı pompalayan diğer faşist evanjelistlerin tercihine uygun beyinli olduklarından uzay araçlarına alınacaklar.
İyi şanslar!
Merhaba Gün Hocam…
Yazıya “yanıtlar” “hoş”, “coşkulu”, “iddialı”…
Öyle olmazsa olmaz… 🙂 Konunun özüne girmeyen “yanıt”lar…
“Herkes kendi hikayesini” anlatmış…🙂
Ben de kendi hikayemi anlatayım..
Marksizmin “sınıf” kategorizasyonunda “küçük burjuvazi” bir ara sınıf olarak vardır ve kendine özgü tutarlı bir siyasal doğrultusu yoktur. O toplumsal dönüşümün karar anlarında kapitalizmin iki ana sınıfı arasında salınır… Kâh birine kâh diğerine yedeklenir…
Bu konuda (yani genel olarak sınıflar ve özel olarak da küçük burjuvazinin sınıfsal varlığı konusunda) birçok saygıdeğer çalışma var ve eminim siz de bunları biliyorsunuzdur..
Çok uzattım ama…
Toplumsal olarak “Sınıf” belli bir tarihsel toplumsal kesitte üretim araçlarının mülkiyeti ve üretilmiş nesnelerin bölüşümü karşısındaki konumuyla kategorize edilir…
Zaten eleştirilen de bu görüş.
Gün Hocam yeniden merhaba…
Cevabınız bir “tartışmaya davet” midir…? Bilmiyorum ama bu iletiyi yazıyorum… haddim olmayarak yazınızda kimi saptama ve argümanların “iyi düşünülmemiş” “üstünkörü” ifadeler olduğunu düşünüyorum… Örneğin kente göçmüş insanların kenar mahallelerde arsa “zapt edip” gecekondu yapmasını (kapitalist toplumda sınıflar bahsinde) “mülk sahipliği” olarak değerlendiriyorsunuz… Bu bakışla sanırım “çağdaş dünya’da” “mülksüz insan” bulmak imkansızdır…(?)🙂🙂
Ve ama konu gerçekten (en azından benim için) Ufuk açıcı ve okumayı gerektiriyor…
benim yazdıklarım sadece konuyu incelemeye ve tartışmaya bir davettir.
Merhabalar…
Öncelikle Gün Hocamdan ve bu yazıya tanık olan arkadaşlardan özür dilemeliyim… Onları gereksiz bir cevapla meşgul etmiş olacağım…
Benim bu sayfada 17 Eylül 2025 tarihinde Gün Hocama hitaben yazdığım bir nottan hareketle Pipsqueak isimli arkadaş 4 Ekim’de bir ileti paylaşmış… Ne yazık ki arkadaşın iletisi bir tarihsel-toplumsal kesitte sosyo-ekonomik sınıf kategorilerinin varlık koşulları, ilişki biçimleri, v.b. konusunda tartışmayı ilerletecek bir niteliğe sahip değil…
O nedenle bu not, arkadaşın kimi “kişisel” değerlendirmelerine bir cevap olacak…
Arkadaş yazısının girişinde benim yazımı görünce kendisini “bundan 60 yıl öncesinde buldu…”ğunu söylüyor. Bu ifadeler ile benim düşüncelerimin 60 yıl öncede kalmış düşünceler olduğu kastediliyor ise bu “eksik” bir değerlendirme… Çünkü Gün Hocamın da belirttiği gibi Marksizm 150-200 yıldır bu analizi yapıyor.
Devamında arkadaş benim “… tamamıyla komik olan bir mantık kullanmış:” olduğumu belirterek “… dil(imin) ise ruhani din dili: Marksizm’de “küçük burjuvazi” varsa, vardır. Mantıkta buna “totoloji”, “gereksiz tekrar” denir.” Diyor.
Tabi kuşkusuz “dil” önemlidir. Doğru ve dikkatli kullanmak gerekir…
Bu vesileyle bir-iki noktaya işaret edeyim;
Ben doğrusu “tamamıyla komik olan” (?) bir yaklaşım yerine “kısmen komik olan” 🙂 (ya da “ucundan azıcık” mı demeliydim?🙂) bir yaklaşımı tercih ederdim, demek ki “ölçüyü” kaçırmışım…🙂
Bir diğeri, benim “totoloji” yaptığım yakıştırması ve bunun “komik” tarafı; kullandığım dilin “ruhani din dili” olduğunu söylenmesi…🙂 Birileri “totoloji”den mi söz etmişti? Ruhani olmayan din var mıdır? Burada “neden söz ettiğini bilmek önemlidir” ifadesine sıklıkla vurgu yapan Hocamın kulaklarını çınlatarak devam edelim…🙂
Sonlara doğru arkadaş “bu zavallı, … alçak gönüllü,…” diye devam ederek hakaretin sınırlarında dolaşan incitici ifadelerle, “… zengin sarışın mavi gözlülerin ülkelerin(in) Marksist-Kapitalist rakiplerine “Komünist” adı vermekten vazgeç(tiğinden) … habersiz.” Olduğumu söylüyor… Ve bu noktada benim açımdan (zaten sağlıklı bir zeminde yürümeyen) tartışma bitiyor… Bunun esas nedeni, üslup ve dil sorunları değil… (onlara da birazdan döneceğim) Her şeyden önce sağlıklı bir tartışma zemini, tartışmaya konu olay, olgu ve süreçlerin ortak bir kavramlaştırma disiplini içerisinde değerlendirilmesiyle yaratılabilir. Hele bizim “tartışma” konumuzda, “Marksizm’de Küçük Burjuvazi kavramı” bu bir zorunluluktur…Yani tartışmada taraflar her şeyden önce kavramlaştırmalarda ortak bir dili yakalamalıdırlar.
Dolayısıyla, bir oksimorondan “Marksist-Kapitalist”(?!) “kavram” türettiğini düşünen biriyle Marksizm konusunda hiçbir şey tartışılamaz… Haydi “ruhani din dili” kullanayım; “Böylelerini kendi haline bırakınız ve Allah’a emanet/havale ediniz.” O kadarcık “tercih” hakkınız da olsun…🙂
Üslup ve dil konusuyla bağlayalım. Bir söz aklıma geldi; “Üslubu beyan ayniyle insan”…
Sözü arkadaşa bırakalım;
“…..
Ama beni gerçekten en fazla üzen, özellikle 17’nci yüzyıldan sonra büyük bir hız kazanan, b*k gibi artan metaya paralel her dalda uzman artışı. Somutlaştırayım: Bir çocuk eve gelir ve babası veya annesine siz “Küba nerede biliyor musunuz?” diye sorar. Anne ve baba inek trene bakar gibi bakarlar. İşte o çocuk büyüyünce “Anonim 17 Eylül 2025” olur. Hem de “birçok saygıdeğer çalışma var ve eminim siz de bunları biliyorsunuzdur” diyerek bilgi yerine geçen enformasyon ticaretine katkıda bulunur.”
Biliyorum ne desem boş… Ama belki bir yararı olur; Türkçede “inek trene bakar gibi” değil “öküzün trene baktığı gibi” diye bir söz dizisi vardır. Ve ben bu sözü hiçbir insan için kullanmayı uygun bulmam…
Arkadaşa hitaben şunları da söyleyip bitireyim;
Benim birkaç satırlık notumdan bütün bir “ömür çizgimi” süzüp çıkarmışsınız. Bu ömür çizgisi “ibretlik” bir “somutlaştır”maya da konu olmuş… Bence bunu bir senaryoya dönüştürüp “kısa metrajlı” da olsa bir film yapabilirsiniz. “Eğitim “ çalışmalarınızda gösterilmek üzere…
Bir de “ticaret” konusu… Bugüne kadar işgücümden başka hiç bir şey satmadım, ticaretle ilgili de yanlış yerdesiniz…
Tekrar herkesten özür diliyorum…
Tabi kuşkusuz “dil” önemlidir. Tabii…
Gün Hocam
“düzeltme” için teşekkürler…🙂🙂🙂🙂