Karl Kautski, İkinci Enternasyonal’in fikrî otoritesi olarak, 1908 tarihli “Marksizmin Üç Kaynağı” başlıklı makalesinde şöyle hüküm kesti:

“On dokuzuncu yüzyılda modern uygarlığı üç ulus temsil ediyordu. Ancak her üçünün de ruhunu özümsemiş ve böylece kendi yüzyılının bütün kazanımlarıyla silahlanmış bir kişi, Marks’ın ürettiği muazzam eseri üretebilirdi.

“Bu üç ulusun düşüncelerinin sentezi … Marks ve Engels’in tarihsel katkısının başlangıç noktasını oluşturur. …

“Marks ve Engels, İngiliz, Fransız ve Alman düşüncelerindeki bütün mükemmel ve bereketli yanları kaynaştırarak modern bilimsel sosyalizmi yarattılar.” (Karl Kautski, Marksizmin Üç Kaynağı, 1908, http://www.marxists.org/francais/kautsky/works/1908/00/kautsky_19080000__04.htm)

Lenin, Kautski’den devraldığı bu şablonu, 1913 tarihli “Marksizmin Üç Kaynağı ve Üç Bileşeni” ile 1914 tarihli “Karl Marks”ta şöyle kullandı:

“Onun doktrini, felsefenin, ekonomi politiğin ve sosyalizmin en büyük temsilcilerinin öğretilerinin doğrudan devamı olarak doğmuştur. … Marksist doktrin, Alman felsefesi, İngiliz ekonomi politiği ve Fransız sosyalizminde temsil edilen, insanlığın on dokuzuncu yüzyılda yarattığı en iyi ürünlerin meşru mirasçısıdır.

“… Marksizmin üç kaynağı ve aynı zamanda üç bileşeni bunlardır.” (V. İ. Lenin, Marksizmin Üç Kaynağı ve Üç Bileşeni, 1913, Toplu Eserler, İng., c. 19, s. 23-24.)

“Marks insanlığın en ileri üç ülkesince temsil edilen on dokuzuncu yüzyılın üç ana ideolojik akımını, yani klâsik Alman felsefesini, klâsik İngiliz ekonomi politiğini ve genel olarak Fransız devrimci doktrinleriyle sarmaşmış Fransız sosyalizmini sürdüren ve tamamlayan bir deha idi. … Marksizmin esas içeriği, yani Marks’ın ekonomik doktrini …” (V. İ. Lenin, Karl Marks, 1914, TE, İng., c. 21, s. 50.)

Kautski – Lenin ezberinin tersine, Marks klâsik Alman felsefesinin, İngiliz ekonomi politiğinin ve Fransız sosyalizminin “doğrudan devamı” ya da onların “meşru mirasçısı” değildir. Marks “on dokuzuncu yüzyılın üç ana ideolojik akımını … sürdüren ve tamamlayan” değildir. Klâsik Alman felsefesi, İngiliz ekonomi politiği ve Fransız sosyalizmi, Marksizmin üç bileşeni değildir. Marks, bu üç kaynağı sentezleyerek kendi düşüncesini üretmiş değildir. Tam tersine Marks, bu üç kaynağı eleştiriye tâbi tutmuştur.

Marks’ın düşüncesi şu tespitlerden hareket eder:

Marks’a göre “tersine dönmüş”, acayip bir dünyada yaşamaktayızdır. Dünya öyle tuhaftır ki, insanların kendi faaliyetleri insanların kontrolünden çıkarak vahşileşmekte ve dönüp insanları tahakküm altına almaktadır.

Öyleyse, der Marks, insanın kendi faaliyeti insanın kendi kontrolünde değilse, o faaliyet sahiden insana ait olamaz. İnsanın kontrolü dışına çıkarak otonom bir güç hâline gelen ve dönüp insana hükmeden faaliyet, ancak insana yabancılaşmış faaliyet olabilir.

Klâsik Alman felsefesi, İngiliz ekonomi politiği ve Fransız sosyalizmi, insana yabancılaşmış faaliyetin zihinsel yansımalarıdır. Marks, bu üç kaynağı eleştiriye tâbi tutarak, onların yabancılaşmış faaliyeti zihinde yeniden ürettiklerini göstermiştir. Marks, bu üç kaynağın teorik eleştirisi yoluyla zihinleri mevcut düzenin şartlanmalarından özgürleştirmiş ve böylece tersine dönmüş dünyanın pratik eleştirisinin, yani kurtuluş mücadelesinin önünü açmıştır.

Marks’ın ekonomik bir doktrin geliştirdiğine dair bir efsâne dolaşır. Lenin’in “Marksizmin esas içeriği, yani Marks’ın ekonomik doktrini” ifadesi, bu efsânenin kaynaklarından biridir.

Marksizmin esas içeriği, Marks’ın ekonomik doktrini değildir. Çünkü Marks’ın ekonomik doktrini diye bir şey yoktur. Marks’ın ekonomi politiği eleştirirken ekonomi politiğin teorik kabullerinden hareket etmiş olması, onun ekonomik bir doktrin geliştirdiği anlamına gelmez.

Doktrinler “doğru”ları vazeder. Doktrin, “kutsal bilgi” ile şereflenmiş bir seçkinler zümresine itaati buyurur. Doktrinci yaklaşıma göre, bu seçkin zümre insanları eğitmeli ve tebliğ ettiği doğrular manzumesine göre toplumun dönüşmesini sağlamalıdır.

Marks, insanların uyması gereken bir doktrin ileri sürmüş değildir. Marks, kurtuluş mücadelesinin yaratacağı komünal insanlığın doktriner bir resmini vermiş değildir. Çünkü Marks’a göre geleceğin mimari projesi, zihinde önceden tasarlanamaz. Geleceğin nasıl bir şey olacağı, mülksüzlerin, sıradan insanların mücadelesi kendi yolunu adım adım açtıkça ortaya çıkacaktır.

Marksizmin esas içeriği, insanlığın kurtuluşu teorisidir. İnsanlığın kurtuluşu maddi bir gerçeklik olarak ortaya çıkmadıkça, yani komünal insanlık fiilen gerçekleşmedikçe, kurtuluşun teorisi tamamlanmış olmaz. Teorinin tamamlanması zihinsel bir gayret meselesi değil, mücadelenin komünal insanlığı fiilen yaratması meselesidir.